İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
MEDYA SAHİPLERİNE SESLENDİ
“Terörsüz Türkiye” sürecine tepki göstererek, iktidara yakın medya sahiplerine sert çıkan Dervişoğlu “Aklınızı başınıza toplayın. Başka Türkiye yok…” dedi.
“Türkiye 100 yıllık narkozdan çıkıyor” diyen Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın‘a da sert çıkan Dervişoğlu “Cumhuriyet ile kavga bir sendika başkanının işi olmamalıdır. Cumhuriyet’i sorgulayacağına bu zat iktidarı sorgulamalıdır” ifadelerini kullandı.
“ÖCALAN’A ÖZEL KONUT” SORUSUNA YANIT
Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısı’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin, “Öcalan’ın İmralı’da konut tartışması yaşanıyor. DEM Parti sözcüleri, net şekilde böyle bir konutun yapıldığını belirttiler. Bu konuda değerlendirmeniz nedir?” sorusu üzerine Dervişoğlu, şunları söyledi:
“Orada bir yerleşke inşa edildiğini, aslında Abdullah Öcalan’a vaat edilen statünün de o yerleşke ile yaşam bulabileceğini falan da ifade edenler var. Türkiye’de boş kalmış bir sürü konut var. Türkiye’nin nüfusu fazla, yapılan her yere yerleşecek adam vardır. Abdullah Öcalan denen caniye eğer bu hükümet, bu yönetim, Tayyip Erdoğan, bir özgürlük tanıyacaksa bunun pazarlığını kapalı kapıların ardından yapmasın.
Biz bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde duyalım. Terör örgütünün uzantısı bir siyasi partinin ifadelerini ciddiye alarak yol haritası tanzim etmeye çalışmamız takdir edersiniz ki mümkün değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğu yerdir Türkiye Büyük Millet Meclisi, ihanetin planlandığı yer değil. Burada ihanet planlamasının yapılmasına, dün olduğu gibi bugün de söylüyorum asla izin vermeyeceğiz.”
ÖZEL’İN “ARA SEÇİM” ÇAĞRISINA YANIT
Müsavat Dervişoğlu, “CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından bir ara seçim çıkışı geldi. Siz bu formüle nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna da şu yanıtı verdi:
“Anayasal bir tanımlama aslına bakarsanız yani teferruatıyla incelenmesi gereken bir durum. Sadece boşalan belediye başkanlıkları ile ilgili değil, boşalan milletvekilleri de var. Onlar ayrı formüller… Bunu yüzde 15’e tamamlayalım vesaire türünden işlemlerin yaşama geçirilmesi bir beklenti olabilir ama doğruluğu tartışma konusudur. Ben şu pencereden bakıyorum, Türkiye yanlış yönetiliyor hatta Türkiye yönetilemiyor. Dolayısıyla Türkiye’nin bir seçime ihtiyacı var. Bu seçim ortamının ortak bir akılla inşa edilmesi lazım. Türkiye’nin bu gerginlikten, bu kutuplaşmadan kurtarılması lazım. Devlet kurumlarının, hatta devleti devlet yapan müesseselerin, siyasetin aparatı olmaktan çıkarılması lazım.
Bütün bu üzerinde konuşup tartıştığımız meseleler, aslına bakar ve işin özüne inerseniz, devletin kurumlarının doğru işlemeyişinden kaynaklı. Partileşmiş bir devlet ya da devletleşmiş bir parti kaygısının yaşandığı dönemin sonuçlarıdır bütün bu olup bitenler. Türkiye’nin genel anlamıyla seçime ihtiyacı vardır. Türkiye artık bu hükümeti, bu hükümetin dayattığı sistemi kaldıracak durumda değildir.”
Müsavat Dervişoğlu’nun açıklamalarından önemli başlıklar şöyle:
“DIŞARININ ÇALKANTILARINDAN MİLLETİMİZİ KORUYAMIYORLAR”
“Dünya düzeni değişiyor. Bugün hür düşüncenin hayat verdiği dünyanın ruhu can çekişiyor. Geleceğin daha iyi olacağına dair iyimserliğin çoktan solduğu, yarınlara dair kaygının göğüsleri daralttığı, tuhaf bir dönemden geçiliyor. İnsan aklının adeta deliler tarafından esir alındığı, dünyayı savaşa, kaosa ve kargaşaya sürüklediği bir zaman yaşanıyor. Ne şanssızlıktır ki, açlığın ve hatta salgınların dahi geri döndüğü, orman kanunlarının yeniden geçerli olduğu bu dönemde ülkemiz, ulus-devletin kıymetini bilmeyen, adeta hakikatle savaşan bir hükümet tarafından yönetilmektedir.
