1. Haberler
  2. Bilgi
  3. Asfaltın yuttuğu kültür: İstanbul plajlarının hazin sonu

Asfaltın yuttuğu kültür: İstanbul plajlarının hazin sonu

Deniz hamamlarının mahremiyetinden Cumhuriyet’in modern plajlarına uzanan; Florya’dan Süreyya Plajı’na, kumlardan gazino neşesine dek İstanbul’un bir dönemine damga vuran o zarif plaj kültürü nasıl yok oldu? Asfaltın altına gömülen bir şehrin ve denize küstürülen bir halkın hüzünlü hikayesi.

featured
Player Alanı

İstanbul’un denizle olan ilk kurumsal teması, 19. yüzyılın ortalarında “deniz hamamları” (dair-i bahrî) adı verilen yapılarla başladı. Bu hamamlar, denizin içinde ahşap kazıklar üzerine inşa edilmiş, dışarıdan içerisi asla görünmeyecek şekilde dört tarafı kapalı, mahremiyetin su üzerindeki kaleleriydi.

Kadın ve erkeklerin ayrı günlerde veya tamamen farklı mekanlarda girdiği bu kutular, denizi sadece bir “şifa” kaynağı olarak gören Osmanlı toplumunun sosyal yapısına uygundu. Yeşilköy’den Salacak’a, Bebek’ten Moda’ya kadar sahilin her yerinde bu kapalı ahşap yapılar yükselirdi. Ancak 1917’deki Rus Devrimi’nden kaçarak İstanbul’a sığınan Beyaz Rusların gelişi, bu kısıtlı deniz algısını kökten sarstı. Rusların Florya sahillerinde kadınlı erkekli, güneşin altında rahatça denize girmesi başlangıçta büyük bir toplumsal şok yaratsa da, bu durum İstanbullular için modernleşmenin en çarpıcı kapısı oldu. Güneş banyosu kavramı ilk kez hayatımıza girdi ve denizin “görünmez” olması gerektiği inancı yıkıldı. Beyaz Rusların bu “rahat” tavrı,

Osmanlı aristokrasisinden sıradan halka kadar herkesi etkiledi ve deniz hamamlarının tahta perdeleri birer birer sökülerek yerini modern, açık plaj anlayışına bıraktı. Bu değişim, İstanbul’un sadece kıyılarını değil, toplumsal özgürlük anlayışını da sonsuza dek değiştirdi.

CUMHURİYET’İN MAVİ REFORMU VE FLORYA GÜNEŞ PLAJI’NIN SEMBOLİK ÖNEMİ

Cumhuriyet’in ilanıyla plajlar, yeni kurulan rejimin “çağdaş, sağlıklı ve sosyal” insan idealinin bir sergileme alanı haline geldi. Mustafa Kemal Atatürk, denizi ve yüzmeyi bizzat teşvik ederek bu kültürü devletin modernleşme projesinin bir parçası kıldı. Atatürk’ün 1935 yılında Florya’da yaptırdığı Deniz Köşkü ve onun hemen yanındaki Florya Güneş Plajı, bu dönemin en görkemli simgesiydi.

Atatürk’ün burada halkla iç içe denize girmesi, plaj kültürünün tabana yayılmasını ve halkın denizi bir “cumhuriyet kazanımı” olarak görmesini sağladı. Tren hatlarının sahile kadar uzatılmasıyla Eminönü’nden kalkan banliyö trenleri, binlerce İstanbulluyu Florya’nın sığ ve altın sarısı kumlarına taşırdı. Sadece Florya değil, Anadolu Yakası’nda da Suadiye Plajı gibi mekanlar, modern otelleri ve şık tesisleriyle “Türkiye’nin Rivierası” olarak anılmaya başlandı.

1929 yılında Aydınlı Mustafa Bey tarafından kurulan Suadiye Plajı, denize merdivenle inilen iskelesi ve projektörlerle aydınlatılan gece denizi keyfiyle bir zarafet merkeziydi. Cumhuriyet’in bu altın çağında plajlar, sınıfların birbirine karıştığı, kadının sosyal hayatta en özgür haliyle var olduğu ve modernleşmenin dalga dalga kıyıya vurduğu bir özgürlük alanıydı.

EFSANEVİ MEKANLAR VE RİTÜELLER: SÜREYYA PAŞA’DAN SALACAK’A BİR NOSTALJİ

Eski İstanbul’un plajları, her biri kendine has birer efsane olan mekanlardan oluşuyordu. Maltepe’de 1946 yılında Süreyya İlmen Paşa tarafından kurulan Süreyya Plajı, sahilin açıklarındaki “Bakireler Anıtı” (Venus Tapınağı) ile meşhurdu; genç kızlar buraya kadar yüzerek evlenecekleri kişiyi bulacaklarına inanırlardı.

Bakırköy’ün gözbebeği Ataköy Baruthane Plajı, 1950’lerin sonunda modern mimarisi, soyunma kabinleri ve geniş kumsalıyla orta sınıfın tatil köyü gibiydi. Üsküdar’da ise Kız Kulesi’ne karşı yüzülen Salacak Plajı, 80 basamaklı dik merdivenleri ve ahşap iskelesiyle Anadolu Yakası’nın ruhunu yansıtırdı. Bu plajların ritüelleri ise tam bir seremoniydi; sabahın seherinde hazırlanan köfteler, sarmalar ve haşlanmış mısırlar sepetlere doldurulur, plaj gazinolarından yükselen hafif batı müziği veya taş plaklardaki alaturka melodiler denizin sesine karışırdı.

