1. Haberler
  2. Kültür Sanat
  3. Dünyanın en tehlikeli oyunu: Neden hala korkuluyor?

Dünyanın en tehlikeli oyunu: Neden hala korkuluyor?

Ekrandaki her kan damlası, gerçek dünyada bir yasal savaşa dönüştü. İngiltere’deki bir cinayetin gölgesinde kalan, 'sadizm ödülü' ile suçlanan ve Wii kumandalarıyla fiziksel bir şiddet deneyimine dönüşen Manhunt serisinin yasaklarla dolu kronolojisi.

featured
Player Alanı

Oyun dünyasının “yaramaz çocuğu” olarak bilinen Rockstar Games, Grand Theft Auto serisiyle kuralları zorlarken, 2003 yılında piyasaya sürdüğü Manhunt ile tüm sınırları yerle bir etti. Bir video oyunundan ziyade, bir “vahşet simülatörü” olarak adlandırılan yapım, piyasaya çıktığı andan itibaren hukukçuların, aile derneklerinin ve hükümetlerin hedefi haline geldi. Peki, bir oyun nasıl oldu da dünya çapında bir nefret objesine dönüştü ve gerçek bir cinayetle ilişkilendirildi?

MANHUNT’IN KANLI KURGUSU VE MEKANİKLERİ

Manhunt, sıradan bir aksiyon oyununun çok ötesinde, rahatsız edici bir atmosfer üzerine inşa edilmiştir. Hikaye, James Earl Cash adlı idam mahkumunun, zehirli iğneyle infaz edilmek yerine, “The Director” (Yönetmen) lakaplı eski bir snuff film yapımcısı olan Lionel Starkweather tarafından kaçırılmasıyla başlar. Cash’in tek bir amacı vardır: Hayatta kalmak. Ancak bu hayatta kalma mücadelesi, kameralarla donatılmış paslı sokaklarda, terkedilmiş akıl hastanelerinde ve yeraltı tesislerinde gerçekleşen bir “av oyununa” dönüşür.

Oyunun temel mekaniği olan gizlilik, aslında vahşeti besleyen bir araçtır. Oyuncu, düşmanlarına arkadan yaklaştığında saldırı tuşuna basılı tutar; bu süreçte hedef imleci beyazdan sarıya, sarıdan ise kırmızıya döner. Kırmızı renkte gerçekleştirilen “Seviye 3” infazlar, oyun tarihinin en sadistik sahnelerini barındırır. Plastik torbayla boğma, cam parçalarıyla boğaz kesme veya bir çekiçle kafatası parçalama gibi sahneler, oyuncuya bir başarı kriteri olarak sunulur. Bu durum, şiddetin bir savunma mekanizması değil, bir “ödül” olarak kurgulanması nedeniyle etik tartışmaların merkezine oturmuştur.

İNGİLTERE’DEKİ TRAJEDİ: STEFAN PAKEERAH CİNAYETİ VE MEDYA LİNCİ

Manhunt isminin dünya genelinde bir “katil yaratan yazılım” olarak anılmasına neden olan asıl olay, 2004 yılının Şubat ayında İngiltere’nin Leicester kentinde yaşandı. 17 yaşındaki Warren Leblanc, 14 yaşındaki arkadaşı Stefan Pakeerah’ı bir parka çağırarak çekiç ve bıçakla vahşice katletti. Cinayetin ardından kurbanın annesi Giselle Pakeerah, katilin bu cinayeti Manhunt oyununa olan takıntısı nedeniyle işlediğini ve oğlunun oyundaki infaz sahnelerine benzer şekilde öldürüldüğünü iddia etti.

Bu iddia, İngiliz medyasında devasa bir infial yarattı. Daily Mail ve benzeri gazeteler, oyunun yasaklanması için dev kampanyalar başlattı. Ancak mahkeme süreci ilerledikçe gerçekler su yüzüne çıkmaya başladı. Leicester polisi, katil Warren Leblanc’ın odasında Manhunt oyununa dair hiçbir iz bulamadı. Aksine, oyunun aslında kurban Stefan Pakeerah’ın odasında olduğu ortaya çıktı. Cinayetin asıl motivasyonunun uyuşturucu borcu ve adi bir soygun girişimi olduğu kanıtlansa da, kamuoyu algısı çoktan şekillenmişti. Manhunt, İngiltere’deki büyük perakende zincirlerinden sonsuza dek kaldırıldı ve oyun dünyasının en büyük günah keçisi ilan edildi.

