Sosyolog Neslihan Karayılan, gerçeklerle ilgili bir yazı kaleme aldı.

featured
Player Alanı

Sosyolog ve iletişim uzman Neslihan Karayılan, “Kurtuluşun adalet ve hakikatte” olduğunu söyledi.

Neslihan Karayılan’ın görüşleri şöyle:

“”Sayın Başkan, Sayın Heyet,
Hayatta haksızlığa uğrayan tek kişi ben değilim elbette. Çevremizde de geçmişte de çok örnek gösterebiliriz. 2000 sene önce Sokrates’e haksızlık yapmışlar. Suçsuz olduğunu bilmelerine rağmen, idam etmişler. Sokrates ölüme giderken eşine; “Üzülme, ya haklı olsalardı” demiş.

Ben ve ailem de, sevdiklerim de suçsuz olduğumu bilmenin gücüyle dimdik ayakta durmayı başarıyoruz. Çünkü biliyoruz ki hakikat; kaya gibi, dağ gibi durur. Yel esse tozunu kaldırsa da, depremler sarssa da hakikatin heybetinden bir şey eksilmez.

Biliyoruz ki; suçsuz olduğum gerçeği; üzerinden yıllar geçse de, raporlarla, bilirkişilerle çürütülemeyecek, yıkılamayacak. Çünkü hiçbir şey vardan yok edilemeyeceği gibi, yoktan da var edilemez.

Hakikat unutulmaz da; ne çekilen eziyetlerin acısı ne de bunları çektirenlerin zalimliği silinip yok edilemez. Bakın; Sokrates ve yargıçlarının hatırası 2000 sene sonra, bu saatte bu salonda bir kez daha tazelendi.

Sayın Başkan, Sayın Heyet,
Ne ben Sokrates’im ne de sizler onun savcıları, yargıçları. Ama o hikayenin içinde evrensel bir ders saklı ve dersin içinde hepimize düşen bir pay var. Hakikat er ya da geç adaletle buluşur. Sokrates ve yargıçları; bize yüzyıllar geçse de hakikatle adaletin buluşacağını gösterir.

Yüzyıllardır devletlerin çöküşünün temel sebebi; üst yapı demek olan ahlak ve vicdanda yaşanan çürüme olmuştur. Adalet mekanizmasında vicdani çöküntü toplumsal çürümenin en çok kendini gösterdiği yerdir. Bu çöküntü; sadece mağdurun haksız yere acı çekmesi sonucunu doğurmaz. Toplumda adalete olan güven ve inancı sarsar, ki bu durum toplumsal düzenin bozulması, toplumu bir arada tutan bütün değerlerin ve erdemlerin dağılması, çürümesi demektir. Vicdanın kaybolması toplumda büyük tahribat yaratır ayrıca vicdanını kaybeden bireyler için ağır sonuçlar doğurur.

Vicdanını kaybetmeye başlamış insanların, mağdurlardan gözlerini kaçırması göz göze gelmemeye çalışması çok normaldir. Zor olan; bakışlarında vicdan arayan çocuklarının, sevdiklerinin gözlerine bakabilmektir.”

Tam da böyle demişti Tunç Soyer 5 Ocak Pazartesi günü yaptığı savunmada..
Ne yazık ki, Tarihin hiçbir döneminde ‘dünyanın çivisi’ yoktu.
Tunç beyin savunmasında verdiği Sokrates örneği, tarihi iyi okumamız gerektiğinin en iyi örneklerden biri.

Bu örneklerden yola çıkarak, hem bugün Tunç Soyer in ne yaşadığını hem de ona yaşatılan haksızlık ve adaletsizliğin altında yatan,
“haset sevmeyi ve bütünleşmeyi imkansız kılar” tezini yorumlamak isterim.
Evet evet, haset yıkıcı ve kişiseldir; genel bir ötekini değil, kendinde olmayana sahip olan belirli bir kişiyi/grubu hedef alır.
Çünkü, elinden bir iş gelmeyen kişi ve toplumlar, madem benim yok, onun da olmasın” duygusuyla hareket eder.
Tanrı kuluna ne isterse gerçekleştireceği bir dileğini sormuş ; yalnız şart olarak istediğinin iki katını komşusuna vereceğini de belirtmiş adamın dileği şu olmuş : ‘ bir gözümü al ‘

Adaletsizliğin ve eşitsizliğin tarihin her döneminde bedeli ağır olmuştur: birbirinin kuyusunu kazan, cahil, geri kalmış insan ve insan toplulukları gibi…

Sonuç mu, halimiz ahvalimiz: Açgözlülük, cahillik, hasetlik…
Gerisi iyilik, sağlık…”

Yorum Yap