Modern kozmolojinin en güçlü sütunlarından biri olan Enflasyon (Şişme) Teorisi, paralel evrenlerin varlığına dair en somut matematiksel çerçeveyi sunar. Büyük Patlama’nın hemen ardından, saniyenin çok küçük bir kesrinde evrenin ışık hızından kat kat daha hızlı genişlediği kabul edilir. Ancak “Ebedi Enflasyon” modeline göre, bu genişleme her yerde aynı anda durmamıştır. Uzay-zamanın bazı bölgeleri genişlemeye devam ederken, genişlemenin durduğu bölgelerde yerel “evrenler” oluşur.
Bunu devasa, sürekli büyüyen bir köpük banyosuna benzetebiliriz. Her bir kabarcık, kendi fizik yasalarına sahip müstakil bir evreni temsil eder. Bu senaryoda, bizim gözlemleyebildiğimiz evren sadece bir kabarcıktan ibarettir. Diğer kabarcıklarda ışık hızı farklı olabilir, kütleçekimi atomları bir arada tutamayacak kadar zayıf kalabilir veya bizimkinden tamamen farklı temel parçacıklar hüküm sürebilir. Bu durum, “yaşanabilir bir evrenin” neden bu kadar hassas ayarlara sahip olduğu sorusuna da bir yanıt sunar ;
Sonsuz sayıda deneme yanılma arasında, hayatın oluşmasına izin veren bir piyango biletini biz çekmişizdir.
KUANTUM MEKANİĞİ: HUGH EVERETT VE ÇOKLU DÜNYALAR YORUMU
Kuantum fiziği, atom altı dünyayı incelediğinde karşımıza “süperpozisyon” adı verilen tuhaf bir durum çıkar. Bir parçacık, gözlemlenmediği sürece aynı anda birden fazla konumda veya durumda bulunabilir. 1957 yılında fizikçi Hugh Everett, bu durumun sadece atom altı parçacıklar için değil, tüm evren için geçerli olduğunu öne süren “Çoklu Dünyalar Yorumu”nu (Many-Worlds Interpretation) ortaya attı.
Everett’e göre, bir kuantum ölçümü yapıldığında veya bir olay gerçekleştiğinde evren “dallanır”. Örneğin, bir yazı-tura atışında paranın yazı gelme ihtimali de tura gelme ihtimali de %50 ise, gerçeklik ikiye bölünür. Bir evrende yazı, diğerinde tura gelir. Bu, her kararın, her atomik etkileşimin ve her kozmik olayın yeni bir evren yarattığı anlamına gelir. Bu modelde “olasılık” diye bir şey yoktur; her olasılık, kendine ait bir evrende mutlaka gerçekleşir. Bu, milyarlarca “siz”in, milyarlarca farklı hayat senaryosunu aynı anda yaşadığı devasa ve karmaşık bir yapıya işaret eder.
SİCİM TEORİSİ VE YÜKSEK BOYUTLU MEMBRANLAR
Fizikteki tüm temel kuvvetleri tek bir potada eritmeye çalışan Sicim Teorisi, paralel evrenlerin varlığını sadece olasılıklarla değil, geometrik bir zorunlulukla açıklar. Bu teoriye göre, evrenimiz aslında 3 boyutlu bir mekan değildir; bizler 10 veya 11 boyutlu bir üst-uzayın içindeki “zar” (brane) adı verilen yapılar üzerinde yaşıyoruz.
Bu modelde, bizim evrenimiz gibi diğer “zar evrenler” (brane-worlds), devasa bir hiper-uzayda (Bulk) yan yana duruyor olabilir. İki evren arasındaki mesafe, atomik ölçeklerde bile olsa, biz onları göremeyiz çünkü ışık bu zarların dışına çıkamaz. Ancak kütleçekimi, boyutlar arası sızma yapabilen tek kuvvettir. Bazı fizikçiler, kütleçekiminin diğer kuvvetlere (elektromanyetizma gibi) kıyasla neden bu kadar zayıf olduğunu, kütleçekim kuvvetinin diğer paralel evrenlere “sızıyor” olmasıyla açıklar. Eğer iki zar evren birbirine çarparsa, bu durum “Ekpirotik Evren Modeli”ne göre yeni bir Büyük Patlama’yı tetikleyebilir.
Paralel evrenler teorisi ne kadar büyüleyici olsa da, bilimsel bir gerçeklik kazanması için gözlemlenebilir kanıtlara ihtiyaç duyar. Kozmologlar, bu kanıtları evrenin en eski “bebeklik fotoğrafı” olan Kozmik Mikrodalga Arka Plan Işıması (CMB) içinde arıyorlar. Eğer geçmişte başka bir evren bizimkine çarptıysa, bu çarpışmanın CMB üzerinde dairesel bir iz veya sıcaklık anomalisi bırakmış olması gerekir.
WAMP ve Planck uydularından gelen verilerde “Soğuk Leke” (Cold Spot) olarak adlandırılan ve standart kozmoloji modelleriyle açıklanamayan devasa bir boşluk tespit edilmiştir. Bazı teorisyenler, bu lekenin başka bir evrenle yaşanan bir etkileşimin kalıntısı olduğunu savunuyor.
Her ne kadar bu kanıtlar henüz “kesin” olarak nitelendirilmese de, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ndaki (LHC) deneyler ve yeni nesil uzay teleskopları, boyutlar arası sızıntıların veya alışılmadık parçacık etkileşimlerinin izini sürmeye devam ediyor.


