Ankara Esenboğa’da güvenlikten geçmek, biraz şey gibi: devlet dairesine girmişsin, ama devlet dairesi senin ruhuna da el koymak istiyor.
Daha kapıya ayak basıyorsun, omzuna samimi bir dost eli değil, prosedür konuyor:
— Ceketinizi çıkarın beyefendi.
— Çıkardım.
— İçindeki poları da çıkarın.
— Polar da gitti.
— Kemer?
— Aldınız.
— Saati de alalım.
— Saat de gitti.
— Peki gözlüğü niye hâlâ takıyorsunuz?
— Uzağı göremiyorum.
— Gerek yok, biz yakın çalışıyoruz.
Sonra o meşhur cümle geliyor. Havalimanında artık şeker gibi dağıtılan cümle. Pasaporttan daha önemli:
— Bilgisayarı ayrı koyun.
Sanki bilgisayar yolcu, sen refakatçisin.
Laptopu çıkardın. Yetmiyor.
— Kılıfından da çıkarın.
— Çıkardım.
— Şarj aletini de ayrı koyun.
— Onu da koydum.
— Mouse varsa onu da ayrı koyun.
— Var…
— Mouse pad?
— Mouse pad mi?
— Ayrı koyun beyefendi.
Bir noktada tepsi sayısı THY iç hatlar koltuk sayısını geçiyor. Önünde üst üste on üç tane gri tepsi. Birinde bilgisayar. Birinde bilgisayarın kılıfı. Birinde şarj aleti. Birinde kemer. Birinde saat. Birinde bozuk para. Birinde ruhsat gibi duran ama aslında Migros Money Club kartı. Birinde gururun.
Arada biri geliyor, eldivenli:
— Bu nedir?
— Dezenfektan.
— Sıvı yasak, bunu atıyoruz.
— Atmayın, 50 ml o. 100 değil. Yönetmelik…
— Biliyorum beyefendi, ama şişe şeffaf değil.
— Şeffaf olsa olur mu?
— O zaman da koklayacağız.
Ve sonra o cümle. Güvenliğin Mozart Requiem’i gibi, final vuruşu:
— Beyefendi kollarınızı yana açın.
Bir anda kendini tarih öncesi havalimanı fosili gibi hissediyorsun. Kollar açık, ayakkabılar çıkmış, kemer yok, pantolon bir umutla tutunuyor. Metal dedektörü “BİP” diye ötüyor.
— Üstünüzde metal var.
— Yok.
— Var.
— Yok.
— Beyefendi var dediğim şeyi bana yok diye anlatırsanız bu iş uzar.
Sonunda anlaşılıyor: öten şey diz kapağın.
Ankara bu. Her şey kayıt altında, her şey prosedürde. Seni annenden daha iyi tanıyorlar artık.
Şimdi aynı kişi düşün: Aynı sen. Sadece uçuş değişiyor. Trabzon Havalimanı.
Kapıdan giriyorsun. Güvenlik seni görünce önce şöyle bir bakıyor: “Ula bu üşümüş mü acaba?”
— Abi gel gel gel gel.
“Abi” hitabı daha ilk saniye veriliyor. Boarding pass’e gerek yok. Trabzon seni tanıyor zaten.
— Çantada ne var?
— Laptop var.
— Kalsın kalsın, yorma kendini.
Sen kendini açıklamaya çalışıyorsun, Ankara travmasıyla refleks olarak:
— Çıkarayım isterseniz. Bilgisayar ayrı koyayım…
— Yok yok dur, elleme. Uğraşma. Topluyon sonra onu yine sen.
Adam seni yormak istemiyor. Seni düşünüyor. Seni koruyor. Seni sahiplenmiş durumda. Havaalanı memuru değil, kuzen.
Devam ediyorsun.
— Üzerinizde saat var mı?
— Var.
— Kalsın abi.
— Kemer?
— Var.
— Dursun abi.
— Bozuk para?
— Var.
— Zenginmişsin ha!
Sonra sen Ankara refleksiyle soruyorsun:
— Sıvı alabiliyor muyuz?
O ana kadar hafif gülümseyen görevli ciddileşiyor. Bu, önemli bir sınav. Sana doğru eğiliyor, fısıltıyla:
— Ne sıvısı?
— Su var…
— Su içeceksen iç geç. Dursun sende. Dökme kimseye yeter.
Duvara bir yazı asılı olmalı normalde: “Yanıcı madde kabul edilmez.” Ama Trabzon versiyonu şöyle:
“Yeter ki kendini yakma, gerisi hallolur abi.”
X-ray’den çantan geçiyor. Makine bip bile demiyor. Makine bile rahatta. Makine de “abi” moduna geçmiş.
Sen:
— Çantayı açtırayım mı, isterseniz bakın.
— Açma açma uğraşma. Sen nereye gidiyon?
— Ankara’ya.
— Ha, geçmiş olsun.
Bu kadar.
Trabzon’da güvenlikten geçiyorsun, üstüne bir de hayat tavsiyesi alıyorsun:
— Ya orda hep ciddi durmayın ha, insan hasta olur.
Ve final bölüm:
Ankara:
— Beyefendi ayakkabılarınızı da alalım.
Trabzon:
— O ayakkabıyla mı gidiyon Ankara’ya? İnce onlar, üşürsün ha.
Son tabloyu düşünelim:
Ankara Havalimanı çıkışı:
Ceket kolunda, kemer elinde, çorapla yürüyorsun. Bir elinde dizüstü bilgisayar, diğer elinde plastik poşete konmuş deodorantın cesedi. Suratın, “evet biraz sorgulandım ama ülke güvende artık” ifadesi.
Trabzon Havalimanı çıkışı:
Elinde çay var.
Bak bu çok kritik. Sana çay verdiler bir şekilde, sen de kabul ettin. Çünkü Trabzon Havalimanı’nda “uçuşa 45 dakika var” cümlesi aynı zamanda “otur da iki dakika soluklan” anlamına geliyor.
Bir de son uyarı geliyor güvenlikten çıkarken:
— Abim bak kapı önünde sigara içme, ceza yazarlar, ileriden iç, kameradan görünmezsin.
Sadece güvenliğinden değil, cepten de sorumlu adamlar bunlar.
Özetle:
Ankara Havalimanı seni tarar.
Trabzon Havalimanı seni tanır.
Ankara “Sıvı yasak” der.
Trabzon “Sıvı geç abi” der.
Ankara “Bilgisayarı ayrı koyun.”
Trabzon “Bilgisayarı hiç elleme, çalışıyorsa kalsın.”
Ankara “Ceketi çıkarın.”
Trabzon “Ceketi çıkarma, sonra üşürsün.”
Ve ikisi de aynı ülke.
Sadece biri, sen daha uçağa binmeden devlet memuru yapıyor seni.
Diğeri ise, sen daha uçağa binmeden akraba yapıyor.
Uçuş süresi: 1 saat 5 dakika.
Kültür farkı: Kıtalar.
