CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 106’sı tutuklu 402 sanıklı İBB Davası, görülmeye devam etti.
Duruşmayı sanık yakınları, aileleri ve CHP’li isimler takip etti.
CHP Milletvekili Turan Taşkın Özer’in duruşma salonuna alınmadığı görüldü.
CHP’li vekiller Ali Mahir Başarır, Mahmut Tanal, Turan Taşkın Özer, Özgür Karabat ve Bahadır Erdem’in duruşma salonuna girişinin yasaklandığı belirtildi.
Avukatlar, 5 milletvekilinin duruşma salonuna alınmamasını mahkeme başkanına sordu. Mahkeme başkanı, “Başsavcılığın takdiri” şeklinde yanıt verdi.
Altan Ertürk’ün savunmasının ardından Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, savunmasının alınması için kürsüye çıktı.
Resul Emrah Şahan, savunmasında şunları ifade etti:
“12 metrekarelik hücremde; yüzlerce mektup, binlerce mesaj… Yarınlara ilişkin samimiyetle söyleyeyim, umudumuz oldu. Kendisini hiç tanımam, hiç bilmem; “Bu hikaye böyle bitmeyecek. Sizler bu ülkenin geleceği için oradasınız. Millet sizinle, dayanın oğlum” diye mektup yazan, Erzurum’dan mektup yazan Hanife Teyze’nin direnciyle karşınızdayım. Tam 1 senedir, tam 1 senedir ya…
Önümüze konan kağıtlar, sorgular bana “suçlusun” diyor. Dönüyorum diyorum ki “Neyle suçlusun?” “Bilmiyorum, suçlusun, ispat et” diyor. Tam da bu boşluğa karşı savunma yapıyoruz. Tam bu boşluğa karşı! Düşmanca davranan bir yapının kurguladığı oyuna, hep birlikte zorlanıyoruz. Hep birlikte. Ama başlamadan şunu söylüyorum: Burada onlarca evladı, anneyi, babayı, aileyi ayrı ayrı düşüren, gözyaşı döktüren, suçsuz yere bizi evlatlarımızdan ayrı düşüren, herkes, uzak tutan herkes, bu divanda değilse, milletin vicdanında ama en önemlisi Ulu Diva’nda hesap verecektir. 5,5 yaşındaki kızımdan beni ayrı koyan her kul, aklına bunu koysun. Fakat aklı olanın imanıdır. Doğruyu yanlıştan ayırmak, akıl kadar, vicdan işidir. Benim devletimin mahkemelerinden beklentim tam da budur işte. Doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl ve vicdanla karar vermesidir.
Mesela Çağlayan Adliyesi’nin olduğu parsel aslında Şişli Belediyesi’nindir. Zamanında o parseli hazineye belediye vermiştir. Çağırsalar gelirdim; 1 kilometre uzaktayız. Çağırsalar hepimiz giderdik. Sabahın kör saatinde, 5,5 yaşındaki kızımın, karımın önünden beni almak; oturduğumuz koltuğa, daha 1 gün önce birbiriyle diyalogda olan bu norma saygısızlıktır. Bu normu görmezden gelmektir. Benim bildiğim devlet bu değil Sayın Başkanım. Benim bildiğim, çocuğuma benimsetmek istediğim devlet ana, devlet baba bu değil.
“TÜRKİYE İTTİFAKI SİYASETİNİN ARKASINDAYIM”
Şimdi ben 1 senedir neden tutukluyum? Bunu vurgulamak isterim, anlatayım. Bakın ben 19 Mart günü kent uzlaşısı davasından tutuklandım. 1 yıl önce esas tutuklama nedeni kent uzlaşısıydı. Bunun altını çizmek isterim. Yani gerekçe Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye İttifakı siyaseti. Ben siyasetçi olarak ve belediye başkanı olarak partimle beraber batıdaki illerde, batı illerindeki Kürtlerin Meclis’te temsil edilmesinin savunucusu olduğum için tutuklanıyorum. Bize isnat edilen suç buydu… Batı illerindeki Kürtlerin Meclis’teki temsiliyetiymiş! Sayın Başkan, batı illerindeki Kürtler kim? Belki siz, belki YSK arkadaşlarınız, belki katip arkadaşlarınız, salondaki arkadaşlarınız… Komşumuz, kardeşimiz, çalışma arkadaşımız. Bu şehirde aynı derdi, bu ülkede aynı derdi, aynı hüznü, sevinci yaşadığımız kardeşimiz. Ben bu siyasetin arkasındayım, gözümü kırpmadan arkasındayım.