Hatadan hataya koşuyorlar. Vazifelerinin üstesinden gelemiyorlar. Dışarının çalkantılarından milletimizi koruyamıyorlar. Onun dertlerine çare bulamıyorlar. Karmaşıklaşmış tüm bu sorunlar karşısında insanımızın tutunacak dalı olamıyorlar. Yaşadığımız derin ekonomik krize hamasetle, vatanımızın her karışında hissedilen güvensizliğe de garip bir müsamaha ile yaklaşıyorlar.
“CUMHURİYETTEN AYIRMAK, TRUVA’NIN KAPILARINI AÇMAKTIR”
“Burada söylemek istediğim açıklıkla şudur: Bizim ‘Çelik Kubbemiz’ de ‘Demir Kubbemiz’ de öncelikle Cumhuriyetimizdir. Ulus bilinci yoksa, ulus-devlet yoksa, Türkiye’nin ulusal savunması sağlanamaz. Tüm meselelere işte bu zaviyeden bakıyoruz. Farkımız da budur.
Onların ‘Terörsüz Türkiye’ projesi, ulus-devletten kesin olarak uzaklaşmak demektir. Bizse, Türkiye’nin bekasının yurttaş haklarının tam ve kamil şekilde sağlanmasından geçtiğini biliyoruz, söylüyoruz. Cumhuriyet’i sahipsiz ve güçsüz kılmak, kimseye fayda getirmez. Ulus vasfını, Cumhuriyet’ten ayırmak, üniterlikten taviz verecek kapılar açmak, Truva’nın kapılarını açmaktır. O kapı da başıboş değildir, herkes bunu böyle bilsin!”
“İRAN SAVAŞI’NDA BİR DÖNÜM NOKTASINA GELMİŞ BULUNUYORUZ”
“Geçtiğimiz hafta konuşmamda, ülkemizin İran Savaşı’na askeri olarak müdahil olmaması gerektiğini söylemiştim. Bununla birlikte, savaşın tarafları ile kurduğu ilişkiyi uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülüklerin ötesine taşımaması gerektiğinin de altını çizmiştim. Son olarak da, İran’ın bir iç savaşa sürüklenme riskinden bahsetmiş, bölgedeki PKK bağlantılı grupların silahlandırılmasının kabul edilemeyeceğini belirtmiştim. Böylesine büyük bir risk mevcut iken, tamamıyla iç politikada iktidar hesaplarıyla başlatılan İmralı ihanet sürecinin ise ivedilikle bitirilmesi gerektiğini de eklemiştim. İran Savaşı’nda bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyoruz.
Trump yönetimi, Tahran’da konuşabileceği bir yönetim arzu ettiğini ve nükleer çalışmaların sonlanması başta olmak üzere, yeni yönetim ile anlaşabileceğini söylüyor. Bunun olmaması durumunda ise İran’ı, bütün enerji altyapısını imha etmekle ve Hark Adası’nı işgal etmekle tehdit ediyor. Öte yandan Tahran’daki yönetim ise, bu talepleri egemenlik haklarına karşı açık bir saldırı olarak değerlendirmekte ve Hürmüz Boğazı’nı kapalı tutacağını, Amerikan varlığının bulunduğu bölge ülkelerini de hedef alacağını söylemektedir. Temennimiz elbette ki, bu savaşın bir an evvel bitmesidir. Ancak, yaşanan krizin dünya ekonomisine yükü her geçen gün artarken, savaşın şiddetini artıracağını öngörebiliriz.”
“TÜRKİYE İÇİN TARAFSIZLIĞINI KORUMAK HER ZAMANKİNDEN DAHA ZOR OLACAKTIR”
“Mevcut durumun sonlanması için, eğer taraflar geri adım atmazsa, ABD ve İsrail’in kazanmak, İran rejiminin ise ayakta kalmak için her adımı atabileceği bir döneme giriyoruz. Türkiye için tarafsızlığını korumak her zamankinden daha zor olacaktır. Ancak bunu başarmak zorundadır. Türkiye duygusal malum odakların refleksleriyle, Avrasyacı propagandanın etkisiyle, geleneksel ilişkilerini bozacak, ittifaklardan dışlanacak adımlar atmamalıdır.
Topraklarının İran’a karşı savaşta kullanılmasına izin vermemelidir. Bu savaştan Türkiye, tek bir vatandaşının burnu bile kanamadan çıkmalıdır. Aynı şekilde Türkiye sebebiyle de hiçbir insana zarar gelmemelidir. Geçen hafta dış politika önceliklerimizi anlatmıştım. Şimdi daha somut uyarılar yapma ihtiyacı hissediyorum. Eğer, Dışişleri Bakanının beklentileri gerçekleşir ve Körfez ülkeleri İran’a karşı askeri bir tepki verirse, Türkiye bu askeri ittifakın mutlaka dışında kalmalıdır. Savaşı bölgesel bir savaş olarak tanımlamak yerine, ABD-İsrail-İran savaşı olarak tanımlamalı, kendisine sıçramaması için gayret göstermelidir.”
