Çocukluk döneminde herhangi bir alerjisi bulunmayan kişilerde yetişkinlikte yeni alerjik reaksiyonlar görülebiliyor. Son yıllardaki araştırmalar; Covid-19 ve diğer viral enfeksiyonlardan kene ısırıklarına, antibiyotik kullanımından hormonal değişimlere kadar farklı faktörlerin bağışıklık sisteminin çalışma biçimini etkileyebileceğine işaret ediyor. Ancak bu faktörlerin her kişide doğrudan alerjiye neden olduğu söylenemiyor.
Viral enfeksiyonların bağışıklık sistemi üzerinde önemli değişikliklere yol açabildiği biliniyor. 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada Covid-19 enfeksiyonu ile alerjik rinit ve astım gelişme riski arasındaki ilişki incelendi.
Araştırmacılar, enfeksiyon sırasında ortaya çıkan yoğun bağışıklık yanıtının bazı kişilerde alerjik hastalıklarla ilişkili süreçleri etkileyebileceğini değerlendiriyor. Uzmanlara göre bağışıklık sisteminin enfeksiyonla mücadele sırasında aşırı aktive olması, çevresel veya gıdasal bazı maddelere karşı verilen yanıtın değişmesinde rol oynayabilir.
KENE ISIRIĞI KIRMIZI ET ALERJİSİNE YOL AÇABİLİYOR
Yetişkinlikte ortaya çıkabilen alerjiler arasında en dikkat çekici örneklerden biri alfa-gal sendromu. Bazı kene türlerinin ısırması sonrasında gelişebilen bu durum, memeli hayvanlardan elde edilen et ve bazı hayvansal ürünlerde bulunan alfa-gal adlı şekere karşı bağışıklık yanıtı oluşmasıyla ortaya çıkıyor.
Alfa-gal sendromu bulunan kişilerde kırmızı et tüketiminin ardından kurdeşen, şişlik, mide-bağırsak sorunları ve daha ciddi alerjik reaksiyonlar görülebiliyor. Belirtilerin kene ısırığından haftalar veya aylar sonra ortaya çıkabilmesi nedeniyle bağlantıyı fark etmek her zaman kolay olmayabiliyor.
ANTİBİYOTİKLER VE BAĞIRSAK MİKROBİYOMU
Bağırsaklarda yaşayan mikroorganizmalar, bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde önemli rol oynuyor. Antibiyotiklerin gerekli durumlarda hayat kurtarıcı tedaviler olmasına karşın, özellikle gereksiz veya uygunsuz kullanımları bağırsak mikrobiyotasındaki bakteri çeşitliliğini ve dengesini değiştirebiliyor.
Bu nedenle bağırsak mikrobiyomundaki değişikliklerin bağışıklık sistemi ve alerjik hastalıklarla ilişkisi bilimsel araştırmaların önemli başlıklarından biri haline geldi. Ancak antibiyotik kullanımının tek başına sonradan alerjiye neden olduğunu söylemek için her durum açısından yeterli kanıt bulunmuyor.
HAMİLELİK VE MENOPOZ DÖNEMLERİNDE HORMONLAR ETKİLİ OLABİLİYOR
Kadınlarda hormonal değişimler de alerjik belirtilerin seyrini etkileyebiliyor. Hamilelik sırasında östrojen ve progesteron düzeylerindeki değişimler, burun mukozasında şişmeye ve “hamilelik riniti” olarak adlandırılan tabloya yol açabiliyor.
Benzer şekilde menopoz dönemindeki hormonal değişimlerin de bazı kadınlarda bağışıklık sistemi ve alerjik hastalıklarla ilişkili belirtileri etkileyebileceği düşünülüyor.
SONRADAN BAŞLAYAN ALERJİDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
Yetişkinlikte ilk kez ortaya çıkan burun akıntısı, hapşırma, kaşıntı, kurdeşen, şişlik veya nefes darlığı gibi belirtilerin her zaman alerji anlamına gelmediği unutulmamalı. Benzer şikâyetlere enfeksiyonlar, ilaç reaksiyonları ve başka sağlık sorunları da neden olabiliyor.
Özellikle nefes almada güçlük, boğazda veya dilde şişme, yaygın kurdeşen, baş dönmesi ya da bayılma gibi belirtiler ortaya çıkarsa ciddi alerjik reaksiyon ihtimali nedeniyle acil tıbbi değerlendirme gerekiyor.
TEDAVİDE YENİ ARAŞTIRMALAR SÜRÜYOR
Alerjik hastalıkların tedavisinde bağışıklık sisteminin alerjene verdiği yanıtı değiştirmeyi hedefleyen yöntemler üzerinde çalışmalar devam ediyor. Alerjen immünoterapisi gibi mevcut tedavilerin yanı sıra yeni biyolojik ilaçlar ve hedefe yönelik tedaviler de araştırılıyor.
Bağırsak mikrobiyomu, probiyotikler ve fermente gıdaların alerjik hastalıklardaki rolü de araştırma konusu. Ancak probiyotik veya belirli bir beslenme düzeninin alerjiyi kesin olarak önlediği ya da tedavi ettiği söylenemeyeceği için bu tür uygulamaların tıbbi tedavinin yerine geçirilmemesi gerekiyor.
