Cumhuriyetin 90 yıllık sanat çınarı Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı, yeni öğretim yılına alkışlarla değil, derin bir boşlukla girdi. Üstelik bu boşluk, genç sanatçıların sesini yankılayacak yaratıcı bir sessizlik değil; planlı bir susturma operasyonu.
Bir velînin tesadüfi uyarısıyla ortaya çıkan tablo, tek kelimeyle utanç verici. Yarım asırlık emeğiyle konservatuvarın tiyatro damarını besleyen duayen hocalar; Murat Atak, Sevgi Türkay, İclâl Ergenç, Gülşen Karakadıoğlu ve daha niceleri… Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü tarafından, tek satır gerekçe gösterilmeden, bir teşekkür bile edilmeden kapının önüne konuldu. Bu sadece bir idari karar değil, sanatın belleğine atılmış ağır bir darbedir.
Dahası, Devlet Tiyatrosu’nun sahnesinde yıllarını vermiş usta oyuncular ve eğitmenler –Ferahnur Barut, Tuncer Yığcı, Levent Şenbay, Tolga Tecer, Adnan Erbaş, Oktay Dal, Pınar Gün Topçu ve dramaturg-yazar Eren Aysan– her yıl olduğu gibi asli görevlerini aksatmadan ders vermek için izin istedi; bu yıl Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Anayasa’nın eşitlik ilkesine açıkça aykırı biçimde bu izni reddetti.
Sonuç? Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü 90. yaşında tek bir sanatçı hocası olmadan ders başı yaptı. Bu, sadece bir kurum içi idari çekişme değil; tiyatro sanatının geleceğini hedef alan sistemli bir yok saymadır.
Sanatın damarlarını kurutmaya kalkan bu karar, yarının sahnesinde yetişecek gençlerin ışığını söndürmeye adaydır. Cumhuriyetin kültürel mirası, ustadan çırağa geçen birikimle ayakta durur. Bu zinciri kırmak, sadece bugünün değil, gelecek kuşakların da hakkını çiğnemektir.
Ankara Devlet Konservatuvarı’nda yaşananlar bir yönetim hatası değildir; bilerek ve isteyerek uygulanan bir tasfiyedir. Bu tasfiyeye sessiz kalmak, yarının tiyatrosuna, sanatın özgürlüğüne sırt dönmektir. Bugün sanatın sesi kısılırsa, yarın hepimiz sahnesiz kalırız.