19 Mart’ta kent uzlaşısından tutuklandım. Temmuz’da Ahmet Hoca tahliye oldu. Kent uzlaşısından ağustosta etkin pişmanlar birden devreye girdi. Eylülde İBB dosyasına eklendim. Şubat ayında uzlaşıdan tahliye aldım, iddianamesi çıkmamış bir şekilde martta karşınızdayım. Bakın başından beri hukuki sürecin siyasi süreçle iç içe olduğu, içinde bulunduğumuz şu andaki süreçte ülkede bu işlerin siyasi olduğunun en güzel özetidir, kronolojik özetidir ya. Kent uzlaşısından tahliye aldım, süreç komisyonu 1 hafta sonra rapor açıkladı. Süreç komisyonunun raporunun çıktığı gün Türkiye’de kent uzlaşısından bir kişi kalmadı. Meclis üyeleri de o gün tahliye edildi.
Olması gereken budur. Olması gereken demokrasi, hukuk, toplumsal barıştır; ama yargılamaların, bu davaların siyasi olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Ama Emrah çıkmamalıydı. Yedek tutuklama bugün için alındı. İşte bu yüzden ikinci tutukluluğum da, bu davalar da siyasidir.
Cumhuriyet tarihinde bir ilktir, iddia ediyorum. Cumhuriyet tarihinde görülmeyen bir şey oldu: Şişli Belediyesi’nin bu tapuları bir gecede elektronik sistemden iptal edildi. Bir gecede tapuları iptal ettiler. Belediyenize tapusunu veren Bakanlıktı, tapular iptal edildi. Görüş yazısı yazdık, dedik ya biz böyle böyle bir işte anlatmıştık Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na. ‘Doğru mu?’ dedik, ‘Doğru’ diye yazı yazdılar. Ben Sayın Murat Kurum’la bunları konuştum. Yazılarımı gösterdim. Teknik olarak hatalı olduğunu da kabul etmedi, teknik olarak doğruladı bizi.
VALİ İLE YAPTIĞI GÖRÜŞMEYİ ANLATTI
Şişli’nin göbeğine yapılmak istenen 24 dönümlük bir araziye 72 katlı gökdelenin planına karşı çıkarak bir basın toplantısı yaptım. Dedim ki buna ihtiyacımız yok bizim. Bunu yapmak istediler, olmaz dedik, yapmayın, olmaz. Sayın Savcılık, bu inşaat şirketinin patronunun ifadelerini aldı hakkımızda, bana sövdü. Ben 12’de tutuklanırken bu ifadelerle tutuklandım. Bana ‘vampir’ dedi Başkanım, vampir dedi! Bize ‘çete’ dedi! 1 milyon metrekare! Derdim müteahhit değil benim, derdim müteahhit değil. Müteahhit buraya 2 milyon metrekare de yapar. Derdim bunu yaratanla!
Ben çok yoğun bir soruşturma baskısıyla başladım belediye başkanlığına, hemen. Sayın Vali orada, inşallah yanılmaz. Valla kaç kere çağırdı beni. “Ne olacak Şişli’de her yerde gökdelen var, burada da bir gökdelen olsun” dedi. “Sıkıntı çıkacak” dedi. Yapmadık başkanım. Durduk, durmamız gereken yerde durduk. Samimiyetle söylüyorum durmam gereken yerde durduk.
Şimdi Sayın Başkan, benden beklenen, ya bugün karşınızda bu gökdelenin temsil ettiği anlayışla ortaklaşmadığım için yargılanıyorum. Bu yedek tutuklamadaki konum bu. Şununla ortaklaşmadığım için yargılanıyorum. Benden beklenen görmezden gelmekti. Vallahi görmezden gelmekti. En konforlusu buydu benim için. İş insanlarının, müteahhitlerin istediklerini, istedikleri sürelerde, istedikleri şekilde görmezden gelseydim; kentin, kamunun hakkı önceliğim olmasaydı, ben ve arkadaşlarım idari görevimizin gerekliliklerini yerine getirmeseydik emin olun bugün hiçbir konuyu karşımıza koyamayacaktınız. Bu tutuklamada konu yakalayamayacaktınız. Yedek tutuklama yapamayacaktınız. Bugün ben müteahhitlerin istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için tutukluyum.