“İMRALI SÜRECİ DERHAL SONA ERDİRİLMELİDİR”
“1980-1988 yılları arasında İran-Irak savaşı sırasında ülkemizin izlediği dış politika bu açıdan yol göstericidir. Bununla birlikte Türkiye, Şam ve Bağdat ile ilişkilerini yakın tutmalıdır. Bu ülkelerin toprak bütünlüklerinin yaşananlardan olumsuzluklardan etkilenmemesi için gayret göstermelidir. Bütün bunlarla birlikte eş zamanlı olarak, altını çizerek tane tane söylüyorum, İmralı süreci derhal sona erdirilmelidir. Millî kimliğimizi zayıflatan söylemler derhal terk edilmelidir.
Bu yolda şuursuzca önerilen yasal ve anayasal değişiklikler, bir daha inmemek üzere rafa kaldırılmalıdır. Zaman, iç politika kazanımları için şımarıkça hareket etme zamanı değildir. Hükümetle yakın ilişki içinde olan ve söyledikleri sanki Türk hükümetinin resmi görüşüymüş gibi algılanan medyadaki soytarılıklara derhal son verilmelidir. Türk milleti, algı operasyonlarının nesnesi yapılamaz. Burada medyaya değil, onların sahiplerine sesleniyorum. Aklınızı başınıza toplayın beyler; başka Türkiye yok.”
“MÜEBBET HAPSE MAHKUM KİŞİYE STATÜ ARAYARAK TÜRKİYE İLERİYE TAŞINAMAZ”
“Bu işin çözümü bellidir: Teröristi caydırmalısın ama her daim terörle mücadele etme gücünü sergileyerek, teröre tevessül edilmesini sona erdirmelisin ama teröre gerek kalmayan bir devlet-yurttaş ilişkisini, yani Cumhuriyet’i güçlendirerek. Müebbet hapse mahkum kişiye statü arayarak Türkiye ileriye taşınamaz. Herkes bunu böyle bilmelidir. Tarihin çöplüğüne atılmış ideolojilerin, aksak akılların dünyasında üretilen, gerçeklikten kopuk hayallerin propagandasına bu millet maruz bırakılamaz.
Muhtaç da edilemez. Bu hâl, bize şu hakikati göstermiştir: Sadece ülkemizin değil; bölgemizin huzuru için öncelikle bir Türk paktı hayata geçirilmelidir. Bu yüzden, Türkiye’nin, Azerbaycan’ın ve KKTC’nin her zamankinden daha yakın çalıştığı, tüm Türk devletlerinin, birbirlerinin güvenliğine kefil olabildiği bir odak hakim olmalıdır. Türkiye’nin koşulsuz yer alacağı tek ittifak da budur.”
“YARGI İLE MÜNASEBETİ OLAN HERHANGİ BİR VATANDAŞI, SİYASİ BİR BAĞLANTI BULMAYA SÜRÜKLEMEKTEDİR”
“Son günlerde yargıdaki bozulma ile ilgili çok fazla haber okuyor ve iddia duyuyoruz. Müsaadenizle, meseleyi kişiselleştirmeden, yapısal bir analiz yapmak istiyorum. Zira isimlerin ve kişilerin bu sistemde hiçbir önemi yoktur. Sorun bizzat sistemin kendisindedir. Türkiye’de ya da herhangi bir modern devlette, vatandaşları kanunlar korur ve yine vatandaşlar kanuna göre cezalandırılır. Türkiye, bu en temel ilkeyi maalesef kaybetmiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte ortadan kaldırılan sadece yasamanın gücü olmamış, aynı zamanda yargının bağımsızlığı olmuştur. Ve maalesef gelinen aşamada, insanları koruyan da cezalandıran da bizzat siyasettir. Hatta insanların siyasi iktidar ile kurduğu ilişkidir.
Bugün yasalar, iktidar yanlıları için farklı, muhalifler için farklı yorumlanmakta, farklı uygulanmaktadır. Bu durum ise yargı ile münasebeti olan herhangi bir vatandaşı, siyasi bir bağlantı bulmaya sürüklemektedir. Neticede, insanları koruyacak bir kanun yoksa, insanlar kendilerini koruma yöntemlerini geliştirmek mecburiyetinde kalır. Bu doğru değildir, olamaz da. Lakin olan budur. Bu siyasi bağlantıyı sağlayanlar ise bu hizmeti, belirli bir tarifeye göre uygulamakta, hukuki süreçlerin sonuçları adeta bir borsa tarafından belirlenir hale gelmektedir.
