Bir kâğıt parçası. Üzerinde bir isim, bir mühür, birkaç imza. Ama gerçekte hiçbir emek, hiçbir birikim, hiçbir hak ediş yok. Sahte bir diploma, yalnızca bir dolandırıcılık belgesi değil; bir çürümenin, bir toplumsal iflasın açık göstergesidir. Türkiye’de son dönemde gündeme gelen sahte diploma çetesi meselesi, meseleye yalnızca “belge sahteciliği” olarak bakanların gözünden kaçan çok daha büyük bir yapıyı ifşa ediyor: Kâğıt üstünde profesör, gerçekte liyakatsiz bir düzenin aktörleri.
Bu tür sahte diplomalarla “hoca” olmuş kişilerin, üniversitelerde ders verdiğini, akademik yayınlar yazdığını, kadro dağıttığını ve gelecek nesilleri şekillendirdiğini düşünün. Bu yalnızca bir suç değil, geleceğe atılmış bir sabotajdır.
Sahte diploma demek yalnızca kandırılmış bir sistem değil; diplomanın geçerli olduğu her alanda yaşanan kurumsal bir zehirlenme demektir. O diploma yalnızca sahibinin cebine değil, bağlı olduğu tüm yapının kalbine yerleştirilmiş bir kurşundur. Çünkü o sahte belgeyle yalnızca bir masa, bir koltuk işgal edilmez; yıllarını vererek o konuma gelmeye çalışan yüzlerce insanın emeği de hiçe sayılır.
Kimdir “Sahte”? Ve Kimdir Gerçek?
İşin daha da ürkütücü tarafı şu: Sahte diplomalı biri bir üniversiteye “öğretim üyesi” olarak girdiğinde sadece kendisi yalan söylemiş olmaz. Onun verdiği dersten geçen her öğrenci, yalanla yoğrulmuş bir bilgi taşır. Onun yazdığı makalelere atıf yapan her akademisyen, o yalanı çoğaltır. Onunla çalışan her kurum, bilerek ya da bilmeyerek o düzenin ortağı olur. Bu sadece bireysel değil, kurumsal bir suç zinciridir.
Bir zincirin en zayıf halkası kadar güçlü olduğu söylenir. Peki ya o zayıf halka sahteyse, zincirin geri kalanı ne kadar sağlam kalabilir?
Sessiz Kalmak Suça Ortaklıktır
Bu meseleye “birkaç kişinin yaptığı dolandırıcılık” diye bakanlar, büyük resmi kaçırıyor. Bu sadece bir suç değil; liyakat ilkesinin, emek kavramının ve kurumsal denetim sisteminin iflasıdır. Neden yıllarca kimse fark etmez bu sahte diplomalıları? Nasıl olur da bir üniversitenin, bir kamu kurumunun içinden geçip giderler de sistem alarma geçmez?
Çünkü sorun yalnızca bir diplomanın sahteliği değil; o diplomanın işe yaradığını sanan, yalanı gerçek sanan ya da işine geldiği için susan bir sistemin varlığıdır.
“Sahte” ile Beslenen Gerçekler
Bugün sahte diplomalarla kurulan akademik kariyerlerin, yönettiği bölümler, verdiği notlar, hatta imzaladığı kadro ilanları var. Ve işin daha da acı tarafı, o insanlar gerçekten “yönetici” oluyor; yani sahte bir belgeyle yalnızca kendilerini değil, başkalarının kaderini de etkiliyorlar. Bir öğrenci bir hocadan ne öğrenir? Bilgi mi? Edep mi? Adalet mi? Sahte diploma taşıyan birinden hakikati beklemek, ateşten su ummak gibidir.
Bu kâğıt parçaları, yalnızca akademiyi değil, doktorluğu, mühendisliği, öğretmenliği, hatta yöneticiliği bile zehirliyor. Bir sahte diploma, bir hastayı öldürebilir, bir binayı yıkabilir, bir çocuğun geleceğini karartabilir.
Hesap Verilecek Gün Gelecek
Bu işin sonunda yalnızca sahte diploma basan çete üyeleri yargılanmamalı. O diplomaları görüp sorgulamayan rektörler, kadro ilanı açan dekanlar, o kişileri referans gösteren akademisyenler, göz yuman kurum yöneticileri… Hepsi, bu suça ortak olmuşlardır. Çünkü bu çete yalnızca kâğıt basmıyor, liyakati yok eden bir düzenin taşlarını döşüyordu.
Ve en çok da gençlerin umudunu kırıyor.
Çünkü gerçek bir sınavdan geçmiş, gerçek bir okul bitirmiş, gecesini gündüzüne katmış binlerce genç, bir türlü giremediği o odalara, o kadrolara, o kürsülere “sahte” birinin oturduğunu gördüğünde sadece öfke duymuyor. Umudunu yitiriyor.
