1920 yılı, Birinci Dünya Savaşı bitmiş ancak Doğu Avrupa kaynamaktadır. Amerikalı macera tutkunu pilot Merian C. Cooper, Polonya safında Kızıl Ordu’ya karşı uçan gönüllü “Kościuszko Filosu”nun kurucusudur. Bir hava saldırısı sırasında uçağı vurulur ve Sovyet topraklarına çakılır. Öldüğü sanılırken sağ kurtulur ancak Sovyetler tarafından esir alınarak Moskova yakınlarındaki bir çalışma kampına gönderilir.
Burada 9 ay boyunca ağır şartlarda yaşayan Cooper, iki Polonyalı arkadaşıyla birlikte imkansızı başararak kamptan kaçar. Ancak asıl macera şimdi başlamaktadır: Peşlerindeki süvarilerden kurtulmak için güneye, yani Osmanlı topraklarına (Türkiye) doğru binlerce kilometrelik bir rotaya saparlar.
KAFATASI ADASI VE ANADOLU’NUN SARP GEÇİTLERİ
Cooper ve arkadaşlarının kaçış rotası, o dönem henüz Milli Mücadele’nin içinde olan Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz hattına kadar uzanır. Cooper, daha sonra kaleme aldığı anılarında ve biyografisinde (özellikle Mark Cotta Vaz tarafından yazılan Living Dangerously kitabında değinilen detaylarda), bu kaçış sırasında gördüğü devasa dağ,ve ıssız ovaları “insanlık öncesi bir vahşilik” olarak tanımlar.Cooper, Erzurum civarındaki çıplak, devasa ve geçit vermez dağları gördüğünde, buraların dünyadan izole kalmış devasa yaratıklara ev sahipliği yapabileceği fikrine kapılır. Günlüklerinde, bu dağların tepesindeki sis çökmüş vadileri “zamanın durduğu yerler” olarak betimler.ing Kong’un yaşadığı adayı çevreleyen o meşhur devasa duvar ve kapı, aslında Cooper’ın kaçış yolunda karşılaştığı aşılmaz doğal engellerin bir yansımasıdır. Trabzon’un denize dik inen ve geçit vermeyen ormanlık yamaçları, filmdeki “balta girmemiş orman” atmosferinin görsel temelini oluşturur.
SİSTEN GELEN DEV: BİR GÖRSEL HAFIZA ANALİZİ
King Kong filminin en ikonik sahnelerinden biri, geminin yoğun bir sisin içinden geçerken aniden karşılarına çıkan devasa kayalıklardır. Cooper, Karadeniz’in o meşhur “denizden gelen anlık sis” (poyraz sisi) olayına bizzat şahit olmuş ve gemiyle bölgeden uzaklaşırken arkasında bıraktığı o devasa dağ kütlesinin sisteki görüntüsünü zihnine kazımıştır.
Filmdeki yerlilerin Kong’a kurban vermesi ve kapalı bir toplum yapısı sergilemesi, Cooper’ın o dönem Batı dünyası için oldukça “egzotik ve kapalı” görünen Doğu toplumlarına olan hayranlığıyla birleşir. Cooper için Anadolu, sadece bir kaçış yolu değil; medeniyet ile vahşi doğanın çarpıştığı en uç noktadır.
SİNEMADA “DİKEY” DEVRİM: UÇAKLAR VE GÖKDELENLER
Cooper’ın bir savaş pilotu olması, filmin finalini de belirlemiştir. Kong’un Empire State binasına tırmanması ve uçaklarla savaşması, aslında Cooper’ın kendi geçmişinin bir harmanıdır. Binayı, aşamadığı o Anadolu dağlarına; uçakları ise kendi pilotluk geçmişine benzetmiştir. Hatta filmde Kong’u vuran uçağın pilotu bizzat Merian C. Cooper’ın kendisidir!
KURTULUŞ SAVAŞI VE TÜRK DOSTLUĞU
Cooper, Türkiye sınırına ulaştığında Türk askerleri tarafından karşılanır. O dönemde Ankara Hükümeti ile olan diplomatik temaslar sayesinde güvenlik altına alınır. Türklerin misafirperverliğinden ve doğanın sertliğinden o kadar etkilenir ki, Amerika’ya döndüğünde sadece kurgu filmler değil, Grass (1925) gibi bölge coğrafyasını anlatan belgesel nitelikli yapımlara da imza atar.


