Güven Baykan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kültür Sanat
  4. Şiir Yazanın Değil, İhtiyacı Olanındır

Şiir Yazanın Değil, İhtiyacı Olanındır

“Şiir yazanın değil, ihtiyacı olanındır.”

featured
Player Alanı

“Şiir yazanın değil, ihtiyacı olanındır.”
Derin anlamlı, izi uzun bir cümle bu.

İlk kez Pablo Neruda’nın hayatını konu alan II Postino filminde, onun mektuplarını taşıyan mütevazı bir postacının ağzından dökülür bu söz. Şairin karşısında büyük laflar etmeye niyeti olmayan o genç adam, yalnızca içinden geçeni söyler. Ama ne söz! Kimi zaman bir akademisyenin yıllar boyunca kuramadığı bağı, bir postacı iki kelimeyle kurar. Çünkü şiirle kurulan bağ, büyük sözcüklerle değil, büyük ihtiyaçlarla örülür.

Filmde olduğu gibi hayatta da şiir çoğu kez masa başında başlamaz. Evet, dizeler bir şairin kaleminden çıkabilir; ama şiirin gerçek yolculuğu orada başlar. Mısralar, anlamlarını yazarından değil, yolda karşılaştıkları yüreklerden alır. Bir cam kenarında düşüncelere dalmış bir yolcunun, bir hastane koridorunda sessizce bekleyen bir babanın, gece uykusuzluğunda göğe bakan bir gencin kalbine değdiğinde… işte o an şiir kendini bulur.

Attilâ İlhan, belki de tam olarak bunu sezmiştir o meşhur dizelerinde:

“Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum.”

O “ben”, yalnızca şairin sesi değildir. O “ben”; aşk acısıyla uykusuz kalan bir genç de olabilir, gidenin ardından susan bir anne de. Şiir orada yazarıyla değil, ihtiyacı olanla buluşur.

Turgut Uyar ise bir gün şöyle seslenir:

“İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım.”

Belki de o dizeyle binlerce insan ilk kez başını kaldırır gökyüzüne. O andan itibaren, o mısra artık Turgut Uyar’ın değil; gökyüzüne bakarak sevinmeye çalışan herkesin olur.

Kimi zaman bir ayrılığın ortasında söylenmeyen söz olur şiir. Kimi zaman hasretin tam ortasına serilen sessiz bir mendildir. Bazen de sevinçli bir günün ortasında içimize düşen serinlik. Ne hissettiğimizi adlandıramadığımız anlarda gelir şiir; içimizden bir şey taşar ve o taşkını karşılayan bir dize buluruz. İşte o anda, o dizenin artık bize ait olduğunu hissederiz. Çünkü bizim ihtiyacımız vardır ona. Bizim kalbimiz çağırmıştır.

Belki de bu yüzden, bazı şiirleri yıllar sonra okuduğumuzda bambaşka anlamlar çıkarırız içlerinden. Çünkü zaman değişmiştir; ama aslında değişen biz olmuşuzdur. Dizelerin içine sakladığımız eksiklikler, özlemler, sorular başka bir biçime bürünmüştür. Ve şiir, yepyeni bir pencereden yeniden bizim olur.

Şiir, duygunun adıdır. Ama aynı zamanda duygunun izidir de. Bizi geçmişimize, yaralarımıza, umutlarımıza götüren bir köprüdür. O yüzden yalnızca yazanın değil; asıl olarak duyanın, arayanın, bekleyenin malıdır.

Çünkü bir dizeye sarılan, onu yazandan çok daha fazla ihtiyaç duymuştur ona. Belki de şair, sadece o sesi ilk duyan kişidir. Ama o sesi kendi sesi sanan, kendi hayatıyla buluşturan kişi… işte şiir onunla tamamlanır.

Bu yüzden, bir şiiri okurken kendinizden bir şey buluyorsanız, bilin ki o şiir artık sizin olmuştur.
Ve Pablo Neruda’nın postacısının dediği gibi:

Şiir, yazanın değil, ihtiyacı olanındır.

Şiir Yazanın Değil, İhtiyacı Olanındır
Yorum Yap