Ebru Bozcuk

Tanıklık

Ne kadar çok yerde yaşarsanız, benlik algınız da o kadar genişliyor galiba…

featured
Player Alanı

Ne kadar çok yerde yaşarsanız, benlik algınız da o kadar genişliyor galiba…

Bu adaptasyon sürecinin, yaşama tutunma halini de güçlendirdiği aşikar.

Başka şehirler, sokaklar, başka kokular ve insanlar hasıl oluyor hayatınıza.

Her şehir, her kültür bir iz bırakıyor sizde. Bu izler zamanla sınırlarınızı yumuşatıyor ve ev algınızı da şekillendiriyor.

Sen neredeysen evin orası oluyor nihayetinde.

Çocukluğundan itibaren aynı evde, aynı şehirde büyüyen insanlar gibi bir konfor alanınız olmuyor belki fakat bu başıbozuk hal sizi öyle güzel büyütüyor ki tarifi imkansız.

Zamanla evin tek bir yer olmadığını, şekil aldığınız her yer olduğunu idrak ediyorsunuz.

Dibe vurduğunuz, yeniden yukarı çıktığınız, labirent misali dönüp durduğunuz, para kazandığınız, işten ayrıldığınız, eşten ayrıldığınız, yeniden başladığınız her yer, her olay sizi büyütüyor ve böylelikle hayata karşı esnekliğiniz de artıyor.

Böyle olunca aidiyetsizlik halini sarıp sarmalıyorsunuz ki bu hal sizde farkına varmadan şairane bir hava da yaratıyor.

Gitmelerin kadını olmak parlatılarak, afilli bir hal alıyor sizin için.

Sonrasında hiç bir şeyden korkmuyorsunuz artık. Bu geçicilik, bir yerde hayata daha iyimser tarafından bakmayı öğretiyor size.

Fakat tüm bunlara rağmen, insan yaşadıklarına birinin ya da birilerinin tanıklık etmesine de ihtiyaç duyuyor.

Çünkü anıların dillendirildikçe anlam kazandığını bildiğiniz bir yaşta oluyorsunuz artık.

İnsanı en çok yaralayan bu tanıksızlık halidir.

İşte o vakit, tek başına fotoğraflara bakıp, gözlerinizi ufka daldırmanız kaçınılmaz bir hal alır.

Galiba en koyu yalnızlık da böyle vuku buluyor.

Büyük ihtimalle zamanın ruhunu en iyi ifade eden tanım, bu “tanıksız olma” durumu…

Bu süreçte yalnızlık cilalanıp, parlatılıyor ki bu çıkmazın içinden ancak böylelikle çıkılabileceği düşünülüyor.

Sonrasında kendi yaranı sarmayı öğreniyor, kendini pansumanlayıp hatta üzerine çiçekli yara bantları yapıştırıp, üstüne okkalı bir kahve içmeyi de pek güzel becerebiliyorsun.

Bundan sonra hem fiziki hem de ruhsal göçebelik haline sığınıp, yeni yollardan hiç korkmuyorsun.

Hayal kırıklıklarını, özlemlerini, iç sıkıntılarını, sitemlerini ve onlarca yalnız bırakılmış anını bavulun içine koyup, hevesle yollara düşüyorsun.

Büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımızda, hikayenin sonuna gelip gelmediğimizi bilmiyoruz. Oysa bu elbette büyük bir maceranın da başlangıcı olabilir…

Yolun sonunda, gittiğin her yer evin oluveriyor.

Bavulun içindekiler, tanığı olmasa da senin en iyi yol arkadaşın oluyor.

Tepkisiz tanıklığa “hiç olmasa da olur” dediğin yerde oluyorsun artık.

İşte o an hissettiğin ferahlık kendini bulduğun yer oluyor.

Mevlana şöyle der;

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Dünle beraber gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

O zaman, istediği yerde kalabilenlere, gitme zamanı geldiğinde yola çıkabilenlere ve tanıksız da olsa varoluşsal coşkusunu kaybetmeyenlere selam olsun.

Tanıklık
Yorum Yap