Sinemalarda bu hafta biri galaksiler arası bir intikam yolculuğunu, diğeri modern kentin kıyısında savrulan bir adamın hayata tutunma çabasını anlatan iki film dikkat çekiyor. Craig Gillespie imzalı “Supergirl: Çelik Kız”, süper kahraman anlatısını feminist bir uzay western’ine yaklaştırırken; Harris Dickinson’ın yazıp yönettiği “Serseri”, evsizlik, bağımlılık ve yabancılaşma üzerine sert ama şiirsel bir ilk film olarak izleyiciyle buluşuyor.
Supergirl: Travmalı bir kahramanın uzay western’i
Bilquis Evely ile Tom King’in “Supergirl: Woman of Tomorrow” adlı çizgi romanından esinlenen “Supergirl: Çelik Kız”, Kara Zor-El’i klasik süper kahraman kalıplarının dışına taşıyor. “House of the Dragon” ile tanınan Milly Alcock’un canlandırdığı Kara, Superman’in kuzeni olmasına karşın onun iyimser ve dünyaya güvenen çizgisinden oldukça farklı bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.
Kara, ölmekte olan Krypton’un gölgesinde büyümüş, ailesini kaybetmiş, öfkesini ve yalnızlığını yanında taşıyan sert bir kahraman. Yolu, ailesi haydutlar tarafından öldürülen genç uzaylı Ruthye ile kesişiyor. Kara’nın süper köpeği Krypto, Krem tarafından zehirlenince ikili, adalet ve intikam arasında gidip gelen galaksiler arası bir yolculuğa çıkıyor.
Feminist aksiyon, karanlık evren
“Ben Tonya” ve “Cruella” gibi kadın karakterleri merkezine alan filmleriyle tanınan Craig Gillespie, “Supergirl”de de kusursuz bir kahraman portresi çizmek yerine öfkesi, kırılganlığı ve çelişkileri olan bir karaktere odaklanıyor. Film, klasik süper kahraman anlatısından çok daha kirli, karanlık ve sert bir evrende geçiyor.
Aksiyon sahneleri, Kara’nın ruh haliyle birlikte şekilleniyor. Karakter öfkelendiğinde kamera daha saldırgan ve hareketli bir ritme bürünürken, sakinleştiğinde anlatım da akıcılaşıyor. Bu tercih, filmi yalnızca görsel bir aksiyon gösterisi olmaktan çıkarıp karakterin iç dünyasıyla bağlantılı bir yolculuğa dönüştürüyor.
Jason Momoa’nın canlandırdığı Lobo ise filmin ayrıksı tonunu güçlendiren karakterlerden biri. Kara’nın Krypto’yu kurtarma çabası, onu şiddet yanlısı, kibirli ve başına buyruk Lobo ile zorunlu bir işbirliğine sürüklüyor. Milly Alcock ve Jason Momoa’nın enerjisi, filmin en dikkat çeken yanları arasında yer alıyor.
Serseri: Gölge ve ışık arasında bir hayat
Haftanın bir diğer dikkat çeken filmi “Serseri”, oyuncu Harris Dickinson’ın ilk uzun metraj yönetmenlik denemesi. Dickinson, senaryoyu yazarken evsizlere yardım eden derneklerde gönüllü olarak edindiği deneyimlerden yola çıkıyor. Film, kolay duygusallığa ya da kurtuluş reçetelerine yaslanmadan, modern kapitalist düzenin dışına itilmiş bir karakterin kırılgan hikâyesini anlatıyor.
Frank Dillane’ın yoğun performansıyla hayat verdiği Mike, Londra sokaklarında savrulan, para, alkol, uyuşturucu ve huzur arasında sıkışıp kalan bir anti kahraman. Kimi zaman ona yardım etmeye çalışan insanlar çıksa da Mike, kendi boşluğundan ve sistemin yarattığı çemberden çıkmakta zorlanıyor.
Yabancılaşmanın bedeni
“Serseri”, evsizliği yalnızca sosyal bir sorun olarak değil, aynı zamanda bedene ve zihne işleyen bir yabancılaşma hali olarak ele alıyor. Dickinson, kamerasını karakterinin üzerine sertçe çevirmekten kaçınmıyor; gerçekliği saklamıyor, fakat sömürücü bir bakışa da teslim olmuyor.
Filmde Mike’ın bedeni, modern kent yaşamının dışına itilmiş bir insanın taşıdığı yükün en görünür alanına dönüşüyor. Dans, sokak, barınma merkezleri ve gündelik hayatta tutunma çabası arasında gidip gelen anlatı, sosyal gerçekçilik ile şiirsellik arasında kendine özgü bir denge kuruyor.
Frank Dillane, Megan Northam ve Harris Dickinson’ın oyuncu kadrosunda yer aldığı “Serseri”, ilk film olmasına karşın güçlü bir yönetmenlik sezgisi taşıyor. Dickinson, düş kırıklığına uğramış karakterini yargılamadan takip ediyor; izleyiciyi de Mike’ın kolay açıklanamayan, kolay çözülemeyen dünyasının içine çekiyor.
Haftanın iki farklı yüzü
“Supergirl: Çelik Kız” ve “Serseri”, türleri, evrenleri ve anlatım biçimleri bakımından birbirinden uzak iki film gibi görünse de ortak bir duygu etrafında buluşuyor: Adalet arayışı. Biri galaksiler arasında öfke ve intikamla yol alan bir kahramanı, diğeri büyük şehrin kıyısında hayatta kalmaya çalışan bir adamı anlatıyor.
Bu hafta sinemada hem süper kahraman anlatısının daha karanlık ve karakter odaklı bir örneğini hem de çağdaş kent yaşamının sert gerçekliğine bakan güçlü bir sosyal dramı izlemek mümkün.
