Beşikdüzü’nün Aksaklı köyünde dostlarla oturmuşuz. Çocukluk arkadaşım Okan, Namık, Hasan abi… Bir de Mahmut Hoca var: yıllarını kara tahtanın önünde tüketmiş emekli bir öğretmen. Sohbetin ortasında derin bir sızıyla sordu:
— “Benim paramı çaldılar! İlk emekli olduğumda maaşım üç asgari ücrete denk düşüyordu. Bugün bir asgari ücrete indi. Benim iki maaşımı kim aldı? Kim çaldı?”
Bu soru, aslında milyonlarca emeklinin ortak çığlığıdır. Ve cevabı çok açıktır: Uygulanan ekonomik politikalar, yılların birikimini çaldı.
Emekliyi Yoksullaştıran Politikalar
Yıllardır sürdürülen düşük faiz – yüksek kur denemeleri, “nas” adı altında oynanan ekonomik kumarlar, enflasyonu kontrolden çıkaran yanlış kararlar… Sonuçta en büyük darbeyi, sabit gelirli emekli yedi.
Bugün emeklinin maaşı açlık sınırının altında. Çünkü iktidar, emekliye refah payı değil, sefalet payı uygun gördü. Çünkü bütçe, emekliye değil, yandaş müteahhitlere, garanti ödemeli köprülere, boş havaalanlarına, beşli çeteye ayrıldı. Çünkü yıllardır israfla şişirilen saray ekonomisi, emeklinin cebinden çalınan o iki maaşla döndü.
“Haklı mı?” Evet, Haklı!
Mahmut Hoca haklı. Çünkü onun çalınan iki maaşıyla, bugün birilerinin sarayında iftar sofraları kuruluyor. Onun kaybolan hakkıyla, birilerinin uçağı havalanıyor. Onun gasp edilen maaşıyla, propaganda mitingleri finanse ediliyor.
Ama kimse çıkıp “emeklinin hakkını kim yedi?” diye hesap vermiyor. Çünkü bu ülkede artık emeklinin hakkı, gündelik siyasetin en ucuz malzemesi haline geldi.
Hesap Gününün Sorusu
Şimdi tarih kaydediyor:
“Emeklinin iki maaşını kim çaldı?”
O gün geldiğinde, kimse günah, sevap nutuklarıyla kendini aklayamayacak. Çünkü milyonlarca emekli, çoktan hükmünü verdi: Onların maaşını devletin yanlış politikaları, iktidarın tercihi çaldı.