“ÖRGÜT DEDİĞİNİZ YAPI; İBB’DİR”
Şimdi Sayın Başkanım, iddianameyi okudum. Daha doğrusu hakkımdaki iddiaları duyunca inceledim. ‘İmamoğlu Örgütü’nün beni, rantı yüksek olduğu için Şişli’ye yerleştirdiği ve buradan örgüte kaynak yaratarak belediye başkanlığı yaptığım suçlaması… Bakın Sayın Başkanım, benim tüm teknik kadrom liyakatle gelmiştir. Pek çoğunu daha önce tanımıyordum. Teknik kadronun yarısından fazlası AK Partili belediyelerden veya eski bakanlık bürokrasisinden gelmedir. Şuna baktık: ‘Bu konuda hangi belediyede daha çok tecrübe vardır?’ Emlak konusunda neresi, planlama konusunda neresi başarılıysa ona baktık. Arkadaşlar CV’lerini getirdiler, tanıştık ve öyle işe aldık. İşi gerçekten bilen insanlarla kadro kurma konusunda son derece hassasım. Çünkü ben 2014’te Beylikdüzü’nde bu liyakat sayesinde yükselmiştim.
Şimdi Sayın Başkanım, bizim yol arkadaşlığımıza neden ‘örgüt’ adı verilmek isteniyor? Ben iddianamedeki isimlerin yarısını tanımıyorum bile. Birbirine benzemez beş kişiyi aynı çuvala attınız. Niye? Bu yol arkadaşlığı algısını zayıflatmak için! Bakın açıkça söylüyorum: Burada ‘örgüt’ dediğiniz yapı, Türkiye’nin en köklü kamu kurumlarından biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’dir. ‘Örgüt üyesi’ dedikleriniz ise siyasi yol arkadaşları ve bürokratlardır; bir kenti, bir ülkeyi adil ve demokratik yönetme azminde olan ve birbirini yolda tanıyan insanlardır. Tıpkı bizim gibi… Tıpkı 1994’teki gibi… İstanbul seçimlerini kazanan Refah Partisi kadrolarının daha sonra Türkiye’yi yönetmeye talip olması gibi.
“BU DUVARIN ALTINDA HEPİMİZ KALIRIZ”
9 Mart bu davanın başladığı gün. 9 Mart, Türkiye tarihine —kişisel fikrimce— çok önemli bir tarih kesişimi olarak geçecektir. 23 yıl önce, 9 Mart 2003’te, Siirt ara seçimlerinde Sayın Cumhurbaşkanı milletvekili, oldu. Yargı yoluyla siyaset dışına itilme çabasına karşı, o dönemin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı rahmetli Deniz Baykal’ın açtığı kapıyla, milletin iradesine duyduğu saygıyla Sayın Cumhurbaşkanı’nın vekil olmasının önü açıldı. Milletin iradesinin önü, yargı yoluyla kapatılmak istenmişti; ancak o gün önü açıldı. Bugün yine bir 9 Mart. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15,5 milyon oyla seçilen Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı’nın ve diğer seçilmiş belediye başkanı arkadaşlarımın; yani halkın iradesinin yargı eliyle siyaset dışına itilme çabasının en simgesel davasının ilk duruşma tarihidir. Sayın Başkanım, o gün Sayın Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmada ‘Millet iradesinin önüne geçemezsiniz, millet iradesinin önüne duvar öremezsiniz’ dedi. Bakın bu dava, işte o örülmek istenen duvarın ta kendisidir. Örmeyin, o duvarı buraya koymayın. Bu duvar delik deşiktir Sayın Başkanım; bu duvarın altında hepimiz kalırız.
