Güven Baykan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Gündem
  4. Sahi, Bu Neyin Savaşı?

Sahi, Bu Neyin Savaşı?

featured
Player Alanı

İran füzelerini yağdırıyor, İsrail Demir Kubbe’yi parlatıyor. Bir yanda yükselen sirenler, öte yanda alçalan enkazlar… Televizyonlar “çok acil” diyerek yayını kesiyor ama insanlık yayını çoktan iptal edilmiş zaten.
O yüzden soruyorum: Sahi, bu neyin savaşı?
Gerçekten… Kimin savaşı bu? Halkların mı? Tanrıların mı? Füze üreten şirketlerin, seçim kaygısı yaşayan iktidarların, savaş sırasında milliyetçilikten geçinen generallerin mi? Yoksa sadece yeni bir savaş cümlesi eklemek isteyen tarih kitaplarının mı?
Yoksa bu, Ortadoğu’daki bitmek bilmeyen, “kaçıncı sezon olduğunu unuttuğumuz” bir dizinin yeni bölümü mü? Oyuncular aynı, senaryo tanıdık: Acılar icinde çırpınan çocuk, enkazın başında susmuş bir baba, televizyonlarda savaş simülasyonu oynayan “uzmanlar”…
İsrail “önleyici saldırı” diyor, İran “intikam” diyor. İkisi de aynı koroda “güvenliğimiz tehdit altında” diye haykırıyor. Ama asıl tehdit altında olan ne başkentler, ne karargâhlar; asıl tehdit altında olan şey, çocuk parkları, doğmamış hikâyeler, annelerin uykusuzluğu, barışa inananların cümlesi.

Haritanın Üzerine Ölüm Çizmek
Stüdyoda kravatını düzelten bir savaş stratejisti beliriyor. Elinde plastik bir sopa, arkasında ışıklı bir ekran. Harita üzerinde oklar çiziyor: buradan girerler, şuradan çıkarlar… Orası Tel Aviv, burası Tebriz. Söylediklerinin hiçbiri ‘hayat’ değil. Söz konusu olan, rakam, sistem, hedef, “hassas operasyon.”
İsrail’in füzesi havalanıyor, Tebriz’i vuruyor.
İran’ın füzesi kalkıyor, Tel Aviv’i deliyor.
Ve biz hâlâ merak ediyoruz: Kim haklı?
Haklı mı? Haklı olan çocuktu. Uykusunda ölmeyi hak etmeyen çocuk.
Ama o ekranda hiç yok.
Ne istatistiklerde, ne uzman yorumlarında.
Çünkü onların haritasında vicdan yok.

Savaşın Seyircisi Çok, Bedelini Ödeyeni Yok
Süper güçler uzaklarda, ellerinde patlamış mısır, bu “bölümde” neler olacak diye izliyor. Füze savunma sistemleri test ediliyor, silah anlaşmaları güncelleniyor, savunma sanayi hisseleri artıyor.
Kazanan hep aynı.
Kaybeden? Gazze’de, Tel Aviv’de, Tebriz’de, annesinin koynunda toprağa verilen çocuk.
Ve biz… Ekran başında “savaş başladı” altyazısıyla çayımızı yudumlarken, çoktan bitmiş bir insanlığın figüranları olduğumuzu unutuyoruz. “Dünya barışı” artık sadece bir güzellik yarışmasında verilen yanıttan ibaret. Tacı düşeli çok oldu.

Kimse Susmuyor Ama Herkes Sessiz
Sahi… bu neyin savaşı?
Belki “barış” kelimesinin sadece protest şarkılarda kalmasının savaşıdır bu.
Belki de kendi içindeki savaşı bastıramayan liderlerin, halkların üstünden bağırmasının savaşıdır.
Ya da belki hiçbir şeyin savaşı değildir… Yalnızca akıl tutulmasının son perdesidir.
Ama en acıklısı şu:
Herkes haklı. Herkes haksız. Ve herkes ölüyor.
Ne fark eder ki?
Gazze’de, Tel Aviv’de, Tebriz’de kan aynı renkte akıyor.
Ve savaşın kazananı hâlâ konuşuyor.
Elinde plastik bir çubukla, harita üzerinde ölüm çizen biri:
“Bu operasyon stratejik dengeyi sağlayacaktır.”
Kaç çocuk ölürse denge sağlanmış olacak, söylesene?


“Ortadoğu’da Yeni Dönem: Yine Kan, Yine Kâr”

Sahi, Bu Neyin Savaşı?
Yorum Yap