1. Haberler
  2. Bilgi
  3. Vicdan azabından doğan miras: Ölüm tacirliğinden Nobel ödüllerine

Vicdan azabından doğan miras: Ölüm tacirliğinden Nobel ödüllerine

Nobel Ödülleri sadece bir başarı belgesi değil, derin bir pişmanlığın ve devasa bir servetin ürünü. İlk ödülün verildiği 1901'den bugüne, ödülü reddedenlerden barış elçisi olduğu halde hiç ödül alamayan Gandhi gibi isimlere kadar Nobel’in tüm tartışmalı tarihini ve trajik doğuşunu keşfedin.

featured
Player Alanı

Alfred Nobel, 19. yüzyılın en parlak ve en çelişkili zihinlerinden biri olarak, dünya tarihine silinmeyecek bir iz bırakmıştır. Ancak Nobel Ödülleri’nin doğuşu, sanılanın aksine sadece bilimsel bir teşvik arzusuyla değil, çok derin bir pişmanlık ve imajını temizleme çabasıyla şekillenmiştir. 1888 yılında Alfred’in kardeşi Ludvig Nobel Fransa’da öldüğünde, bir gazetenin yaptığı büyük hata tarihin akışını değiştirmiştir.

Gazete, ölen kişinin dinamitin mucidi Alfred Nobel olduğunu sanarak “Ölüm Taciri Öldü” başlıklı, son derece sert bir nekroloji yayımlamıştır. Kendi ölüm ilanını daha hayattayken okuma talihsizliğine (ya da şansına) erişen Alfred, insanların kendisini “daha kısa sürede daha çok insanı öldürmenin yollarını bularak zengin olan adam” olarak hatırlayacağını fark ettiğinde dehşete düşmüştür.

Bu sarsıcı deneyim, onun vasiyetini tamamen değiştirmesine ve devasa servetini insanlığa somut fayda sağlayan bilim insanlarını, yazarları ve barış elçilerini onurlandırmak üzere adanmış bir fona dönüştürmesine yol açmıştır.

MODERN PATLAYICI TEKNOLOJİSİNİN BABASI ALFRED NOBEL VE ENTELEKTÜEL YALNIZLIĞI

İsveçli kimyager, mühendis ve mucit Alfred Nobel, hayatı boyunca 355 patent alarak teknik dehasını kanıtlamış bir endüstri devidir. Babası Immanuel Nobel’in iflaslar ve başarılar arasında gidip gelen kariyeri nedeniyle gençliğini Saint Petersburg’da, dönemin en iyi özel eğitimlerini alarak geçiren Alfred; kimyanın yanı sıra şiir, felsefe ve edebiyata da büyük bir tutkuyla bağlıydı.

Akıcı bir şekilde beş dil konuşabilen bu polimat, kendi icat ettiği yıkıcı gücün aksine, özel hayatında oldukça içe dönük, melankolik ve yalnız bir karakter sergilemiştir. Dinamit sayesinde kazandığı devasa servetle dünya çapında bir şirketler ağı kurmuş, ancak ömrünün büyük kısmını otel odalarında ve laboratuvarlarda, kalıcı bir yuva kuramadan geçirmiştir.

Nobel’in karakterindeki bu tezatlık , yani bir yandan savaş endüstrisini besleyen icatlar yapması, diğer yandan ise dünya barışı için hayaller kurması onun bıraktığı mirasın neden bu kadar karmaşık ve derin olduğunu açıklamaktadır.

DİNAMİTİN KANLI YOLCULUĞU VE NOBEL AİLESİNİ SARSAN TRAJİK KAYIPLAR

Alfred Nobel’in nitroglicerini kontrol altına alma ve güvenli bir patlayıcı üretme süreci, adeta kan ve gözyaşıyla yazılmış bir hikayedir. 1860’lı yıllarda nitroglicerin üzerinde yapılan deneyler son derece tehlikeliydi ve bu durum Nobel ailesinin merkezinde büyük bir yıkıma neden olmuştur.

1864 yılında, Stockholm’deki aile laboratuvarında meydana gelen devasa bir patlama, Alfred’in en küçük ve en sevdiği kardeşi Emil Nobel’in yanı sıra birkaç genç teknisyenin feci şekilde can vermesine yol açmıştır. Bu olaydan sonra İsveç hükümeti, Nobel’in şehir sınırları içinde deney yapmasını yasaklamış, ancak o pes etmeyerek bir gölün ortasındaki mavnada çalışmalarına devam etmiştir. Sonunda, sıvı nitroglicerini “kieselguhr” adı verilen emici bir toprak türüyle karıştırarak dinamiti icat etmiştir.

