Yeni bir ortama girdiğinizde konuşmakta zorlanıyor, insanların sizi yargılayacağından endişe ediyor veya kalabalıkların içinde kendinizi mümkün olduğunca görünmez hale getirmeye mi çalışıyorsunuz? Çekingenlik ile sosyal kaygı arasındaki sınır her zaman kolay fark edilmeyebiliyor. Uzmanlara göre belirleyici nokta, yaşanan endişenin günlük hayatı ne ölçüde etkilediği ve kişinin sosyal ortamlardan kaçınmasına neden olup olmadığı. Özellikle genç yaşlarda başlayan sosyal kaygı, zamanla sosyal izolasyona ve ilişkilerde zorluklara yol açabiliyor.
ÇEKİNGENLİK HER ZAMAN SOSYAL KAYGI ANLAMINA GELMİYOR
Yeni insanlarla tanışırken heyecanlanmak, topluluk önünde konuşmadan önce endişelenmek veya bir iş görüşmesi öncesinde stres yaşamak tek başına sosyal kaygı bozukluğu anlamına gelmiyor. Bu tür duygular, sosyal durumlara verilen olağan tepkiler arasında değerlendirilebiliyor.
Ancak korku ve endişenin sürekli hale gelmesi, kişinin sosyal ilişkilerini sınırlandırması ve günlük yaşamını etkilemeye başlaması durumunda konu farklı bir boyuta taşınabiliyor.
Araştırmalara göre sosyal kaygı özellikle üniversite dönemindeki gençlerde önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Chichester Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmada, üniversite öğrencilerinin beşte birinden fazlasının eğitim hayatları boyunca bir tür sosyal kaygı yaşadığı belirtildi.
SOSYAL KAYGININ 5 DİKKAT ÇEKEN İŞARETİ
- SÜREKLİ SESSİZ KALMAK
Kalabalık bir ortamda konuşacak bir şey bulamamak zaman zaman herkesin yaşayabileceği bir durum. Ancak kişi konuşmaktan korktuğu için sürekli sessiz kalıyor ve kendisine yöneltilen sorulara mümkün olduğunca kısa yanıtlar veriyorsa bu durum sosyal kaygıyla ilişkili olabilir.
- TELEFONA SIĞINMAK
Sosyal bir ortamda kendini rahatsız hisseden kişi, çevresindeki insanlarla iletişim kurmak yerine sürekli telefonuna yönelebilir. Telefonla meşgul olmak, göz teması kurmaktan veya sohbete dahil olmaktan kaçınmak için bir tür “güvenli alan” haline gelebilir.
- GRUBUN KENARINDA KALMAK
Bir arkadaş grubuna dahil olmak yerine sürekli grubun en kenarında durmak veya yalnızca tanıdığı bir kişinin yanında bulunmaya çalışmak da dikkat edilmesi gereken davranışlar arasında gösteriliyor. Burada belirleyici olan, kişinin bunu tercih etmekten ziyade kaygı nedeniyle yapması.
- SADECE GÜVENLİ KONULAR HAKKINDA KONUŞMAK
Sosyal kaygı yaşayan kişiler, yanlış bir şey söyleme veya karşı tarafın kendileri hakkında olumsuz düşünmesi korkusuyla sohbeti kontrol etmeye çalışabilir. Bu nedenle yalnızca iş, okul veya gündelik hayat gibi riskli görülmeyen konular hakkında konuşmayı tercih edebilir.
- SOSYAL ORTAMDAN SONRA YOĞUN UTANÇ YAŞAMAK
Sosyal bir görüşmenin ardından “Acaba yanlış bir şey mi söyledim?” düşüncesini tekrar tekrar yaşamak da önemli bir işaret olabilir. Konuşmaların saatlerce zihinde yeniden canlandırılması ve kişinin kendisini yoğun şekilde eleştirmesi sosyal kaygıyla bağlantılı olabilir.
“BİR KİŞİLİK KUSURU DEĞİL”
İngiltere Sosyal Kaygı Vakfı Başkanı Neil Greening, sosyal kaygı yaşayan kişilerin bazen yaşadıkları durumu teşhis edilebilir bir sorun olarak görmek yerine bir “kişilik kusuru” şeklinde değerlendirebildiğine dikkat çekiyor.
Sosyal kaygı yaşayan bir kişinin yaşadığı güçlüğün yalnızca “utangaçlık” olarak değerlendirilmesi, sorunun fark edilmesini geciktirebilir. Özellikle kişinin okul, üniversite, iş hayatı veya sosyal ilişkileri belirgin biçimde etkileniyorsa profesyonel destek almak önem taşıyor.


