Modern kozmolojinin en tartışmalı ve heyecan verici başlıklarından biri olan “Salınımlı Evren Teorisi” (Oscillating Universe), evrenin tek bir başlangıcı ve tek bir sonu olduğu fikrine meydan okuyor. George Gamow tarafından temelleri sağlamlaştırılan bu hipotez, evreni milyarlarca yıllık periyotlarla şişip sönen devasa bir organizmaya benzetiyor. Peki, içinde bulunduğumuz bu uçsuz buçaksız boşluk, aslında geçmişteki binlerce evrenin bir “enkazı” üzerine mi kurulu?
BÜYÜK PATLAMA’DAN BÜYÜK SIÇRAMA’YA: MEKANİZMA NASIL İŞLİYOR?
Salınımlı Evren Teorisi’ni anlamak için evrenin genişlemesini bir film şeridi gibi düşünmek gerekir. Bilim dünyasının genel kabulü olan “Standart Big Bang” modelinde film, büyük bir patlamayla başlar ve evren sonsuza dek genişleyerek soğur. Ancak Gamow’un da dahil olduğu bir grup bilim insanına göre bu film, bir noktada “geri sarılmak” zorundadır.
Salınımlı Evren Teorisi’nin kalbinde yatan bu devasa döngü, evreni sonsuz bir nefes alıp verme sürecine hapseder; başlangıçta Büyük Patlama ile hızla genişleyen uzay-zaman dokusu, galaksileri birbirinden uzaklaştırırken, bir noktada evrendeki toplam kütleçekim kuvvetinin genişleme enerjisini dizginlemesiyle “Kritik Duraklama” evresine ulaşır ve tıpkı yukarı fırlatılan bir taşın yerçekimine yenilip geri düşmesi gibi, evren kendi içine çökmeye başlayarak “Büyük Çöküş” (Big Crunch) sürecine girer.
Bu çöküş esnasında tüm madde, yıldızlar ve galaksiler korkunç bir sıcaklık ve basınç altında ezilerek atom altı seviyede “tekillik” denilen sonsuz yoğunluktaki minicik bir noktaya hapsolur; ancak George Gamow’un vizyonuna göre bu bir son değil, maddenin daha fazla sıkışamadığı o kritik eşikte yaşanan şiddetli bir geri tepme, yani “Büyük Sıçrama” (Big Bounce) ile yeni bir Büyük Patlama’nın tetiklenmesidir. Böylece madde yoktan var olmak yerine her döngüde yeniden geri dönüştürülür ve evren, küllerinden doğan kozmik bir anka kuşu gibi kendi geçmişinin enkazı üzerinde sonsuz bir ritimle yeniden inşa edilir.
MADDE SORUNSALI: “YOKTAN VAR OLMA” MI, “DÖNÜŞÜM” MÜ?
Teorinin en can alıcı noktası maddenin kökenidir. Klasik Big Bang teorisinde, “Patlama anında madde nasıl oluştu?” sorusu hala tam bir cevap bulabilmiş değildir. Gamow’un modelinde ise madde aslında “geri dönüştürülmektedir.”
İlk (en baştaki) patlamada maddenin kaynağı belirsiz olsa da, salınımlı modelde bir sonraki evrenin hammaddesi, bir önceki evrenin kalıntılarıdır. Yani siz, ben ve şu an baktığımız yıldızlar, aslında bir önceki “çökmüş evrenin” atomlarından inşa edildik. Bu döngüde madde asla yok olmaz; sadece korkunç bir basınç altında sıkışıp form değiştirir ve yeni bir patlamayla tekrar uzaya saçılır.
FİZİĞİN ÇIKMAZI: ENTROPİ YASASI
Bu teori ne kadar büyüleyici olsa da, karşısında çok güçlü bir rakip var: Termodinamiğin İkinci Yasası (Entropi). Bilim insanları, her döngüde bir miktar enerjinin “kullanılamaz” hale geleceğini ve bu durumun döngülerin sonsuza kadar sürmesini engelleyeceğini savunuyor. Yani evren her seferinde biraz daha “yorulacak” ve sonunda bu salınım duracaktır.
Buna rağmen, kuantum fiziğindeki yeni buluşlar, yerçekiminin çok yoğun ortamlarda “itici” bir güce dönüşebileceğini (Kuantum Sıçraması) gösteriyor. Bu da Gamow’un “Büyük Sıçrama” öngörüsünü matematiksel olarak hala masada tutuyor.
Eğer Salınımlı Evren Teorisi doğruysa, bizler “birinci” evrende değil, belki de 50. veya 1.000.000. döngüde yaşıyoruz. Bu senaryoda evrenin bir “doğum günü” değil, sadece “dönüşüm günleri” vardır. Uzay, zamanın içinde bir sarkaç gibi sallanmakta; her son, yeni bir başlangıcın tohumlarını içinde taşımaktadır.


