Ferhan Şensoy’un yıllar önce kaleme aldığı “Şahları da Vururlar” oyunu, mizahın keskin diliyle eleştirel bakışını ortaya koyarak bugün bile taptaze bir gerçeklik sunuyor. Oyun, İran’ın siyasi çalkantıları içinde isim benzerliğinden dolayı haksız yere hapse atılan bir karakterin trajikomik hikâyesini anlatıyor. Nusret karakterinin şu repliği ise yıllar geçse de akıllardan silinmiyor:
“Men artık möyle şeylere şaşmaz olmuşem. Yarın öbür gün, bizim köşede gaz satan gazcı Ali’yi, İmam-ı Gazali diye tutuklayıp getirebilirler.”
Bu sözlerin güncelliğini hâlâ koruyor olması, sanatın zaman ötesi gücünü gösterdiği kadar, toplumların bazı konularda ilerleyemediğinin de bir göstergesi. Sanat, toplumsal olaylara ayna tutan bir araçken, bu aynaya bakanlar genellikle gördüklerinden rahatsız olup onu kırmak istiyor.
Son dönemde sanatçılar üzerindeki baskıların arttığını görüyoruz. Özgür düşünceye ve sanatın ifade gücüne tahammülsüzlük giderek yaygınlaşıyor. Melisa Sözen’in, 2016’da Fransa’da oynadığı bir dizide giydiği kostüm nedeniyle hakkında soruşturma açılması, bunun en güncel örneklerinden biri. Sözen’in gözaltına alındığı iddiası hızla yayılırken, gerçekte yalnızca ifadesine başvurulduğu ortaya çıktı. Ancak sanatçıların sürekli bu tür iddialarla anılması, toplumsal algıyı zedeliyor.
Sanatçılar, oynadıkları karakterler üzerinden yargılanabilir mi? Bir filmde ya da tiyatro oyununda canlandırdıkları roller gerçek hayatta bir suç unsuru haline gelebilir mi? Bu soruların yanıtı ne kadar basit ve açık olsa da, bazı çevrelerin sanatı anlamaktan çok, onu cezalandırmaya yöneldiğini görüyoruz.
Sanat ve mizah tarih boyunca hep bir tehdit olarak görüldü. Otoriteler, toplumu düşünmeye sevk eden eserleri bastırmaya çalıştı, sansür mekanizmalarını devreye soktu. Ama gerçek sanat ne yasaklarla ne de baskılarla susturulabilir. “Şahları da Vururlar” gibi eserlerin yıllar sonra bile hâlâ güncelliğini koruması bunun en büyük kanıtı.
Bugün gelinen noktada, sanatçının ve sanatın özgürlüğünü korumak sadece sanatseverlerin değil, herkesin sorumluluğu. Sanatı suç unsuru haline getirmek, toplumun yaratıcı düşünce dünyasını baltalamaktan başka bir şey değil. “Şahları da Vururlar” bizleri gülerek düşündürmeye devam ederken, biz de sanata ve sanatçılara sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğunu unutmamalıyız.
Tarih, yanlış anlaşılmalar ve yanlış yargılarla dolu bir trajediye dönüşmemeli. Sanatı yaşatmak, aslında ifade özgürlüğünü ve düşünce dünyamızı korumaktır. Çünkü sanat sustuğunda, geriye sadece sessizlik ve korku kalır.