Plaj gazinolarında düzenlenen “Kadınlar Matinesi” ise bu kültürün en önemli sosyal ayağıydı; kadınlar kendi hazırladıkları yemeklerle gelip gündüz vakti hem güneşlenir hem de dönemin ünlü sanatçılarını dinlerlerdi. Akşamüzeri güneş çekilirken içilen buz gibi gazozlar ve plaj dönüşü giyilen jilet gibi şık kıyafetler, o dönemin deniz keyfine ne kadar büyük bir nezaket ve saygı duyulduğunun kanıtıydı.

SİYASETİN ASFALTI VE BETONU: SAHİL YOLLARIYLA GELEN BÜYÜK YIKIM

İstanbul’un bu eşsiz plaj kültürünün bitişi, maalesef şehrin çarpık kentleşme ve rant odaklı siyasi kararlarının doğrudan sonucudur. 1950’li yıllarda başlayan büyük göçle beraber nüfus patlaması yaşayan İstanbul, kıyılarını savunmasız bir şekilde bu baskıya teslim etti. Kırılma noktası ise 1980’li yıllarda Bedrettin Dalan döneminde hız kazanan “sahil yolu” projeleri oldu. “Yol medeniyettir” sloganıyla denizin doldurulması, o meşhur Süreyya Plajı’nın, Caddebostan kumsallarının ve Ataköy’ün o geniş kıyı şeridinin üzerine devasa asfalt yolların dökülmesine neden oldu.

Eskiden evinden çıkıp mayosuyla denize giden İstanbullunun önüne, denizle arasına duvar gibi giren otoyollar çekildi. Siyaset, trafik sorununu çözmek adına halkın en büyük nefes alma alanı olan plajları haritadan sildi. Bugün Maltepe’deki Bakireler Anıtı’nın denizin içinde değil, bir otoparkın ortasında veya kaldırım kenarında kalmış olması, bu siyasi vizyonun doğaya ve kültüre verdiği hasarın en acı abidesidir. Plajlar asfaltla kapatılırken, eş zamanlı olarak denize boşaltılan kanalizasyon atıkları da kalan son temiz su alanlarını yaşanılamaz hale getirerek bu büyük kültürü fiilen bitirdi.

İZOLASYON VE SINIFSAL AYRIŞMA: ADALAR VE ÖZEL PLAJLARA KAÇIŞ

Şehir içindeki halk plajları betonun altında kalıp deniz kirliliği dayanılmaz boyuta ulaşınca, İstanbul’un plaj kültürü mecburi bir göçle Adalar’a ve şehirden uzak koylara sığındı. Ancak bu kaçış, plajın “halka açık ve demokratik” yapısını bozarak onu sınıfsal bir ayrışma noktasına taşıdı. Büyükada, Heybeliada ve Burgazada’da kurulan özel kulüpler ve işletmeler, eski İstanbul plajlarının o geniş ve kucaklayıcı havasının yerini “giriş ücreti” ve “üyelik” şartlarına bıraktı.

Eskiden her mahallelinin yürüyerek ulaştığı deniz keyfi, artık vapur yolculuğu, yüksek giriş bedelleri ve belirli bir sosyal statü gerektiren bir lükse dönüştü. Şehir merkezindeki otoyolların yarattığı gürültüden kaçanlar, Adalar’daki özel plajlarda bir nevi “mikro-nostalji” yaşamaya çalışsalar da, bu durum eski İstanbul’un o her köşe başında denize girilen ruhunu asla geri getiremedi. Kıyıların özelleştirilmesi ve “beach” adı verilen modern işletmelerin yükselişi, denizi bir kamu hakkı olmaktan çıkarıp ticari bir metaya dönüştürdü.

Halkın denize ulaşımı engellenirken, sadece belirli bir gelir grubunun faydalanabildiği bu izole alanlar, İstanbul’un denizle olan bağının ne kadar daraldığının en net göstergesi oldu.

BİR DEVRİN SONU: KAYBOLAN HAFIZA VE NOSTALJİNİN HÜZNÜ

Bugün Ataköy’den Pendik’e kadar uzanan sahil şeridinde yürüyen biri için buraların bir zamanlar cıvıl cıvıl plajlar, şık gazinolar ve bembeyaz kumsallar olduğunu hayal etmek bile zordur. Modern İstanbul, denizi sadece bir manzara dekoru veya üzerinden gemilerin geçtiği bir ulaşım yolu olarak görüyor. Bir zamanlar “İstanbul’da denize girilir mi?” sorusunun cevabı her semtte “evet” iken, bugün kirlilik raporları ve mavi bayrak tartışmaları arasında boğulmuş durumdayız.

Kaybolan sadece plajlar değil, aynı zamanda komşuluk ilişkilerinin, ilk aşkların ve şehirli nezaketinin yaşandığı o devasa sosyal ekosistemdir. O eski plaj gazinolarındaki sanatçıların sesleri, sandallarla açılan seyyar manavların bağırışları ve kumda güneşlenen insanların neşesi, yerini kornaların sesine ve beton binaların gölgesine bıraktı. İstanbul, denizle olan o samimi ten temasını kaybettiğinden beri, ruhunun bir parçasını da kaybetti. Sonuç olarak, İstanbul’un plaj kültürü; kontrolsüz büyümenin, rant hırsının ve geçmişe duyulan ilgisizliğin kurbanı olarak tarihin tozlu sayfalarına gömüldü ve bizlere sadece o eski, güzel günlerin iç burkan nostaljisi kaldı.

Asfaltın yuttuğu kültür: İstanbul plajlarının hazin sonu
+ -
Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.