1. Haberler
  2. Kültür Sanat
  3. Bir dergiden çok daha fazlası: Gırgır ekolü ve unutulmaz karakterleri

Bir dergiden çok daha fazlası: Gırgır ekolü ve unutulmaz karakterleri

70’li ve 80’li yıllarda Türkiye’nin nefes borusu olan, her hafta bayilerde kuyruklar oluşturan ve mizahı elitlerin tekelinden alıp halkın kalbine yerleştiren Gırgır’ın serüvenine yolculuğa çıkıyoruz. Bir milyonluk tirajıyla dünyayı sarsan bu dev çınarın mutfağında neler yaşandı?

featured
Player Alanı

Gırgır sahneye çıkmadan önce Türkiye’de mizah, daha çok entelektüel bir kesime hitap eden, dili ağır, siyasi hicvi belirli bir elit tabakanın anlayabileceği şekilde kurgulayan bir yapıdaydı. 1940’larda Markopaşa ile başlayan o sert ve doğrudan muhalif gelenek, 1970’lere gelindiğinde artık dinamizmini yitirmiş; Akbaba gibi köklü dergiler ise zamanın ruhunu yakalayamayan, statükocu bir çizgiye hapsolmuştu.

İşte tam bu durgunluk döneminde, 1972 yılında efsanevi çizer Oğuz Aral, Günaydın gazetesinin bir eki olarak Gırgır’ı kurduğunda, aslında Türk basınında bir atomu parçalıyordu. Derginin temel amacı, mizahı o “fildişi kulelerden” indirip bizzat sokağın tozuna, fabrikadaki işçinin tulumuna ve kahvehanedeki emeklinin masasına taşımaktı. İlk kadroda Oğuz Aral’ın yanı sıra Tekin Aral gibi güçlü isimlerin yer alması, derginin sadece gülmece değil, aynı zamanda görsel bir anlatım dili inşa etmesini sağladı.

Gırgır, halkın gerçek sorunlarını, geçim sıkıntısını ve sistemle olan bitmek bilmeyen mücadelesini merkeze alarak kısa sürede kendi yazar ve çizer kadrosunu bir okul disipliniyle yetiştirecek devasa bir ekolün temellerini attı.

GIRGIR’IN YENİLİKÇİ TARZI VE SOKAKLA KURDUĞU SARSILMAZ BAĞ

Gırgır’ın getirdiği en büyük yenilik, o güne kadar yazılı basında hor görülen argo ve sokak dilini bir edebiyat disiplini gibi kullanmasıydı. Karikatürlerdeki o steril ve kitabi konuşma balonlarının yerini, insanların pazar yerinde ya da otobüs duraklarında birbirlerine bağırdığı o yaşayan, canlı dil aldı. “Gırgır geçmek” deyimini bir yaşam felsefesi haline getiren dergi, görsel tasarım olarak da “kalabalık ve hareketli” bir tarzı benimsedi; sayfaların her köşesinde gizli bir espri, her boşlukta küçük bir ayrıntı ya da sisteme yönelik minik bir eleştiri mutlaka bulunurdu.

Bu yoğun görsel yapı, okuyucunun dergiyle sadece beş dakika değil, saatlerce vakit geçirmesini ve sayfaları defalarca incelemesini sağlıyordu. Mizahın sadece okumuş kesimin tekelinden çıkarılıp halkın gündelik hayatındaki o küçük ama can yakıcı dertlerle, mahalle kültürüyle ve samimi duygularla birleştirilmesi, derginin birkaç yıl içinde milyonlara ulaşan kitleselleşmesini sağlayan en stratejik hamlesi oldu.

AVANAK AVNİ VE SESSİZ DİRENİŞİN EVRENSEL SEMBOLÜ

Gırgır evreninin en parlak yıldızı olan Avanak Avni, aslında Türkiye’nin o dönemki sosyal hiyerarşisinde en altta kalanların, sesi duyulmayanların ve sistem tarafından sürekli “hırpalanan” insanların ete kemiğe bürünmüş haliydi. Oğuz Aral’ın ofiste getir-götür işlerine bakan Rıza Külegeç’in karakteristik özelliklerinden esinlenerek yarattığı bu karakter, konuşamadığı için sadece “dıgı dıgı” gibi anlamsız görünen sesler çıkarırdı; ancak o masum bakışları ve yamalı kıyafetleriyle ciltler dolusu kitabın anlatamadığı bir toplumsal trajediyi sembolize ederdi.

