1. Haberler
  2. Kültür Sanat
  3. Hayallerin mimarı: Walt Disney kimdir?

Hayallerin mimarı: Walt Disney kimdir?

Sinema tarihini baştan yazan Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney, sadece çocukların değil, yetişkinlerin de dünyasını değiştirdi. Portakal bahçelerinden yükselen Disneyland’den 22 Oscar’lı kariyerine; Walt Disney’in tartışmalarla ve başarılarla dolu yaşam yolculuğuna mercek tutuyoruz.

featured
Player Alanı

Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin, iki yuvarlak kulaklı bir siluet gördüğünüzde aklınıza tek bir isim gelir: Walt Disney. Ancak bu ışıltılı eğlence imparatorluğunun arkasında, iflaslarla, savaşlarla ve vazgeçilmeyen hayallerle dolu, adeta bir film senaryosunu andıran bir hayat hikâyesi yatıyor.

SERT BİR BABA VE SIĞINAĞI OLAN ÇİZİMLER

Walter Elias Disney, 5 Aralık 1901’de Chicago’da doğdu ancak karakterini şekillendiren asıl yer Missouri’deki Marceline çiftliğiydi. Babası Elias Disney, otoriter ve disiplin düşkünü bir adamdı. Walt, sabahın dördünde kalkıp kar fırtınalarında gazete dağıtmak zorundaydı; kazandığı parayı babasına veriyor, yorgunluktan okulda uyuyakalıyordu.

Bu zorlu çocuklukta Walt’un tek kaçış noktası, çiftlikteki hayvanları gözlemleyip onları kağıda dökmekti. Babasının sert disiplinine karşı geliştirdiği “hayal kurma” yeteneği, ileride kuracağı ütopik dünyaların temeli oldu. Birçok biyografi yazarına göre, Disney’in filmlerindeki “mükemmel aile” ve “mutlu son” arayışı, kendi çocukluğundaki eksikliklerin bir telafisiydi.

İFLASIN EŞİĞİNDEN MICKEY MOUSE’A

Disney’in kariyeri sanıldığı gibi başarılarla başlamadı. İlk stüdyosu Laugh-O-Gram, Kansas City’de iflas etti. Cebinde sadece 40 dolar ve yarım kalmış bir film rulosuyla Hollywood’un yolunu tuttu.

En büyük darbeyi ise ilk popüler karakteri Şanslı Tavşan Oswald’ın telif haklarını bir distribütöre kaptırdığında yedi. Ancak bu yıkım, tarihin en ikonik karakterinin doğuşuna vesile oldu. 1928 yılında bir tren yolculuğu sırasında zihninde canlanan, başlangıçta adı “Mortimer” olan ancak eşi Lillian’ın tavsiyesiyle Mickey Mouse ismini alan karakter, Steamboat Willie filmiyle sinema dünyasına adım attı.

“DİSNEY’İN APTALLIĞI” VE ANİMASYON DEVRİMİ

Sinema tarihçileri, Disney’in 1937’de vizyona giren Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filmi için “Disney’in Aptallığı” (Disney’s Folly) tabirini kullanmıştı. Kimse bir buçuk saat boyunca bir çizgi filmi izlemeyeceğine inanıyordu. Disney tüm mal varlığını ipotek ettirerek bu filmi tamamladı. Sonuç olarak Sinema tarihini değiştiren devasa bir gişe başarısı ve animasyonun “sanat” olarak kabul edilmesi.

Filmin bütçesi kontrolden çıkınca bankalar krediyi kesti. Disney, henüz bitmemiş olan filmi banka yöneticilerine izletmek zorunda kaldı. Işıklar kapandığında Walt, perdenin önünde durup tüm seslendirmeleri ve efektleri canlı yaparak bankacıları büyüledi. O gece aldığı krediyle sinema tarihinin ilk uzun metrajlı animasyonunu tamamladı. Film vizyona girdiğinde, o zamana kadarki tüm gişe rekorlarını altüst etti.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI: PROPAGANDA VE KURTULUŞ

1941’de Pearl Harbor saldırısıyla birlikte ordu, Disney stüdyosunun yarısına el koydu. Disney o dönemde sadece bir sanatçı değil, bir devlet görevlisi gibi çalıştı. The Spirit of ’43 gibi filmlerle halkı vergi vermeye ikna etti. Oscar kazanan Der Fuehrer’s Face filminde Donald Duck’ı bir Nazi fabrikasında çalışırken göstererek faşizmi hicvetti. Savaş bittiğinde stüdyo borç içindeydi ama halkın gözünde “vatansever bir kahraman” haline gelmişti.

MUHALİFLER: NEDEN ELEŞTİRİLDİ?

Her büyük figür gibi Disney’in de ciddi muhalifleri vardı.1941 Animatör Grevi sırasında çalışanlarına karşı tavizsiz tutumu, onun “babacan” imajını sarstı. Bazı eski çalışanları onu “tiran” olarak tanımladı .Entelektüeller ise Disney’in klasik Avrupa masallarını “Amerikanlaştırarak” derinliğini bozduğunu savundu. Bazı çevreler onu aşırı muhafazakâr olmakla ve filmlerinde gizli stereotipler (ırksal veya cinsiyetçi kalıplar) kullanmakla suçladı. Ancak Disney, bu eleştirileri her zaman “aile değerlerini korumak” olarak savundu.

DİSNYELAND: BİR PORTAKAL BAHÇESİNDEN GELECEĞE

Disney, stüdyosunun başarısıyla yetinmedi. İnsanların “filmin içine girebileceği” bir yer istedi. 1955’te Anaheim’daki portakal bahçelerini satın alarak Disneyland’i kurdu. Açılış günü tam bir felaketti (yollar çöktü, su tesisatı bozuldu), ancak Disney her hafta sonu parka gidip ziyaretçileri izleyerek eksikleri not etti. Onun için Disneyland bitmiş bir yer değil, “dünyada hayal gücü kaldığı sürece büyümeye devam edecek canlı bir organizma” idi.

Zincirleme sigara içen Disney, 15 Aralık 1966’da akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetti. Ölmeden hemen önce, Orlando’da hayal ettiği “geleceğin şehri” EPCOT projesi üzerinde çalışıyordu. Ölümünden sonra yayılan “vücudunu dondurduğu” iddiası tamamen asılsızdır. Naaşı yakılmış ve ailesi tarafından sade bir törenle defnedilmiştir.

Walt Disney, arkasında 22 Oscar, onlarca kült film ve her yıl milyonlarca insanı ağırlayan devasa parklar bıraktı. Ama hepsinden önemlisi; çizginin sadece çocuklar için olmadığını, yetişkinlerin de bir “mutlu son”a ihtiyacı olduğunu kanıtladı. Disney öldüğünde arkasında sadece filmler değil; yayıncılıktan tema parklarına, oyuncaktan teknolojiye kadar uzanan devasa bir kültürel miras bıraktı. Onun şu sözü bugün hala stüdyonun mottosu kabul edilir: “Her şeyin bir fareyle başladığını asla unutmayın.”

Hayallerin mimarı: Walt Disney kimdir?
Yorum Yap