The New York Times’ın aktardığına göre, ABD ve İsrail’in savaşın başlangıcında İranlı üst düzey isimleri hedef alması, Tahran’ın karar alma ve operasyonları koordine etme kapasitesini ciddi şekilde zayıflattı.
Haberde, üst düzey yetkililerin öldürülmesinin yalnızca askeri yapıyı değil, diplomatik süreci de olumsuz etkilediği belirtildi.
İranlı müzakerecilerin, hükümetin neyi kabul etmeye hazır olduğuna dair sınırlı bilgiye sahip olabileceği ifade edildi.
ABD’li yetkililer ise bu gelişmelerin, İran’daki sertlik yanlısı unsurların güç kazanmasına yol açtığını değerlendirdi.
28 Şubat’ta başlayan operasyonlardan bu yana İran yönetiminde dikkat çeken kayıplar yaşandı:
- İran’ın dini ve siyasi lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi, ülkede uzun yıllar sonra ilk kez merkezi otorite boşluğu yarattı.
- Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani’nin ölümü, Batı ile yürütülen diplomatik temasları sekteye uğrattı.
- Devrim Muhafızları’nın üst düzey komutanlarının hayatını kaybetmesi, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki askeri koordinasyonu zayıflattı.
“ŞAHİNLER” GÜÇ KAZANDI
Siyasi kadroların zayıflamasıyla birlikte Devrim Muhafızları içindeki sertlik yanlısı isimlerin etkisinin arttığı belirtiliyor.
Bu durumun, diplomasi yerine askeri tırmanışı önceleyen bir çizginin güçlenmesine yol açtığı ifade ediliyor.
Öte yandan Bloomberg’in aktardığına göre, İran’ın Yemen’deki Husilere Kızıldeniz’deki gemilere yönelik saldırılar için hazırlık yapmaları yönünde baskı yaptığı öne sürüldü.
Avrupalı yetkililer, Husilerin daha agresif adımlar atmayı değerlendirdiğini belirtirken, savaşın uzaması halinde Kızıldeniz’de ticari gemilerin hedef alınma riskinin artabileceği uyarısında bulundu.
Uzmanlar, İran’daki liderlik zafiyeti ve bölgesel vekil güçlerin devreye girme ihtimalinin, çatışmayı daha geniş bir coğrafyaya yayabileceği ve küresel ticaret yolları üzerinde yeni riskler oluşturabileceği görüşünde.


