Sosyolog ve iletişim uzmanı Neslihan Karayılan, sevinçler üzerine görüşlerini açıkladı.
İşte o yorum:
Sonra her sabah güneşin peşine takılıp gelen umutlar vardı. Yaşamak için, ”bende varım” dercesine ışık hüzmesi arıyordu gözleri. Ne rüzgarın sesi ne de kuşların cıvıltısını duyabiliyordu, biz insanoğlu. Herşey nasılsa, öyle işte, yaşayıp gidiyorduk. Sonra kimsesizlik sardı dünyayı, kimse sahiplenmedi kederi.
Oysa,
kaç farklı yolcu, kaç farklı sessizlik taşıyorduk içimizde.
Birinin suskunluğu diğerinin kırılganlığına değmeden duramazdı.
Birilerini yok ederek var olmayı, kendimizi yok ederek başkasını var kılmayı, birileri iyiyken eksik hissetmeyi, gücü tek elimizde tutmayı, sığınmayı, korkmayı, korkutmayı tanıyor, iyi biliyor ve tekrarlıyoruz.
Masal bu ya; diğer toplumlar ikiyüzlüydü, biz onlardan hep daha ilerideydik.
Biz üçyüzlüydük.
Yüzümüzün biri topluma, biri kendimize, biri de alın yazımıza bakardı. Arzuyla ahlak arasında ikiye değil, üçe bölünmüş bir ruh hâliydik. Çünkü tek bir gerçekle yaşamak ağır gelirdi bu coğrafyaya. Her şeyden üç hakikat çıkarırız: biri görünür, biri saklı, biri de inkâr edilen. Ve belki de en büyük acı burada gizlidir: Suçumuzu üç parçaya bölünce hafiflediğimize inanırdık safça… Oysa her bölünüş, ruhumuzu biraz daha ağırlaştırırdı.
Bu defa başka türlüsünü deneme zamanı!
O halde; beraber üzülüp, ruhumuzu beraber tamir edeceğimiz yollarda buluşalım…


