James Bond karakterinin yaratıcısı, İngiliz gazeteci ve eski bir deniz kuvvetleri istihbarat subayı olan Ian Fleming‘dir. Fleming, 2. Dünya Savaşı sırasında edindiği casusluk deneyimlerini kurgusal bir dünyada birleştirmek istedi. Bond ismini ise ironik bir şekilde, masasının üzerinde duran “Batı Hint Adaları Kuşları” adlı kitabın yazarı olan Amerikalı ornitolog James Bond’dan aldı; çünkü bu ismin “olabildiğince sıradan ve sade” olmasını istiyordu.
Serinin ilk kitabı olan “Casino Royale”, 1953 yılında yayımlandı. Fleming, hayatının sonuna kadar her yıl kış aylarında Jamaika’daki “Goldeneye” adını verdiği malikanesine çekilerek bir Bond romanı yazdı ve toplamda 14 Bond eseri bıraktı.
Bond’un medyaya yayılımı ilginç bir seyir izledi. Romanların başarısından sonra, 1958 yılında Daily Express gazetesinde Bond’un maceraları çizgi roman (comic strip) olarak yayımlanmaya başladı.
Bu, Bond’un görsel bir kimlik kazanmasındaki ilk büyük adımdı. Sinemaya geçiş ise 1962 yılında, başrolünde Sean Connery’nin yer aldığı “Dr. No” ile gerçekleşti. Film, o dönem için devrim niteliğinde bir aksiyon ve stil anlayışı getirerek casus filmleri türünü sonsuza dek değiştirdi.
007’NİN YÜZLERİ: KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ?
James Bond rolünü bugüne kadar yedi farklı aktör (resmi seride 6) canlandırdı:
Sean Connery: İlk ve “asıl” Bond olarak kabul edilir.
George Lazenby: Tek filmlik Bond.
Roger Moore: Seriye mizah ve daha fazla şıklık katan, en uzun süre Bond olan isimlerden biri.
Timothy Dalton: Kitaplardaki daha karanlık ve ciddi Bond’a en yakın performansı sergiledi.
Pierce Brosnan: 90’ların teknolojik ve hızlı Bond’u.
Daniel Craig: Karakteri duygusal, fiziksel olarak kırılgan ama çok daha gerçekçi bir noktaya taşıyan son isim.
ROLÜ REDDEDENLER VE KAÇAN FIRSATLAR
Bond olmak her aktörün rüyası gibi görünse de, bazıları bu “altın kafese” girmeyi reddetti. Hugh Jackman, o dönemde X-Men serisine odaklandığını ve Bond senaryolarının fazla “uçuk” (gerçekçilikten uzak) olduğunu düşünerek teklifi geri çevirdi. Christian Bale, karakteri İngiliz klişelerinin bir toplamı olarak gördüğünü söyleyerek ilgilenmedi. Idris Elba ise yıllarca süren dedikodulara rağmen, başka yaratıcı işlere odaklanmak istediği için resmi bir teklif aşamasına gelinse de soğuk baktı. Ayrıca, merhum aktörümüz Cüneyt Arkın da bir dönem kendisine Bond rolü teklif edildiğini ancak “Türkiye’deki halkını bırakmak istemediği” için gitmediğini açıklamıştı.
GEORGE LAZENBY NEDEN TEK FİLMDE KALDI?
Sean Connery’den sonra bayrağı devralan Avustralyalı model George Lazenby, 1969 yapımı “On Her Majesty’s Secret Service” (Kraliçe’nin Hizmetinde) filminde oynadı. Birçok kişi onun başarısız olduğu için bırakıldığını sansa da işin aslı farklıydı. Lazenby, menajerinin yanlış yönlendirmesiyle, Bond karakterinin 1970’lerin “hippie” ve özgürlükçü dünyasında demode kalacağına, “takım elbiseli ajan” imajının biteceğine inandı. Yapımcıların teklif ettiği çok uzun süreli kontratı imzalamayı reddetti ve kendi isteğiyle seriden ayrıldı. Sonradan bunun hayatının en büyük hatası olduğunu kabul edecekti.
SEAN CONNERY’NİN LANETİ: “ASLA ASLA DEME”
Sean Connery’nin Bond ile ilişkisi tam bir nefret-sevgi ilişkisiydi. Connery, karakterin başarısının kendi aktörlük yeteneğinin önüne geçmesinden ve yapımcı Cubby Broccoli ile yaşadığı finansal anlaşmazlıklardan çok sıkılmıştı. Bir noktada Bond için “O karakteri öldürmek istiyorum” diyecek kadar ileri gitti. 1971’de “Diamonds Are Forever” filminden sonra “Bir daha asla Bond oynamayacağım” diye yemin etti. Ancak 1983’te, resmi olmayan bir Bond filmiyle (isminin ironisine bakın: “Never Say Never Again”) geri döndü. Connery, Bond serisinin kendisine çok şey kattığını kabul etse de, hayatı boyunca bu karakterin gölgesinde kalmaktan nefret etti.
JAMES BOND’UN TÜRKİYE MACERASI VE ETKİLERİ
Türkiye, Bond serisi için her zaman özel bir yere sahip oldu. İstanbul’un tarihi dokusu, serinin “egzotik ve tehlikeli” atmosferine mükemmel uyum sağladı:
Rusya’dan Sevgilerle (1963): Sean Connery’nin başrolünde olduğu bu filmde İstanbul, hikayenin merkezindeydi. Sirkeci Garı, Yerebatan Sarnıcı ve Kapalıçarşı dünya sinemasına muazzam bir görsellikle sunuldu.
Dünya Yetmez (1999): Pierce Brosnan’ın yer aldığı bu filmde Kız Kulesi, nükleer bir komplonun kilit noktası olarak kullanıldı.
Skyfall (2012): Daniel Craig’in başrolünde olduğu filmde Kapalıçarşı’nın çatılarında yapılan motorlu takip sahnesi, Bond tarihinin en ikonik açılış sahnelerinden biri oldu. Adana’daki Varda Köprüsü sahnesi ise hala hafızalardadır.
Bu filmler, Türkiye’nin uluslararası film platformlarında tanıtılmasında devasa bir rol oynadı. Özellikle Skyfall sonrası Kapalıçarşı’ya olan turistik ilgi tavan yaparken, çekimler sırasında bazı tarihi yapılara zarar verildiği iddiasıyla yerel basında uzun süre tartışmalar yaşanmıştı.