KÜRESEL SANSÜR DALGASI VE HUKUKİ ENGELLER

Manhunt’ın yarattığı sarsıntı sadece İngiltere ile sınırlı kalmadı. Oyun, içerdiği aşırı sadizm ve savunmasız kurbanlara yönelik şiddet sahneleri nedeniyle birçok ülkenin “sakıncalı yayınlar” listesine girdi. Yeni Zelanda, oyunu “toplumun moral değerlerini bozacak derecede vahşi” bularak tamamen yasaklayan ilk ülkelerden biri oldu. Avustralya Sınıflandırma Kurulu, oyuna bir yaş sınırı vermek yerine doğrudan satışı ve ithalatını durdurma kararı aldı.

Almanya’da ise federal mahkeme, oyunun “insanlık onurunu aşağıladığı” ve “şiddeti yücelttiği” gerekçesiyle tüm kopyalarına el konulmasına karar verdi. Amerika Birleşik Devletleri’nde bile, ifade özgürlüğü yasalarına rağmen, senatörler Rockstar Games’e karşı birleşti. Oyunun, gençlerin beyin gelişimini olumsuz etkilediği ve onları şiddete duyarsızlaştırdığı yönündeki akademik raporlar, mahkemelerde delil olarak sunuldu. Rockstar, oyunun yetişkinler için yapıldığını savunsa da, “yetişkin içerik” ile “suça teşvik” arasındaki çizgi Manhunt özelinde uzun süre tartışıldı.

MANHUNT 2 VE TEKNOLOJİNİN GETİRDİĞİ YENİ KORKULAR

İlk oyunun küllerinden doğan tartışmalar henüz bitmemişken, Rockstar 2007 yılında serinin ikinci oyununu duyurdu. Manhunt 2, sadece görsel bir vahşet sunmakla kalmıyor, aynı zamanda dönemin popüler konsolu Nintendo Wii’nin hareket algılayıcı kumandalarını kullanıyordu. Bu durum, tartışmaları bambaşka bir boyuta taşıdı: Oyuncular artık sadece bir tuşa basmıyor, kumandayı bir bıçak gibi sallayarak veya bir testere gibi hareket ettirerek ekrandaki karakterin canını alıyordu.

Bu “fiziksel katılım” unsuru, psikologlar tarafından “cinayet antrenmanı” olarak nitelendirildi. İngiliz Film Sınıflandırma Kurulu (BBFC), oyuna sertifika vermeyi reddederek İngiltere’de yayınlanmasını engelledi. Amerika’da ise ESRB, oyunu nadiren kullanılan “Adults Only” (AO – Sadece Yetişkinler) kategorisine soktu. Bu, oyunun Sony ve Nintendo konsollarında çalışmasının yasaklanması ve büyük mağaza zincirlerinde satılamaması demekti. Rockstar Games, ticari bir yıkımı önlemek için infaz sahnelerine kırmızımsı, bulanık bir filtre ekleyerek şiddetin doğrudan görünmesini engelledi ve ancak bu şekilde “M” (Mature) derecesini alarak raflara girebildi. Ancak bu sansürlü versiyon bile birçok ülkede protestolarla karşılandı.

Manhunt serisi, video oyun tarihinin tozlu raflarına kaldırılmış olsa da bıraktığı izler bugün bile silinmiş değil. Rockstar Games’in bu “karanlık deneyi”, eğlence endüstrisi ile toplumsal etik arasındaki kopukluğu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Oyunun yasaklanması süreci, sanatın sınırlarının nerede bitip suç teşvikinin nerede başladığına dair hukuksal bir emsal teşkil etti.

Bugün modern oyunlarda çok daha yüksek grafik çözünürlükleriyle vahşet sahneleri izliyor olsak da, Manhunt’ın yarattığı o soğuk ve “röntgenci” atmosferin yerini hiçbir yapım dolduramadı. Bir cinayet davasına meze edilen, hükümetler tarafından “toplum düşmanı” ilan edilen bu seri; oyun dünyasının sadece renkli dünyalardan ibaret olmadığını, bazen insan doğasının en karanlık köşelerine ayna tutan rahatsız edici bir medya aracı olabileceğini kanıtladı. Manhunt, yasakların gölgesinde kalmış olsa da, “şiddetin dijital bir eğlence olup olamayacağı” sorusunu sonsuza dek oyun dünyasının vicdanına hapsetti.

Dünyanın en tehlikeli oyunu: Neden hala korkuluyor?
Yorum Yap