Bu düzen, yargıyı kontrol eden siyasi iktidara kıyısından köşesinden yaklaşabilen herkes için zengin olma fırsatlarıyla doludur. Bu sistem, iş takipçileri, komisyoncular üretir. Günün sonunda hukuk pazara çıkarılır. Nihayetinde bırakın yargının adaleti sağlamasını, yargı bir tehdit, şantaj ve zenginleşme aracına dönüşür. Çürümenin kurumsallaşması dediğimiz hadise tam olarak budur. Ufak tefek davaları para karşılığı çözmekle başlayan işler, artık masum insanları tehdit etmek ve onları gasbetmek için yargının kullanılmasını beraberinde getirir.”
“YARGIYI BAĞIMSIZ, MEDYAYI HÜR, PARLAMENTOYU İSE GÜÇLÜ KILMAKTAN BAŞKA ÇAREMİZ YOKTUR”
“Bugün, ister iktidara, ister muhalefete oy vermiş olsun, ülkenin büyük çoğunluğunun vicdanını yaralayan birçok adaletsizliğin kaynağı budur. Çetelerin sokaklara çöreklenmesinin, mafyaların, çetelerin elini kolunu sallayarak gezmesinin, uyuşturucunun yaygınlaşmasının, şehirlerimizin adeta bir oligark ekonomisine teslim olmasının sebebi budur. Bu öyle bir tezgahtır ki, parayı sezen buraya doğru hareket eder. Gazeteci iftira atmama karşılığında para ister.
Sosyal medya fenomeni itibarınızı zedelememek karşılığında para ister. Siyasetçiler, avukatlar ve danışmanlar sizi kanuni olmayan süreçlerden korumak için para ister. Bu arada fabrikalar durur, işsizlik artar, ekonomi çöker. Ama suyun üzerinde bu asalak sınıfı kalır, tatlı hayat yaşamaya devam ederler. Buna dur demek için, denetim mekanizmalarını ‘bürokratik oligarşi’ deyip, bir kenara iten anlayış terkedilmelidir. Yargıyı bağımsız, medyayı hür, parlamentoyu ise güçlü kılmaktan başka çaremiz yoktur. Herşeyi açık ve net olarak sansürsüz bir biçimde anlatıyorum. Türkiye’yi yeni maceralara sürüklemek kimsenin hakkı değildir. Herkes aklını başına almalıdır.”
“CUMHURİYET TARİHİNDE İLK DEFA SOKAKLARIMIZ ÇOCUKLARIMIZ İÇİN GÜVENLİ DEĞİL”
“Çocuklarımızı ve gençlerimizi korumak için hukuki bir duvar da inşa etmeliyiz. Açık konuşalım, Cumhuriyet tarihinde ilk defa sokaklarımız çocuklarımız için güvenli değil. Yargı mercileri ve kolluk kuvvetleri, sokaklarda ve kamusal alanlarda kamu güvenliğinin bozulması karşısında çaresiz. Suçlar artıyor, suçlular çoğalıyor. Türk milleti adeta kaderine terk edilmiş durumda. Biz bu ülkede ‘Türk sorunu’ var derken, işte bu durumu kastediyoruz. Hukuk, yargı, adalet…
Bunlar, vatandaşı korumak için vardır. İktidar odaklarını ve onların kirli düzenlerini korumak için değil. Hukukun amacı, körü körüne itaati sağlamak değil, insan onurunu ve yurttaş haklarını koruyacak bir düzeni sürdürmektir. Biz, müreffeh bir ülkenin hür insanları olarak, hak ettiğimiz düzeni, milletimizle el ele kurmak için yola çıktık. Cumhuriyet sorumluluğu en başta budur. Var olma sebebimiz budur, iddiamız budur, istikametimiz de budur. Hepimizin her gün yaşadığı üzere, içeride çürüyen ve yitirilen yalnızca hukuk düzeni değildir.”
“ACİL ÇÖZÜM REÇETESİ OLARAK, ÇİĞ SÜT FİYATINI HEMEN AÇIKLAYIN”
“Bu destekler açıklandığında mazot 40 liraydı, bugün 80 liraya dayandı. Gübre fiyatı son 3 haftada yüzde 50 yükseldi. Mart bitti. Bu ödemeleri hâlâ tamamlamadınız. Enflasyon her şeyi süpürdü. Para çiftçinin cebine girmeden pul oldu. 2025 ödemelerini hiçbir bahane üretmeden hemen yapın. Çiftçi, traktörünün marşına basamaz oldu. Tarımsal mazottan vergiyi derhâl kaldırın. Üreticilere artan maliyetlere uygun, ilave destek sağlayın.
