Güven Baykan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yaşam
  4. Teker Üstünde Tapu Arayışı: Karavanlar, Tiny House’lar ve Gecekondu Zihniyeti

Teker Üstünde Tapu Arayışı: Karavanlar, Tiny House’lar ve Gecekondu Zihniyeti

featured
Player Alanı

Bir zamanlar “karavan” denince, rüzgârla yol alan bir özgürlük düşü canlanırdı gözümüzde. Deniz kıyısına sabah uyanmak, ormandaki kuş sesiyle kahvaltı etmek, bir tepenin ardına geçip yeni bir manzaranın sessizliğine konmak… Karavan, bir yerleşme değil, bir geçiş hâliydi. Eşyasından çok manzarasını önemseyenlerin aracıydı.

Ama artık başka bir şey oldu. Karavan dediğimiz o hareketli özgürlük hayali, birer “tekerlekli gecekondu”ya dönüşüyor. Üstelik bu dönüşüm, yalnızca ekonomik kaygılarla açıklanamayacak kadar derin bir zihniyetin ürünü.

Bugün Türkiye’nin pek çok sahil kasabasında, dağ eteklerinde, göl kıyılarında karavanların yerleşip kaldığı alanlar var. “Geçici” diye başlanan hikâye, “kalıcı” bir işgale dönüşüyor. Karavanını park eden, yanına hemen bir veranda çakıyor, su tesisatı çekiyor, çevresini çitliyor, ardından bir barbekü, güneş paneli, çiçeklik derken… bir bakmışsınız orası “özel mülkiyet” gibi korunuyor.
Kimse kusura bakmasın ama bu, yeni nesil bir gecekondu kültürüdür. Üstelik doğayı ve yasaları kendi lehine eğip bükmeye çalışan, daha sofistike bir versiyonu.

Ve sonra “tiny house”lar devreye giriyor. “Yeşille iç içe yaşamak”, “sadeleşmek” gibi kulağa son derece masum gelen gerekçelerin arkasına gizlenmiş kocaman bir plansızlık yatıyor. Araziye yerleş, tekerlekli ev koy, tapusuz, ruhsatsız bir şekilde yaşamaya başla. Hem vergi ödeme, hem de imar yasasından muaf kal. Modern kentlinin kaçış hayali, bir anda hukukun arka sokaklarına park ediyor kendini.

İronik olan şu: Bu yapılaşma biçimi, tam da eleştirdiğimiz eski gecekondu düzeninin, yeni nesil versiyonu. Eskiden köyden kente göç eden yurttaş, başını sokacak bir çatı arardı; şimdi kentten kıra kaçan yurttaş, “kişisel cennet”ini devlete rağmen inşa ediyor.

Peki bu duruma neden göz yumuluyor?
Çünkü bu “yeni gecekondu”, artık sadece barınma ihtiyacını değil; aynı zamanda girişimcilik, doğal yaşam, ekolojik duyarlılık gibi parıltılı etiketlerle pazarlanıyor. Instagram’da filtrelenmiş karelerin arkasında, aslında vahşi yapılaşmanın en saklı yüzü yatıyor.

Ve devlet? Ya görmezden geliyor, ya da geçici düzenlemelerle yamanmaya çalışılan bir boşluğu seyrediyor. Oysa mesele sadece bir karavan ya da bir tiny house değil. Mesele, kamusal alanla kurulan etik dışı ilişkide gizli.

Çünkü kamusal alan, ortak bir emanettir. Kıyılar, ormanlar, yaylalar, göller hepimize aittir. Birilerinin “tekerlek üstünde tapu” hayali, başkasının doğasını, manzarasını, yaşam hakkını çiğnememeli.

Belki de artık şu soruyu açık açık sormalıyız:
Tekerlekli ev özgürlük mü vaat ediyor, yoksa sadece yeni bir işgal biçimini mi romantikleştiriyor?

Unutmayalım; doğayla uyum, sadece oraya taşınmakla değil; orayı korumakla, onun hukukuna da saygı göstermekle başlar.

Teker Üstünde Tapu Arayışı: Karavanlar, Tiny House’lar ve Gecekondu Zihniyeti
Yorum Yap