Sosyolog ve iletişim uzmanı Neslihan Karayılan, okul saldırılarını değerlendirdi.
İşte o yazı:
Suçu işleyemeyen toplum, suçu hatırlatanlara değil; suçu işleyenlere kızar..
Aile içi iletişimde yapılan hataları, çocukların değil anne babanın .” İnsan, ötekilerin ilgisini çekerek var olabilen bir canlıdır.
Her çocuk yalnızlığı farklı deneyimler. Her yalnız kalan veya daha az insanla temas ederek büyüyen çocuğun psikiyatrik sorun yaşayacağını söyleyemeyiz. İnsan zihni için esas olan ‘bağlanmadır.’ İlişkinin niceliği değil niteliğidir esasın özü. Şayet bağlanma biçimi bozuksa, bağlandığı kişiler güven vermiyorsa çocuk dünyadan, insanlığın ürettiği kültür ve dilden umudunu keser. Kalabalık bir ailenin içinde olsa bile!
İnsan yavrusu, ebeveynden sevgi, bakım ve korunma talep eder. Sevgi, bakım ve korunma karşılığında özgürlüğünden vazgeçer. Hayatta kalmak için hepimiz, her çocuk ağır bir bedel öder: Özgürlük!
Ödediğimiz bedelin karşılığı yoksa dünyaya uymak, ‘normal’ olmak için bir nedenimiz kalmaz, deliririz. Ebeveyn, çocuğun ihtiyacı olduğunda orada hazır olduğunu hissettirebilmelidir. Önemli olan çocuk ve ebeveyn arasındaki ilişkide çocuğun algıladığı şeyin ‘Sesimi duyan biri var mı?’ mesajına ‘var’ yanıtını almasıdır. Bu varsa, orada doğru bir ebeveynlik vardır. Çocuğun sesini duyan biri varsa o aile;
insan kardeşlerinin sesini duyan birileri varsa o toplumda telaşa gerek yoktur.
Huzur, karanlıkta sesinizi duyan biri varsa mümkündür.
İnternet ve sosyal medya ilişkileri zayıflatmadı, zayıflamış, kopmuş olan ilişkilerin bir sonucu olarak yaygınlaştı. Temel sorun yalnızlaşma ve yabancılaşmadır, bunun müsebbibi de internet değil ekonomik liberalizimdir. Mevcut ekonomik sistemin neden olduğu yabancılaşma ve yalnızlaşma hastalıklarını –sen internet bağımlısısın, şusun, busun, ahlaksızsın diye bireyi suçlayarak kurtulamayız, kapatamayız. Bu yama bu deliği körlemez..


