Melike Esra Karayel
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Kültür Sanat
  4. Denizkızı’nın deniz altı günlüğü

Denizkızı’nın deniz altı günlüğü

Deniz, insanın geride bıraktığını suyun hafızasında saklar.

featured
Player Alanı

Deniz, insanın geride bıraktığını suyun hafızasında saklar.

Belki de bu yüzden denize her baktığımda yalnızca suyu değil, insanı da görüyorum. Alışkanlıklarımızı, ihmallerimizi, kültürümüzü, kurduğumuz bağı… Bazen de kopardığımız bağı. Deniz Kızı’nın Deniz Altı Günlüğü tam da bu yerden doğdu benim için. Çünkü deniz tabanında karşılaştığımız her parça, yalnızca çevresel bir sorunu işaret etmiyor; aynı zamanda bize kendimizle ilgili bir mesaj veriyor. Her atık, benim için sadece bir çöp değil; bir veri, bir iz, bazen de sessiz bir anlatı. Suyun hafızasında biriken bu izler, insanın denizle ve kendi kültürüyle kurduğu ilişkiyi görünür kılıyor.

Bu çalışma, bilimsel örnekleme göre İstanbul Teknik Üniversitesi kıyılarında başladı. Şimdi ise belirlenen rota doğrultusunda, projenin ikinci ayağı olan Mersin Aydıncık’taki gözlem dalışlarıyla devam edecek8. Ancak bu yolculuk tek bir kıyıya ya da tek bir noktaya ait değil. Toplam on iki koyda sürdürülecek bu çalışmada, her koy benim için ayrı bir heyecan, ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü her kıyı, her dip yapısı, her karşılaşma bize başka bir hikâye anlatıyor.

Bir sosyal antropolog olarak bu projedeki amacım, denizlerimize ve mavi ekonomiye katkı sunarken, insanla deniz arasındaki kültürel bağı görünür kılmak. Türkiye, Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz olmak üzere dört deniziyle yalnızca doğal bir zenginliğe değil, aynı zamanda köklü bir deniz kültürüne ve ortak çevresel hafızaya da sahip. Bu nedenle denizlerin korunması, yalnızca çevresel bir gereklilik değil; kültürel mirasımızı ve ortak geleceğimizi koruma sorumluluğu. Deniz tabanından çıkan her nesneye bu yüzden yalnızca atık olarak bakmıyorum. Onlar, yaşam biçimlerimizin, tüketim alışkanlıklarımızın ve denizle kurduğumuz ilişkinin izlerini taşıyor. Bazen küçük bir parça, koca bir hikâyeyi açığa çıkarabiliyor.

Projenin ayırt edici yönlerinden biri de burada başlıyor. Deniz Kızı’nın Deniz Altı Günlüğü, denizel atıkları sadece kirlilik unsurları olarak değil; kültürel göstergeler olarak da ele alıyor. Bölgesel ekonomik faaliyetler, yerel yaşam biçimleri, insan etkisi ve zamansal farklılıklar birlikte değerlendirildiğinde, deniz tabanında biriken her unsur toplumun denizle kurduğu ilişkinin sessiz bir belgesine dönüşüyor. Bu yönüyle proje, Türkiye’de ilk kez denizel atıkların kültürel, sosyolojik ve çevresel boyutlarını birlikte ele alan bir Kültürel Atık Profili oluşturmayı hedefliyor.

Çalışmalar, bilimsel ölçütlerle belirlenmiş koylarda yürütülecek. Deniz tabanından çıkarılan tüm atıklar, örneklem yaklaşımıyla kayıt altına alınacak; tür, yoğunluk, bölgesel özellikler ve dönemsel farklılıklar dikkate alınarak analiz edilecek. Böylece ortaya yalnızca saha gözlemlerine dayanan değil, veriye dayalı ve karşılaştırmalı bir çalışma çıkacak. Benim sosyal antropoloji alanındaki bakışım ile Düzce Üniversitesi’nden sualtı arkeoloğu Doç. Dr. Ahmet Bilir hocamın uzmanlığı bu projede birbirini tamamlıyor. Sosyal antropoloji ile sualtı arkeolojisinin buluştuğu bu yapı, denizin altına tek bir yerden değil, daha bütünlüklü bir bakışla yaklaşmamızı sağlıyor.

Bu proje aynı zamanda üniversiteler, akademisyenler ve öğrenciler için yaşayan bir araştırma ve öğrenme alanı olarak tasarlandı. Elde edilen verilerin tezlere, makalelere, saha çalışmalarına ve bilimsel yayınlara kaynak oluşturmasını hedefliyoruz. Çünkü denizlere dair üretilen her bilgi, yalnızca bugünü anlamak için değil, geleceği daha doğru kurabilmek için de gerekli.

Deniz Kızı’nın Deniz Altı Günlüğü’nün bir diğer önemli yanı da mavi ekonomiye sunduğu katkı. Denizlerin korunması, kıyı yaşamının, balıkçılığın, turizmin, yerel üretimin ve sürdürülebilir kalkınmanın korunması anlamına geliyor. Deniz tabanında biriken atıkları anlamak, yalnızca çevreyi temiz tutmak değil; ekonomik yaşamın dayandığı deniz ekosistemini de güçlendirmek demek. Bu yönüyle proje, kültürel farkındalık ile ekonomik sürdürülebilirlik arasında güçlü bir köprü kuruyor.

Proje süresince elde edilen saha gözlemleri ve görsel kayıtlar yıl sonunda belgesel niteliğinde bir çalışma ile kamuoyuyla paylaşılacak. Bunun yanında ben bu çalışmanın zamanla yalnızca bir saha araştırması olarak kalmayacağına inanıyorum. Denizlerimize dair daha güçlü bir farkındalık üreten, kültürel hafızayı canlı tutan ve toplumda büyüyen bir harekete dönüşmesini diliyorum. Çünkü denizi korumak, yalnızca doğayı korumak değildir. Aynı zamanda hafızamızı, kültürümüzü ve ortak geleceğimizi korumaktır.

Denizkızı’nın deniz altı günlüğü
Yorum Yap