Bu buluş, madencilikten kanal inşaatlarına kadar sanayi devrimine devasa bir ivme kazandırsa da, Nobel’in ellerine bulaşan barut izi ve kardeşinin kaybı hayatı boyunca peşini bırakmayan bir hayalet olarak kalmıştır.

BİLİMİN VE BARIŞIN KURUMSALLAŞMASI: NOBEL VAKFI VE GELİŞİM SÜRECİ

10 Aralık 1896 tarihinde San Remo’da hayata gözlerini yuman Alfred Nobel’in vasiyeti açıldığında, dünya tam anlamıyla bir şok yaşamıştır. Nobel, servetinin yüzde 94’ünü (yaklaşık 31 milyon İsveç Kronu, bugünün parasıyla yüz milyonlarca dolar) fizik, kimya, fizyoloji veya tıp, edebiyat ve barış alanlarında beş ayrı ödül verilmesi için bağışlamıştır. Bu vasiyet başlangıçta ailesi tarafından büyük bir dirençle karşılanmış, hukukçular ve kraliyet yetkilileri tarafından uzun süre tartışılmıştır.

Ancak 1900 yılında Nobel Vakfı resmen kurulmuş ve ilk ödüller, vefatının beşinci yıl dönümü olan 1901’de sahiplerini bulmuştur. Yıllar geçtikçe bu ödüller, sadece birer madalya ve para ödülü olmaktan çıkıp, evrensel bir saygınlık sembolü ve otoriteye dönüşmüştür.

1968 yılında İsveç Merkez Bankası’nın girişimiyle eklenen Ekonomi Ödülü ile birlikte Nobel sistemi, insanlık bilgisinin ulaştığı en uç noktaları tescilleyen bir platform olarak küresel kültürün ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

İDEOLOJİK VE ETİK DURUŞLAR: ÖDÜLÜ ELİNİN TERSİYLE İTENLER

Nobel Ödülleri’nin parıltısı herkesi büyülememiş, bazı isimler bu payeyi kabul etmeyi reddederek tarihe farklı bir not düşmüşlerdir. En ünlü reddediş, 1964 yılında Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Fransız varoluşçu filozof Jean-Paul Sartre’dan gelmiştir; Sartre, bir yazarın kurumsal bir yapıyla bütünleşmemesi gerektiğini savunarak ödülü ve beraberindeki büyük miktardaki parayı almayı reddetmiştir.

Benzer şekilde, 1973 yılında Vietnam Savaşı’ndaki ateşkes müzakereleri nedeniyle ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile birlikte Barış Ödülü verilen Kuzey Vietnamlı temsilci Le Duc Tho, ülkesinde barışın henüz sağlanmadığını ve Kissinger ile aynı kefeye konmayı kabul etmediğini belirterek ödülü reddetmiştir. Ayrıca, Nazi Almanyası döneminde Adolf Hitler’in yasaklaması nedeniyle ödüllerini alamayan Richard Kuhn ve Adolf Butenandt gibi bilim insanları, ödülün sadece kişisel bir takdir değil, aynı zamanda uluslararası politikanın bir satranç tahtası olduğunu acı bir şekilde tecrübe etmişlerdir.

TARİHİN BÜYÜK UNUTKANLIĞI VE LİSTEDE OLMAYAN DEHALARIN GİZEMİ

Nobel Ödülleri, kazananlar kadar kazanmayanlarla da her zaman tartışma konusu olmuştur ve bu durum dünyanın en büyük “neden verilmedi?” sorusunu doğurmuştur. Modern tarihin en büyük barış elçisi olan Mahatma Gandhi’nin, beş kez aday gösterilmesine rağmen ölmeden önce Barış Ödülü’nü alamamış olması, Nobel Komitesi’nin en büyük “günahı” olarak kabul edilir.

Bilim dünyasında ise periyodik tabloyu bulan Dimitri Mendeleyev, modern fiziğin temellerinden birini atan Nikola Tesla ve psikanalizin kurucusu Sigmund Freud gibi devasa isimlerin bu ödülü alamaması komitelerin vizyonunun sorgulanmasına neden olmuştur.

Edebiyat kanadında ise Leo Tolstoy, James Joyce, Virginia Woolf, Jorge Luis Borges ve Marcel Proust gibi modern edebiyatı inşa eden kalemlerin pas geçilmesi, ödülün zaman zaman sanatsal devrimlerden ziyade dönemsel popülerliğe veya politik dengelere odaklandığı eleştirilerini haklı çıkarmıştır. Bu “unutulan” isimler galerisi, Nobel’in mükemmeliyet iddiasının insan eliyle yapılmış her kurum gibi hatalara açık olduğunu hatırlatan hüzünlü bir hatıra defteri gibidir.

Vicdan azabından doğan miras: Ölüm tacirliğinden Nobel ödüllerine
+ -
Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.