Acil çözüm reçetesi olarak, çiğ süt fiyatını hemen açıklayın. Üreticiyi belirsizliğe mahkûm etmeyin. Çiftçilere mazot ve yem desteklerini artırın. Maliyet artışlarını görmezden gelmeyi bırakın. Ziraat Bankası’nın üretim için kullandırdığı kredi limitlerini 2024 prangasından kurtarın. Oluşan koşullara göre limitleri güncelleyin. Tarladan sofraya gıda taşıyan nakliyeciye vergisiz yakıt sağlayın. Raftaki, pazardaki yangını söndürün. Pazara gidin gerçeklerle yüzleşin. Domatesin 300 lira, biberin 400 lira, salatalığın 150 lira olduğu ülkede emeklilerimiz 20 bin lira maaşla nasıl tencerelerini kaynatacak? Siz hiç utanmıyor musunuz?”
“PROTEİN SOFRALARIMIZDAN ÇEKİLİYOR”
“Bugün vatandaşlarımız et alamadığı için hamura, nişastaya yöneliyor. Bakın rakamlara, 2023’te 52 kilo olan kişi başı yıllık patates tüketimi 2025’te 67 kiloya çıkmış. Bu bir tercih değil, bir zorunluluk. Milletimiz beslenmiyor, karnını tok tutmaya uğraşıyor. Ortaya çıkan bu tablo yoksullaşmanın en somut halidir. Bu hanelerimizdeki mutfak yangını bir geçim krizidir. Bir ülkede et tüketimi azalıyor, patates tüketimi artıyorsa, orada refah değil, yoksulluk büyüyordur.
Gelinen noktada ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en ağır krizlerinden birisi ile karşı karşıyadır. Bu kriz sessiz ama derinden bir etkiyle büyümektedir. Hükümet konuşmaktan kaçınsa da ‘Gıdaya erişim krizi’ yaşıyoruz. İnsanlarımız artık et alamıyor, balık alamıyor, bakliyat alamıyor. Kısacası protein sofralarımızdan çekiliyor. Onun yerine ne geliyor? Patates, makarna, ekmek… Bunları almaya da ne kadar gücü yeterse.”
“TEMEL GIDA MADDELERİNDEKİ VERGİ YÜKÜNÜ SONA ERDİRMELİYİZ”
“Üç çocuğumuzdan biri yoksulluk içinde büyüyor. Yeterli beslenemiyor. Gençlerimiz yeterli harçlıkları olmadığı için her gün öğün atlıyorlar. Yoksulluğun tetiklemesiyle okullaşma oranımız düşüyor. Bir ülkede insanlar sağlıklı beslenemiyorsa orada sadece ekonomi değil, toplum sağlığı da çöker. Bu ise krizin sadece bugünün değil, geleceğin de krizi olduğunu gösterir. Devlet vatandaşına sadece ekmek değil, sağlıklı beslenme imkânı sunduğu ölçüde büyük devlettir.
Büyük devlet, güçlü bir toplum ile, güçlü bir toplum ise sağlıklı beslenen bireylerle mümkündür. Bu yüzden bugünkü vahim tablo, bir an önce değişmelidir. Temel gıda maddelerindeki vergi yükünü sona erdirmeliyiz. Tarım ve hayvancılıkta topyekûn bir üretim seferberliği başlatılmalıdır. Özellikle çocuklarımızda beslenme eşitliğini sağlamak açısından okullarımızda ücretsiz sağlıklı beslenme programları uygulamaya alınmalıdır. Biz bireyin sadece karnını doyurduğu değil, sağlıklı beslendiği bir Türkiye istiyoruz.”
“KAMU GÖREVLİLERİNİN MALİ VE SOSYAL HAKLARI, İÇİNDE BULUNULAN HAYATI TAŞIYAMAMAKTADIR”
“Bu çöküş, devletin kendi omurgasında da görülmektedir. Çalışan diğer kesimler gibi memur maaşları da çok uzun zamandır gerçek hayat maliyetlerini karşılayamaz durumdadır. Özellikle büyükşehirlerde yaşamak kamu çalışanları için yüktür. Kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları içinde bulunulan hayatı taşıyamamaktadır. Bunların üstüne eklenen adaletsiz uygulamalar, partizanca hareketler, siyasi mobbingler, liyakat dışı atamalar kamu emekçilerini umutsuzluğa, karamsarlığa, devletine karşı aidiyet duygusunun zayıflamasına itmektedir.