“TİCARİ ÇEKLER ZORLAMA ŞEKİLDE DELİL OLARAK KONULDU”
Bir ‘etkin pişman’ yaratıldı; bir bırakıldı, bir şeyler oldu, şirketine kayyum atandı… Sonra bu ‘etkin pişman’ın bütün ticari çekleri bu iddianameye zorlama bir şekilde delil olarak konuldu. Ya inanılır gibi değil!
Türkiye’nin en büyük müteahhitlerinden biri ile Adem Altıntaş arasındaki ticari ilişki beni niye bağlıyor? Adam diyor ki; ‘Ben zaten AK Parti’ye danışmanlık yapıyorum, şuna buna danışmanlık yapıyorum.’ İstanbul’un her yerinde iş yapan insanların kendi aralarındaki ticari çekleri bükülmüş, eğilip büzülmüş ve delil olarak dosyaya konulmuş. ‘Eylem 13’teki çekler mi?’ dedim, belki vardır, veri işidir falan diye düşündüm. En son hukukçu arkadaşlarım uyardı: ‘Ya, ticari ilişkinin mizanıyla iddianame mi yazılır?’ Nedir bu yani? Nasıl bir mantığı buraya koyuyorsunuz? Konuyla bunun ne alakası var?”
“İDDİANAMEDE 2020’DEKİ ASIL TAAHHÜTTEN BAHSEDİLMİYOR”
Gelelim benim tutuklanma sebebime… Ben bir ‘park yaptırma’ meselesiyle tutuklandım. Dediler ki: ‘İskanı geciktirmişsin, şunu yapmışsın, bunu yapmışsın.’ Sayın Başkan, ortada bir protokol var, bir taahhüt var. Bu taahhüt 2020 yılına dayanıyor. Firma, 2020 yılındaki taahhüdü anlatmıyor; 2024 yılında parkı bitiremediği için mecburen yenilemek zorunda kaldığı taahhüdü gerekçe göstererek bir suç unsuru oluşturmaya çalışıyorlar. 2021’de verilmiş bir söz var. 2024 yılında, benim dönemimde ‘parkı yetiştiremedim’ diyerek taahhüdü yenilemişler; çünkü o alanda yıkılması gereken bazı gecekonduların süreci beklenmiş. İddianamede 2020 yılındaki asıl taahhütten hiç bahsedilmiyor! Peki sonuç nedir? Proje sahibinin bir park sözü var; konut sahiplerine verdiği, projenin ana stratejisini üzerine kurduğu bir ‘yaşam alanı’ sözü var. Biz de bu kamu yararının takipçisi olduk.
“YANGIN GÜVENLİĞİ EKLİĞİNİ TAMAMLA DEDİM”
Türkiye’de bir üniversite arazisi, 6306 sayılı kanun ve parsel bazlı plan tadilatıyla 500 milyon dolarlık bir ranta çevriliyor. Balkonunda havuz olan daireler satılıyor. Adam bütün satış stratejisini kamuya ait olan koru alanı üzerine kuruyor, bunu taahhüt ediyor, ‘kamuya açık alanı ben yapacağım’ diyor. Kendi PR görsellerinde bunu gösteriyor. Havuzlarını emsal dışı bırakmak için yönetmelik değiştiriliyor. Ben başkan oluyorum ve diyorum ki: ‘Bir dakika kardeşim, yangın güvenliği eksikliğin var, şunu tamamla.’ İnanılır gibi değil ama şu işten dolayı Türkiye’de tutuklu olan tek kişi benim!
“AYDINLATMA İŞİNİ BİLE SUÇ GİBİ GÖSTERİYORLAR”
Kentin merkezindeki bir parselde devasa bir iş yapılmaya çalışılıyor. Karşımızda Türkiye’nin en büyük, en güçlü müteahhitlerinden biri var. Biz Şişli Belediyesi olarak, kamuya ait olanı kamuya kazandırmak istediğimiz bir noktada dik durduğumuz için; işi geciktirdiğimiz iddia ediliyor. Müteahhitin her istediğini kabul etmediğimiz için, işin içine ‘resmi emlakçıdan’ tutun da birkaç tane şehir efsanesine kadar her şeyi eklemişler. İhaleyle, resmi usulle yaptığımız aydınlatma işini bile suç gibi gösteriyorlar. İnanılır gibi değil!”


