Francis Ford Coppola’nın başyapıtı The Godfather, New York’un beş büyük mafya ailesinden biri olan Corleone ailesinin hikayesini konu alır. Ailenin reisi Don Vito Corleone, kumar ve şantaj gibi “geleneksel” suçlarla gücünü korurken, uyuşturucu ticaretine mesafeli durmaktadır. Ancak bu statüko, “Türk” lakaplı Virgil Sollozzo’nun ortaya çıkışıyla yerle bir olur.
Sollozzo, Corleone ailesine uyuşturucu ticareti için ortaklık teklif eder. Don Vito’nun bu “kirli” teklifi reddetmesi üzerine düzenlenen suikast girişimi, ailenin küçük oğlu Michael Corleone’nin masumiyetini kaybederek karanlık dünyaya adım atmasına ve Sollozzo’yu bir restoranda infaz etmesine neden olur. İşte bu kanlı hesaplaşma, aslında o dönemin küresel bir sorunundan beslenmektedir.
“FRENCH CONNECTION” VE TÜRK HAŞHAŞI
1960’ların sonunda New York sokaklarındaki eroinin %80’inin kaynağı, literatürde “French Connection” (Fransız Bağlantısı) olarak bilinen rotaydı. Bu rotada ham madde (afyon sakızı) Türkiye’den, özellikle Afyonkarahisar ve çevresindeki kadim tarlalardan geliyordu. Ham madde Marsilya’daki laboratuvarlarda işleniyor ve ardından New York limanlarına ulaşıyordu.
Filmde Sollozzo’nun “Türkiye’de haşhaş tarlalarım var” demesi, tam olarak bu gerçek tedarik zincirine bir atıftır. Sollozzo, bu devasa trafiğin “yerel ortağı” ve “tedarikçisi” olarak kurgulanmıştır.
NİXON’IN BASKISI VE TÜRKİYE’YE YÖNELİK ÜLTİMATOM
Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, ülkede yükselen uyuşturucu bağımlılığını bir “ulusal güvenlik sorunu” ilan etmişti. Nixon yönetimi, sorunu kökten çözmek için Türkiye’ye ağır baskı uyguladı: “Haşhaş ekimini derhal yasaklayın.”
ABD, bu talebin yerine getirilmemesi durumunda ekonomik ve askeri yardımları kesme tehdidinde bulundu. 1971 Muhtırası sonrası kurulan teknokrat hükümetler, ABD baskısına boyun eğerek 1971’de haşhaş ekimini tamamen yasakladı. Bu durum, binlerce yıldır geçimini bu üründen sağlayan Anadolu köylüsü için büyük bir yıkım demekti.
BÜLENT ECEVİT VE “MİLLİ EGEMENLİK” RESTİ
1973 seçimlerinden sonra iktidara gelen Bülent Ecevit, bu yasağa karşı bayrak açtı. Ecevit, haşhaşın sadece bir uyuşturucu ham maddesi değil, aynı zamanda ilaç sanayisi için stratejik bir ürün ve Türk köylüsünün emeği olduğunu savunuyordu.
1 Temmuz 1974 tarihinde Ecevit hükümeti, ABD’nin tüm tehditlerine rağmen haşhaş ekimini tek taraflı olarak yeniden serbest bıraktı. Ecevit’in bu hamlesi, Türk siyasi tarihinde “milli egemenlik” direnişinin sembollerinden biri oldu. Hemen ardından gelen Kıbrıs Barış Harekâtı ile birleşen bu “itaatsizlik”, ABD’nin Türkiye’ye 1975-1978 yılları arasında uygulayacağı ağır silah ambargosunun da fitilini ateşledi.
SOLLOZZO KARAKTERİ NEYİ TEMSİL EDİYORDU?
Filmde Sollozzo, Don Vito Corleone’ye gelip “Politikacılar ve yargıçlar senin cebinde, bana koruma sağla” dediğinde, aslında uyuşturucu baronlarının o dönem devlet kademelerine sızma çabasını simgeliyordu. Don Vito’nun teklifi reddetme gerekçesi ise manidardı:
“Kumar ve kadın gibi ‘temiz’ işlere siyasiler göz yumar ama uyuşturucu kirli bir iştir, politik dostlarımı kaybederim.” Bu diyalog, aslında gerçek hayatta devletlerin uyuşturucu trafiği karşısında takındığı stratejik mesafeyi (veya kirlenmiş ilişkileri) yansıtıyordu.
KURGU ÖLDÜ, TARİH YAZILDI
The Godfather filminde Sollozzo, Michael Corleone tarafından bir restoranda vurularak öldürülür. Gerçek hayatta ise, Türkiye 1970’lerin sonunda haşhaş üretimini sıkı devlet denetimine alarak (Bolvadin Alkoloid Fabrikası gibi tesislerle) uyuşturucu trafiğinin rotasını değiştirdi.
Sollozzo karakteri, bugün hala hem bir sinema dehasının ürünü hem de Türkiye-ABD ilişkilerinin en gerilimli döneminin bir “kara kutusu” olarak hatırlanıyor.