Bir devlet için en büyük tehlikelerden birisi aidiyet duygusunu ve motivasyonunu kaybetmiş kamu görevlileridir. Kamu görevlilerinin haklarını savunmak ve iyileştirmek amacıyla kurulan sendika ve konfederasyonlar bahsettiğimiz geriye gidişle, hak kayıpları ile ilgilenecekleri yerde iktidara şirin görünmekle, Cumhuriyet düşmanlığı ile meşgul olurlarsa kaybeden yalnızca milyonlarca kamu emekçisi değil, bizzat devletin kendisi olacaktır.”
“İNSAN AÇIKÇA SERGİLENEN BU HAİNLİK VE NANKÖRLÜK KARŞISINDA ÜZÜLÜYOR”
“Bugün oturdukları koltukları borçlu oldukları Cumhuriyete ihanet ve nankörlük kervanına yeni katılımlar görüyoruz. Memur-Sen Genel Başkanından bahsediyorum. Bu Cumhuriyet öyle büyüktür, öyle sahip çıkılasıdır ki, bugün kendisine küfreden bu zatı, Tokat’ın Ahmet Danişment Köyü’nden almış; önce öğretmen, sonra okul müdürü yapmış, sonra da sendika başkanı olmasının yolunu açmıştır. Ama 1 milyonun üstünde kamu görevlisini temsil eden bir sendikanın koltuğunda oturan bu zat, geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu konuşmada diyor ki Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyormuş. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyormuşuz. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilmiş eski Türkiye yokmuş da, yüklerinden kurtulan bir Türkiye varmış. Bu sözleri duyunca insan, açıkça sergilenen bu hainlik ve nankörlük karşısında üzülüyor, bu şahıslar adına utanıyor.
Ama hani meşhur söz vardır ya: Nankörlük, insanın kendi ruhuna ettiği ihanetin adıdır. Vefasızlık, geçmişi silmek değildir, geleceği yıkıp dökmektir. Bu zata tavsiyemiz, Cumhuriyetle kavgaya tutuşarak iktidara şirin gözükmek yerine, temsil ettiği kamu görevlilerinin dertleri ile dertlenip, kamu emekçilerinin içine düştüğü ekonomik darboğazdan nasıl kurtulacaklarına yönelik kafa yorması ve sendikacılığın hakkını vermesidir. Kamu emekçileri arasında iktidara yakınlığı ile ‘sarı sendika’ olarak adlandırılmaktan biraz gocunup sendikal hareketin gereklerini yerine getirmesidir. Hükümete bu kadar yakın durmak elbetteki kişinin dünya görüşüyle, siyasi görüşüyle ilişkilendirilebilir. Ama yanlışın uşağı ve kölesi olmak bir Türk’e asla yakışmaz.”
“BU BEY CUMHURİYETİ SORGULAYACAĞINA HÜKÜMETİ SORGULAMALIDIR”
“Bu zat Nisan 2015’te göreve başlamıştır. Bugün itibariyle 11 yıldır o koltuktadır. 11 yılda kamu görevlilerinin mali-sosyal hakları ilerlemiş midir? Tabii ki hayır. Aksine kamu görevlilerinin alım gücünde ciddi kayıplar olmuştur. 2015 yılında ortalama memur maaşı ile 13-14 adet çeyrek altın alınabilirken, bugün 4-5 çeyrek altın anca alınabilmektedir. 2015 yılında memur maaşıyla ev kredisine girebilmek, ev alabilmek mümkünken, bugün imkânsız hale gelmiştir.
Bu bey cumhuriyeti sorgulayacağına hükümeti sorgulamalıdır. Kamu görevlilerinin alım gücü yıllar içerisinde erimiştir. İktidar, devleti memuruyla yönetir. Memuriyetin bir yarısı arpalık olup, bir yarısı da garibanlığın pençesine düşüyorsa, işte bugünkü gibi ne icraat olur ne düzen olur. Eğer böyle olacaksa da yıkılsın böyle düzen, kahrolsun böyle devran. Sorun, dün sorunu, bugün sorunu ve yarın sorunudur.”
“KRİPTO VARLIKLARDA İŞLEM VERGİSİNİN DAYATILMASINDAN VAZGEÇİLDİ”
“Dijital bir çağ, yerleşik tüm kuralları baştan yazıyor. Lakin iktidar, gözünü vatandaşın kripto varlıklarına ve umutlarına da dikmiştir. Hazine, bütçe açığını teknolojinin boğazını sıkarak kapatmaya yeltendi. Medeni dünya, böylesine insafsız dayatmaları reddediyor. Gelişmiş ülkeler yeniliği ödüllendirmek için birbiriyle yarışıyor. Almanya’dan Dubai’ye herkes teknoloji yatırımcılarını çekmeye çalışırken, iktidar bu işlemlerden vergi almanın peşine düştü. Kripto varlığını soğuk cüzdana taşıyan vatandaştan vergi istemek şu aşamada doğru değildi. Bu teklif, dünya gerçeklerden bütünüyle kopuk bir akıl tutulmasıydı. İYİ Parti’nin kararlı duruşu bu büyük hatayı engelledi. Meclis’teki yoğun çabalarımız ve net itirazlarımız sonuç verdi.
