Sosyolog ve iletişim uzmanı Neslihan Karayılan, CHP’nin tarihsel derinliğini inceledi.
Neslihan Karayılan’ın değerlendirmesi şöyle:
“Cumhuriyet Halk Partisi’ni konuşurken yalnızca bugünün siyasi tartışmalarına sıkışıp kalmak büyük bir eksiklik olur. Çünkü CHP, sıradan bir seçim organizasyonu değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecine tanıklık etmiş, devletin ve demokrasinin gelişiminde önemli roller üstlenmiş tarihsel bir aktördür.
Bir asrı aşan yolculuğunda iktidar da görmüş, muhalefet de olmuş; alkışlandığı günler de yaşamış, sert eleştirilerle karşılaştığı dönemler de olmuştur. Ancak hangi görüşten olunursa olunsun inkâr edilemeyecek bir gerçek vardır: CHP’nin tarihi, Türkiye’nin modern siyasal tarihinin önemli bir parçasıdır.
Tarih bize şunu öğretir: Büyük kurumlar yalnızca seçimlerle değil, krizlerle de sınanır. İç çekişmeler, liderlik mücadeleleri ve fikir ayrılıkları her dönemde yaşanabilir. Önemli olan, bu süreçlerin kurumsal hafızayı zayıflatmasına izin vermeden ortak hedefler etrafında yeniden buluşabilmektir.
Siyasi partiler gelip geçebilir; fakat köklü kurumların taşıdığı tarihsel sorumluluk nesiller boyunca devam eder. CHP’nin omuzlarında da yalnızca bugünün seçmenine değil, geçmişten geleceğe uzanan bir mirası taşıma yükümlülüğü vardır. Bu miras, demokratik rekabet içinde sürekli yenilenmeyi, eleştiriye açık olmayı ve toplumsal beklentilere cevap verebilmeyi gerektirir.
Türkiye’nin yakın tarihi incelendiğinde görülecektir ki, siyaset kurumları en çok kendi içlerindeki dayanışmayı kaybettiklerinde yıpranmış, ortak amaç etrafında birleşebildiklerinde ise güç kazanmıştır. CHP açısından da tarihsel deneyimlerin sunduğu en önemli derslerden biri budur.
Bugün yaşanan her tartışma gelip geçecektir. Fakat geriye kalacak olan, partinin bu dönemi nasıl yönettiği ve kamuoyuna nasıl bir kurumsal duruş sergilediğidir. Çünkü tarihin hafızası günlük polemiklerden çok, zor zamanlarda alınan kararları ve gösterilen liderliği kaydeder.
Belki de asıl mesele şudur: CHP, yüz yılı aşan geçmişinin ağırlığını yalnızca bir övünç vesilesi olarak mı taşıyacak, yoksa bu birikimi geleceğe yön veren bir vizyona mı dönüştürecek? Bu sorunun cevabı sadece partinin değil, Türkiye’de demokratik siyasetin geleceği açısından da önem taşımaktadır.
Tarih, kurumları kutsamaz; onları yaptıklarıyla yargılar. Ve her kuşak, kendisine emanet edilen mirasa yeni bir anlam katmakla yükümlüdür. CHP’nin önündeki görev de tam olarak budur: Geçmişinden güç alırken geleceğe güven verebilmek ve toplumsal beklentilere cevap üretebilen bir siyasal anlayışı sürdürebilmektir.


