Güven Baykan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yaşam
  4. Sonsuz Ertelemenin Eşiği: Yaratıcılığı Bekleten Gündelik Hayat

Sonsuz Ertelemenin Eşiği: Yaratıcılığı Bekleten Gündelik Hayat

Çünkü nihayetinde mesele mükemmel olmak değil, başlamış olmak. Ve bazen yalnızca bir satırla...

featured
Player Alanı

Bazı sabahlar, içimde bir cümle kıvılcımlanır. Henüz kahve bile içmeden, zihnimin bir köşesinde bir şey belirir; bir fikir, bir imge, bir ses… Yazmalıyım derim. Hemen değilse bile gün içinde bir vakit. Ama gün, alışkanlıkla yürür gider. O cümle kahvenin kokusunda silinir. Gelen bir mesaj, çalan bir telefon, biriken işler… Derken “sonra yazarım” dediğim fikir, kendini başka bir günün ertelemesine bırakır. Ve işte tam da bu: Sonsuz ertelemenin eşiğinde bir yaşamın içinde, yaratıcılık kendine yer bulamaz olur.

Yaratmak isteyen ama bir türlü başlayamayan insanın hikâyesi bu. Bir romanın ilk cümlesinde, bir resmin ilk fırça darbesinde, bir beste taslağında hep eksik kalmış bir “ilk adım”. O adım için sanki özel bir an, büyülü bir sessizlik, kusursuz bir motivasyon beklermişiz gibi. Oysa hayat, hiçbir zaman öyle bir zemin sunmaz bize. Hep bir şeyler eksiktir. Hep başka şeyler vardır öncelikli. Erteleriz. Üretme arzumuzu, düşlerimizi, anlatacaklarımızı… Hatta bazen kendimizi.

Yaratıcılık yalnızca yetenek ya da ilham meselesi değil. En çok da direnç meselesi. Gündelik hayatın içinde, yapılacaklar listesine sıkışmış insanın kendine açtığı küçük bir alan. Zamanın her şeyi yuttuğu bu çağda, “kendi sesimizi” duymaya çalışmak başlı başına bir eylem artık. Üstelik bu sadece sanatsal üretimle sınırlı değil. Bir mektup yazmak, bir deftere günce düşmek, bir tarifte kendinden bir dokunuş bırakmak… Tüm bunlar, içsel yaratma dürtüsünün kırıntıları.

Ama her şey dikkatle yarışıyor. Bildirimler, ekranlar, akıp giden içerikler… Kendi hikâyemizi yazmaya fırsat kalmadan başkalarının hikâyelerini tüketiyoruz. Tükeniyoruz. Bitmek bilmeyen gündelik yükümlülükler, ekonomik sıkıntılar, toplumsal gerginlikler… Sanki her şey, insanın yaratıcı tarafını bastırmak için birleşmiş gibi. Birçoğumuzun içi dolu ama elleri boş.

Peki ne yapmalı? Belki de en başta, üretme arzusunu kutsal bir anın gelmesine bağlamaktan vazgeçmeli. İlham beklememeli. Çünkü bazen en sıradan anlar, en yalın kelimelerle doğar. Bir sandalyeye oturmak, bir defteri açmak, sesli düşünmek bile yeterlidir. Her şey, başladığımız anda değişmeye başlar. Yaratıcılık çoğu zaman yapmanın içindedir, beklemenin değil.

Ve belki de en önemlisi: Kendimize karşı biraz daha yumuşak olmalı. Ertelemeyi, tembellik ya da yetersizlik değil; hayatla baş etmenin yolu olarak da görebilmeliyiz bazen. Yorgunluğumuzu, tükenmişliğimizi suçlamadan ama onları tanıyarak… Kendimizi anlayarak üretmeye başlamalı. Küçük, kırık, eksik ama bizim olan bir şeyle…

Çünkü nihayetinde mesele mükemmel olmak değil, başlamış olmak. Ve bazen yalnızca bir satırla:

“Bugün başladım.”

Sonsuz Ertelemenin Eşiği: Yaratıcılığı Bekleten Gündelik Hayat
Yorum Yap