Kripto varlıklarda işlem vergisinin dayatılmasından vazgeçildi. Yani iktidarın hazırladığı ve ne devlete ne yatırımcıya yararı olacak maddeler geri çekildi. Çabaları için tüm milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Geleceğin dünyasını sadece gelir kapısı görenler yanılıyor. Bu saha bir özgürlük ekosistemidir. Genç zihinleri vergi duvarlarıyla korkutmanıza müsaade etmedik. Yarınlarımızı yasaklarla ve ağır yüklerle hapsedemeyeceksiniz. Vakit, çağın ruhunu yakalama vaktidir. Gün, yaratıcı zihinlerin önündeki engelleri yıkma günüdür. Milletin hakkını her sahada, her kürsüde savunmaya devam edeceğiz. İftiharımız millet adına mücadele etmektir.”
“5G” AÇIKLAMASI
“Bakın bunu başka bir örnekle de anlatayım. Türkiye dün itibariyle 5G’ye geçiyor. İktidar öyle söylüyor. Ama bu teknolojiye geçen 137. ülkeyiz. İnternet hızı bakımından ise 100’üncüyüz. Türkiye, bir yere varacaksa bu, vatanı fiber ağlarla örmeden olmaz. Bugünün gerekleri bunlardır. Ya yasak var ya kısıt var ya da eksik var. Ya da sürekli olarak af peşindeler. Şimdi bunu niye söylüyorum? Torba af yasası hazırlığı içindeler. Öğrenci, memur, disiplin, SGK, BAĞ-KUR…
Bunun kuyruğuna da adı ‘infaz indirimi’ olan terörist affını bağlayacaklar. Bakın, bir af, belli gerekçelerle mümkün ve gerekli olabilir. Bunları ayrı ayrı ele almak gerekebilir. Ancak af, vergisini ve primini zorda olduğu için değil, keyfi ödememeyi alışkanlık haline getirmişler için; okula devam etmemeyi ya da mezun olmamayı nasılsa af çıkar diye boş verenler için; yahut en önemlisi suç işlemeyi, zaten 6 ay yatarım salarlar, af gelir diye meslek haline getirmişler için bir ödüllendirmedir. Burada Cumhuriyet bilinci, yasalara uyanları, vergisini, primini zamanında ödeyenleri önceler, ihlalleri ödüllendirmez. O sebeple, vergi affı getiriyorsanız işini zamanında yapanları ödüllendirerek bunu yapacaksınız. Reel sektörü, ancak hakkaniyet içinde korursanız pozitif bir netice elde edersiniz. Aksi mümkün değildir.”
“EKONOMİK VE SOSYAL KRİZLERDEN KORUNAMAYAN AİLELER DAĞILIYOR”
“Korumak fiilini belki de en çok aile kurumu için düşünmeliyiz. Böylece ferdi ve milleti korumak, geliştirmek mümkün olsun. Bizim millet anlayışımızın temelinde de aile kurumu vardır. Çünkü milletin özünde, eski kuşakların, bugün yaşayanların ve henüz doğmamış olanların arasındaki bağ vardır. Bu bağı aile kurar. Bu nedenle, geleneksel aile yapısı ve değerleri yok olursa Türk milletinin felaketle karşılaşması kaçınılmaz olur. Ancak bugün ailelerimiz yoksullaşıyor. Ekonomik ve sosyal krizlerden korunamayan aileler dağılıyor.
Evlenme oranları düşerken, boşanma hızı artıyor. Milletler için hayati önem taşıyan doğurganlık oranımız düşüyor. Hem daha sağlıksız hem daha yaşlı bir toplum haline geldik. Bu felaket tablosuna rağmen AKP iktidarı; hamaset, kolaycılık ve popülizm dışında bir şey üretmiyor. Bu ülkede muhafazakârlığa en büyük zararı da yine bu iktidar veriyor. Aile ve millet bağı, hakikat olduğu kadar Türkiye’yi yönetmenin akli ve vicdani kurgusudur. Az evvel, kripto yasasındaki meseleyi aktardım size. Unuttuğumuz tartışma ve uzlaşma kültürüne dair bir örnektir bu. Ancak istisna kalmamalıdır. Bu uzlaşma kültürünü yitirdikçe daha çözümsüz ve daha yaşanmaz bir siyaset ortaya çıkıyor.”