Avni’nin bu denli sevilmesinin altında yatan gerçek, maruz kaldığı tüm haksızlıklara, büyüklerden yediği o meşhur tokatlara ve aşağılanmalara rağmen saflığını ve direncini asla yitirmemesiydi. O, otoriteye karşı en masum ama bir o kadar da sinir bozucu başkaldırının simgesi oldu. Avni, büyüklerin dünyasındaki karmaşayı, ikiyüzlülüğü ve acımasızlığı çocuksu bir dürüstlükle yansıtarak, okuyucunun kendi yenilmişlikleri içinde bile bir parça onur ve neşe bulmasını sağladı.

EN KAHRAMAN RIDVAN VE UTANMAZ ADAM’IN TOPLUMSAL ANALİZİ

Bülent Arabacıoğlu’nun yarattığı En Kahraman Rıdvan, Türk toplumunun kahramanlık ve erkeklik mitlerini mizahi bir dille yerle bir eden en güçlü karakterlerden biriydi. Kendini dev aynasında gören ama aslında sakarlıklarıyla hayatın gerçeklerine toslayan Rıdvan, bireyin kontrol edemediği devasa sistem çarkları arasında ne kadar komik duruma düşebileceğinin bir göstergesiydi.

Öte yandan, 1980’li yılların “köşeyi dönme” furyasını ve ahlaki erozyonu temsil eden Utanmaz Adam (Şerefsiz Şerafettin), toplumun yeni yükselen değerlerine tutulan karanlık bir aynaydı. Her türlü kuralı çiçeğe sayan, pişkinliğiyle hem kızdıran hem güldüren bu karakter, paranın ve gücün dürüstlüğün önüne geçtiği bir dönemin en keskin eleştirisi olarak tarihe geçti. Bu karakterlerin her biri, toplumun farklı bir katmanını, bir yarasını ya da bir hayalini temsil ettiği için okuyucu tarafından sadece birer çizgi değil, yaşayan birer komşu veya tanıdık gibi kabul edildi.

DÜNYA ÜÇÜNCÜLÜĞÜNE UZANAN BAŞARI VE SİYASİ DURUŞ

Gırgır’ın 500 binli rakamları düzenli olarak aşan ve yer yer bir milyona yaklaşan satış rakamları, onu sadece Türkiye sınırları içerisinde değil, küresel ölçekte bir medya fenomenine dönüştürdü. Sovyetler Birliği’ndeki Krokodil ve ABD’deki MAD dergisinin hemen ardından dünyanın en çok satan üçüncü mizah dergisi unvanını kazanması, Türk mizahının altın çağı olarak kayıtlara geçti.

Bu başarının mutfağında Oğuz Aral’ın “Çiçeği Burnunda Karikatürcüler” köşesiyle binlerce gence usta-çırak ilişkisi içinde kapı açması ve dergiyi adeta bir akademiye dönüştürmesi yatıyordu. Siyasi olarak Gırgır, hiçbir partinin veya dar ideolojinin arka bahçesi olmadan her zaman “ezilenin ve halkın” yanında durmayı başardı. 12 Eylül darbesinin o en karanlık ve sessiz günlerinde bile, simgeler ve metaforlar üzerinden en sert eleştirileri yaparak halkın nefes borusu oldu. Derginin meşhur “Gereksiz taramalardan kaçının” sloganı, sadece bir çizim tekniği uyarısı değil, aynı zamanda devletin ve bürokrasinin hantallığına karşı yapılan zekice bir göndermeydi.

BÜYÜK ÇÖKÜŞ VE BİR DEVRİN HÜZÜNLÜ VEDASI

1980’lerin sonuna gelindiğinde, Gırgır kendi yarattığı o devasa başarının altında ezilmeye ve yapısal çatlaklar vermeye başladı. Dergi o kadar büyümüştü ki, artık tek bir çatı altında toplanmak zorlaşıyor, Oğuz Aral’ın disiplinli ve bazen fazla otoriter bulunan yönetim tarzı, derginin içinden Limon ve Hıbır gibi yeni ve daha özgürlükçü ekollerin doğmasına neden oluyordu. Bu iç bölünmelerin yanı sıra, Türkiye’nin hızla değişen sosyal yapısı, apolitikleşen gençlik ve özel televizyon kanallarının renkli dünyası, haftalık bir mizah dergisinin o ağır ve etkili gücünü sarsmaya başladı.

1989 yılında derginin el değiştirmesi ve sonrasında yaşanan yönetimsel karmaşalar, Gırgır’ın o efsanevi ruhunun yara almasına ve okuyucusuyla olan bağının zayıflamasına yol açtı. 1993 yılında kapandığında, Gırgır sadece bir dergi değil, Türkiye’nin en zorlu yirmi yılına tanıklık etmiş, halka gülmeyi ve düşünmeyi aynı anda öğretmiş muazzam bir kültürel miras olarak arşivlerdeki onurlu yerini aldı.

Bir dergiden çok daha fazlası: Gırgır ekolü ve unutulmaz karakterleri
+ -
Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.