Her şey 25 Ağustos 1958’de, Kaliforniya’nın Burbank şehrinde başladı. Burbank, o dönemde Amerikan rüyasının merkezi, her evin birbirine benzediği, çimlerin milimetrik kesildiği, her şeyin “fazla normal” olduğu bir yerdi. Küçük Tim için bu düzen, korku filmlerindeki canavarlardan çok daha ürkütücüydü. Sosyal hayata uyum sağlamakta zorlanan, futbol oynamak yerine mezarlıklarda vakit geçirmeyi tercih eden bu çocuk, odasının pencerelerini tuğlayla örerek kendine ait bir evren kurdu.
Onun hayat felsefesinin temelleri o karanlık odada atıldı. Vincent Price hayranlığı, Edgar Allan Poe şiirleri ve ucuz canavar filmleri, onun hayal gücünü besleyen ana damarlar oldu. Burton için canavarlar, toplumun “normal” dediği insanlardan çok daha dürüst ve masumdu. Bu bakış açısı, ileride çekeceği her filmde “insan görünümlü canavarlar” ile “canavar görünümlü melekler” çatışmasını doğuracaktı
Disney Koridorlarında Bir Aykırı Ruh
Burton’ın yeteneği onu CalArts’a (California Institute of the Arts) ve ardından animasyonun kalesi Disney’e taşıdı. Ancak 80’lerin başında Disney, sevimli tilkiler ve neşeli masallar anlatıyordu. Burton’ın çizdiği karakterler ise zayıf, uzun bacaklı, devasa gözlü ve melankolikti. Disney yöneticileri onun yeteneğini kabul etse de, tasarımlarını “fazla tuhaf” bulup rafa kaldırıyorlardı.
Bu dönemde çektiği “Vincent” adlı kısa film ve “Frankenweenie” (ilk versiyonu), onun sinema dilinin ilk kristalleşmiş halleriydi. Disney ile yolları ayrıldığında, aslında dünya sineması kendi türünü yaratacak olan o dâhiyi kazanmış oldu.
Burtonesque Estetiği: Işık, Gölge ve Geometri
Bir filmin Tim Burton’a ait olduğunu anlamak için jeneriğe bakmanıza gerek yoktur. Onun tarzı, sinema literatürüne “Burtonesque” olarak geçmiştir. Bu tarzın kökleri, 1920’lerin Alman Ekspresyonizmi’ne dayanır. “Dr. Caligari’nin Muayenehanesi” filmindeki gibi yamuk pencereler, asimetrik binalar, spiral şekiller ve bitmek bilmeyen uzun gölgeler Burton’ın imzasıdır.
Renk kullanımı ise tam bir zıtlıklar senfonisidir. Ya mezarlık soğukluğunda, ölü mavisi ve gri tonlar hakimdir; ya da “Charlie’nin Çikolata Fabrikası”nda olduğu gibi göz alıcı, neredeyse yapay duran, şekerleme tadında renkler patlar. Karakter tasarımlarında ise hep bir “yarım kalmışlık” veya “hırpalanmışlık” vardır. Dikiş izleri, dağınık saçlar ve uykusuzluktan morarmış göz altları, onun karakterlerinin ruhsal yaralarının fiziksel dışavurumudur.
Burton’ın kariyeri, her biri birer kült haline gelmiş başyapıtlarla doludur:
Edward Scissorhands (Makas Eller): Yönetmenin en kişisel filmidir. Elleri makaslardan oluşan bir gencin, banliyö toplumunun ikiyüzlülüğü karşısındaki çaresizliğini anlatır. Bu film aynı zamanda Johnny Depp ile olan ve sinema tarihini değiştiren iş birliğinin de başlangıcıdır.
Batman & Batman Returns: Süper kahraman janrını ciddileştiren ve ona gotik bir ruh katan filmlerdir. Gotham şehri, Burton’ın elinde devasa, boğucu ve art-deco bir kabusa dönüşmüştür.
The Nightmare Before Christmas: Her ne kadar yönetmen koltuğunda Henry Selick otursa da, hikaye ve tasarım tamamen Burton’ındır. Cadılar Bayramı ile Noel’i birleştiren bu yapım, stop-motion animasyonun zirvesidir.
Big Fish (Büyük Balık): Babasının ölümü üzerine çektiği bu film, onun en olgun ve en parlak renkli işidir. Gerçek ile hayalin nerede bitip nerede başladığını sorgulayan, hikaye anlatıcılığına yazılmış bir aşk mektubudur.
Ed Wood: Dünyanın en kötü yönetmenine duyduğu empatiyi anlattığı bu siyah-beyaz film, Burton’ın “tutku her şeyden önemlidir” diyen hayat felsefesinin özetidir.
Hayat Felsefesi: “Tuhaflık, Gerçekliktir”
Tim Burton için hayat, maskelerin ardına gizlenmiş bir karnavaldır. Onun felsefesinde “normal” kelimesi bir hakarettir. O, toplumun dışladığı, delilikle suçladığı ya da fiziksel özellikleri nedeniyle korktuğu her şeyi kucaklar. Ona göre, bir insanın en değerli yanı, onu başkalarından ayıran o “tuhaf” özellikleridir.
Onun dünyasında ölüm bir son değil, sadece farklı bir varoluş biçimidir (Ölü Gelin filminde olduğu gibi; ölüler dünyası yaşayanların dünyasından çok daha canlı ve renklidir). Burton bize şunu söyler: Korkularınızla barışın, hayal gücünüzün karanlık köşelerinden korkmayın ve her zaman biraz “farklı” kalmaya cesaret edin.

