1. Haberler
  2. Kültür Sanat
  3. Bir aktörden fazlası, bir insandan azı: Efsane Peter Sellers kimdir?

Bir aktörden fazlası, bir insandan azı: Efsane Peter Sellers kimdir?

Radyo skeçlerinden Hollywood’un zirvesine tırmanan, 'Pembe Panter' serisiyle gülmekten ağlatan Peter Sellers, özel hayatında fırtınalarla boğuşuyordu. Sekiz kez kalbi duran, dört kez evlenen ve her seferinde yeniden doğan 'Bin Bir Surat'ın bilinmeyenlerini, son arzusu olan o ironik vedasına kadar mercek altına alıyoruz...

featured
Player Alanı

Peter Sellers, 8 Eylül 1925 tarihinde İngiltere’nin Portsmouth kentinde, Richard Henry Sellers adıyla dünyaya geldi. Henüz bebekken hayatını kaybeden abisinin ismi olan “Peter”ı ailesi ona miras bıraktı ve tüm hayatı boyunca bu isimle anıldı. Sanatçı bir aileden geliyordu; babası piyanist, annesi ise varyete oyuncusuydu. Çocukluğu tiyatro kulislerinde ve turne otobüslerinde geçti. Eğitim hayatı ise oldukça ilginçti; Yahudi bir anne ve Protestan bir babanın çocuğu olmasına rağmen Katolik okulu olan St. Aloysius College’a gönderildi. Bu çok kültürlü ve karmaşık yapı, onun ileride her türlü aksanı ve karakteri taklit edebilme yeteneğinin temellerini attı.

DAVUL TOKMAĞINDAN RADYO MİKROFONUNA

Gençlik yıllarında müziğe olan tutkusu ağır bastı ve profesyonel bir caz davulcusu olarak turnelere çıkmaya başladı. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne (RAF) katıldı. Ancak cephede çarpışmak yerine, askerlerin moralini yükseltmek için kurulan eğlence birimlerinde görev aldı. Savaş bitip Londra’ya döndüğünde, BBC’nin kapılarını aşındırmaya başladı. Kaderini değiştiren an, bir yapımcıyı telefonla arayıp dönemin ünlü radyocularının sesini taklit ederek kendini onlara tavsiye ettirmesi oldu. Bu zekice hile, 1951’de başlayan ve İngiliz mizahını kökten değiştiren “The Goon Show”un kapılarını açtı. Radyodaki bu absürt komedi başarısı, sinema yapımcılarının dikkatinden kaçmadı ve Sellers, 1950’lerin ortasında beyaz perdeye adım attı.

MÜFETTİŞ CLOUSEAU

Sinemadaki ilk büyük çıkışını 1955’te “The Ladykillers” ile yapsa da dünya onu 1963’te tanıyacaktı. “Pembe Panter” filmindeki Müfettiş Jacques Clouseau rolü aslında Peter Ustinov için yazılmıştı. Ustinov çekimlere günler kala projeden ayrılınca, yönetmen Blake Edwards çaresizce Sellers’a teklif götürdü. Sellers, Roma uçağındayken karakteri kafasında kurguladı; ona o meşhur, anlaşılması güç Fransız aksanını ve abartılı bıyığını ekledi.

Clouseau, dünyanın en sakar adamı olmasına rağmen kendini bir deha sanan trajikomik bir figürdü. Seyirci, onun bir vazoyu kırarken takındığı o aşırı ciddi tavra bayıldı. Bu başarı, Sellers’ı Hollywood’un en çok kazanan ama çalışması en zor aktörlerinden biri haline getirdi.

Kariyerindeki devasa başarıya rağmen, Sellers’ın özel hayatı tam bir enkaz alanı gibiydi. Dört kez evlendi ve her biri hüsranla bitti. İlk eşi Anne Howe ile kurduğu düzeni, şöhretin getirdiği narsisizm yıktı. İkinci evliliğini 1964’te İsveçli güzel Britt Ekland ile yaptı; bu evlilik sadece dört yıl sürdü ve kıskançlık krizleriyle geçti.

Üçüncü eşi Miranda Quarry ve son eşi Lynne Frederick ile olan ilişkilerinde de huzuru bulamadı. Toplam üç çocuğu (Michael, Sarah ve Victoria) babalarının değişken ruh hallerinden hep nasibini aldı. Bir gün çocuklarına en pahalı oyuncakları alan sevecen bir babayken, ertesi gün onları tanımayan soğuk bir yabancıya dönüşebiliyordu.

SİNEMANIN DEHASI VE SETLERİN KORKULU RÜYASI

Sellers’ın oyunculuk tekniği “içten dışa” değil, “dıştan içe” işliyordu. Önce karakterin sesini ve kıyafetini buluyor, sonra o kişinin ruhuna bürünüyordu. Stanley Kubrick’in “Dr. Strangelove” filminde aynı anda üç farklı karakteri (Başkan, İngiliz subay ve çılgın Alman bilim adamı) canlandırması, sinema tarihinde benzeri olmayan bir başarıdır. Ancak bu deha, beraberinde büyük bir egoyu da getiriyordu.

Yönetmenlerle sürekli kavga ediyor, senaryoları son dakika değiştiriyor ve set çalışanlarına karşı kaba davranabiliyordu. Eleştirmenler onun taklit yeteneğini göklere çıkarırken, sektördeki meslektaşları onunla çalışmanın “bir pimin üzerindeki bombayla oynamak” gibi olduğunu söylüyordu.

Oyunculuk onun ana işi olsa da, Sellers her zaman bir sanatçı olarak kalmak istedi. Birkaç albüm çıkardı ve bu albümlerde de yine çeşitli karakterlerin seslerini kullanarak şarkılar söyledi. “The Optimists of Nine Elms” gibi filmlerde dramatik yeteneğini konuştururken, yönetmenlik koltuğuna da oturdu ancak bu alanda oyunculuktaki kadar istikrarlı bir başarı yakalayamadı.

Onun için en büyük tutku otomobiller ve teknolojik aletlerdi; kazandığı paranın büyük bir kısmını son model arabalara harcar, birkaç hafta sonra onlardan sıkılıp satardı. Bu doyumsuzluk, aslında içindeki derin boşluğu kapatma çabasıydı.

MERHABA DÜNYA

1970’lerin sonunda kariyeri düşüşe geçmişken, on yılı aşkın süredir hayalini kurduğu bir projeyi hayata geçirdi: “Being There” (Merhaba Dünya). Filmdeki saf, dünyadan bihaber bahçıvan Chance rolü, aslında Sellers’ın kendisini en çok yansıtan roldü; bir kimliği olmayan, sadece yansıyan bir adam. Bu filmle kariyerinin en iyi eleştirilerini aldı. Ancak kalbi bu tempoya daha fazla dayanamadı. 1964’te geçirdiği ve 8 kez kalbinin durduğu büyük krizden beri pille yaşıyordu.

24 Temmuz 1980’de, Londra’daki Dorchester Otel’de bir akşam yemeği beklerken son kriz geldi. 54 yaşında hayata veda ettiğinde, vasiyetinde cenazesinde “In the Mood” şarkısının çalınmasını istemişti; çünkü bu neşeli şarkının cenaze gibi kasvetli bir ortamda ironik duracağını biliyordu.

Bir aktörden fazlası, bir insandan azı: Efsane Peter Sellers kimdir?
Yorum Yap