“MECLİS DEVRE DIŞI KALIRSA HUKUK KALMAZ”
“Parlamento tam da bu yüzden gereklidir. Aile milletin nasıl değişmez özü ise parlamento da o milletin müşterek aklının, meşru siyasetinin ve milli iradesinin yegâne makamıdır. Nasıl ki aile meselelerini koridor fısıltılarıyla, kapı arkası hesaplarla, dedikodularla yürütemezseniz; devleti de parlamento düsturu olmadan, milletin gözü önünde konuşmadan, hesap vermeden yönetemezsiniz. Yönetmeye kalkarsanız da olan budur. Meclis devre dışı kalırsa hukuk kalmaz. Sonra da kurumlar çürür.
Sonra millet yoksullaşır. Sonra aileler dağılır. Sonra gençler geleceğe küser. Ve en sonunda devlet, kendi milletine güven veremez hale gelir. Bizim itirazımız da tam buradadır. Biz hesapsız bir siyaset peşinde değiliz. Biz hesapsız bir muhalefet yapmıyoruz. Hesapsız iktidarın karşısına, hesabı millete veren, yasayı parlamentoda yapan, meşruiyeti milletten alan, devleti yeniden ciddiyetle yöneten bir siyaset anlayışıyla çıkıyoruz. Çünkü aileyi koruyacak olan da budur. Gençlerin istikbalini güvence altına alacak olan da budur. Toplumsal huzuru yeniden kuracak olan da budur. Devlete yeniden itibar kazandıracak olan da budur.”
“DEVLETİ DEVLET YAPAN KORİDOR SİYASETİ DEĞİL, İŞLEYEN KURUMLARDIR”
“Devleti devlet yapan koridor siyaseti değil, fısıltı siyaseti değil, kapalı kapılar ardında çevrilen hesaplar değil, işleyen kurumlardır. Güçlü hukuktur. Millet adına çalışan parlamentodur. Bizim mücadelemiz tam da bunun mücadelesidir. Milletin iradesini yeniden devletin merkezine yerleştirme mücadelesidir. Aileyi koruyan, genci geleceğe bağlayan, emeği kollayan, hukuku ayakta tutan, Meclis’i yeniden asli makamına kavuşturan bir Türkiye mücadelesidir. Çünkü biz biliyoruz, hukuksuz düzen hastalık üretir. Meclissiz siyaset, zafiyet üretir.
Aile güçsüzse, millete aidiyet azalır. Gençlik umudunu kaybederse memleket gücünü kaybeder. Onun içindir ki biz, bu ülkeye yeniden ciddiyet kazandırmak için buradayız. Devlete yeniden itibar kazandırmak için buradayız. Millete yeniden güven kazandırmak için buradayız. Söz veriyoruz: İnanın ki bu memlekette yeniden hukuk konuşacaktır. Kurumlar işleyecektir. Cumhuriyet, adaletli, güvenli ve haysiyetli bir idareye kavuşacaktır. Ancak o zaman millet iradesi hakim olacak Meclis güçlenecektir. Bunun için ihtiyaç duyulan tek şey seçim ve İYİ Parti’nin iktidarıdır. Meclis güçlendikçe, millet kazanacaktır. Bunun başka yolu yoktur.”
“TÜRKİYE’DE SİYASET BASKI ALTINDADIR”
“Türkiye’de siyaset baskı altındadır. Yolsuzluğa, yoksulluğa, yozlaşmaya ne kadar karşıysak, haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, siyaset üzerinde ki baskılara da aynı ölçüde karşıyız. Muhalefetin demokrasi dışı yöntemlerle kuşatma altına alınması, yasaların, kişilere ve kurumlara karşı ayrı ayrı uygulanması, demokratik geleneklerin ve teamüllerin çiğnenmesi, olağanüstülüğün, olağanlaştırılarak tahakküm alanlarının oluşturulması, kabul edilebilecek uygulamalar değildir. Bu uygulamalar sadece uygulayıcıları değil, rejimi de tartışılır hale getirir.
Türkiye’nin, 21. asırda ve Cumhuriyetin 103. yılında bu tartışmaları aşamamış olması hali bile, çeyrek asırdır bu ülkeyi yönetenler açısından zillettir. Ne diyelim? Sebep olanlar utansın. İYİ Parti’nin haklı ve soylu mücadelesi devam edecektir. Yaşasın adalet, yaşasın eşitlik, yaşasın hürriyet, yaşasın cumhuriyet diye haykırmayı sürdüreceğiz. Allah’ın izni ve milletimizin desteğiyle bu kara günleri geride bırakıp, aydınlık ufuklarla buluşacağız.”


