İran Rehine Krizi sırasında, Amerikan Büyükelçiliği basıldığında altı diplomat kaçmayı başararak Kanada Elçiliği’ne sığındı. Onları o cehennemden çıkarmak imkansıza yakındı; ta ki CIA’in “maskeleme uzmanı” Tony Mendez, tarihin en absürt fikrini ortaya atana kadar.
“Onları bir film ekibi gibi göstereceğiz” diyen Mendez, bu planın inandırıcı olması için sadece sahte kimliklerin yetmeyeceğini biliyordu. Hollywood’un pırıltılı yalanlarına ihtiyaç vardı.
HOLLYWOOD’DA BİR CIA KARARGAHI: STUDIO SIX PRODUCTIONS
CIA, bu operasyon için Los Angeles’ta gerçek bir ofis tuttu; Studio Six Productions.Ofise telefon hatları bağlandı, sekreterler işe alındı. Variety ve The Hollywood Reporter gibi sektörün dev dergilerine tam sayfa ilanlar verildi. İlanlarda devasa bir bütçeyle çekilecek, “Yıldız Savaşları” (Star Wars) tarzı bir epik bilim kurgu filmi müjdeleniyordu: ARGO. Mendez, yüzlerce senaryo arasından Lord of Light isimli, egzotik mekanlar gerektiren bir metni seçti ve adını “Argo” olarak değiştirdi.
DEVRİM MUHAFIZLARINI KANDIRAN SAHTE FİLM EKİBİ
Büyükelçilik baskınından kaçan 6 Amerikalı, Kanada Büyükelçiliği’nin konutunda saklanıyordu. Dışarı çıkmaları ölümdü, içeride kalmaları ise yakalanmaları an meselesiydi. CIA, onları evden çıkarıp havaalanına götürmek için şu rollerini belirledi. Yönetmen, yapımcı, senarist ve sanat yönetmeni rolleri paylaştırıldı. Her birine bu mesleklere dair teknik terimler ve sahte geçmişler ezberletildi. Operasyonun en riskli anı, ekibin “mekan bakma” bahanesiyle Tahran’ın en kalabalık yerlerinden biri olan Büyük Pazar‘a gitmesiydi. İranlı yetkililer, bu “garip kıyafetli batılıların” gerçekten filmci olup olmadığını anlamak için onları takip ediyordu. Diplomatlar, ellerindeki profesyonel kameralar ve storyboard (film taslak çizimleri) ile o kadar inandırıcı davrandılar ki, devrim muhafızları onları sadece “işini yapan tuhaf sanatçılar” sanarak serbest bıraktı.
28 Ocak 1980 sabahı, ekip Mehrabad Havaalanı’na geldi. En büyük engel, İran pasaport kontrolündeki titiz incelemeydi. Kanada hükümeti tarafından sağlanan gerçek pasaportlar kullanıldı, ancak içindeki giriş-çıkış mühürleri CIA tarafından sahtelenmişti. Ekip, Zürih’e giden Swissair uçağına bindiğinde hala güvende değildi. Uçak pistte ilerlerken teknik bir arıza nedeniyle duraksadı; bu, herkesin kalbinin durduğu andı. Ancak uçak sonunda havalanıp İran hava sahasını terk ettiğinde, kaptan pilotun “Az önce İran hava sahasından çıktık” anonsuyla birlikte tüm “film ekibi” uçakta şampanya patlatarak gerçek kimliklerine geri döndü.
OPERASYON BİTTİ AMA STUDIO SIX TELEFONLARI SUSMADI
Haberleştirilmeye değer en büyük ironi, operasyon bittikten sonra yaşandı. CIA, Tahran’daki diplomatları “mekan bakmaya gelmiş Kanadalı film ekibi” kılığında havaalanından kaçırmayı başardı. Operasyon bitti, ofis boşaltıldı ancak telefonlar susmadı. Hollywood’daki oyuncular, yönetmenler ve ışık şefleri, “Argo” projesinin büyük bir hit olacağına o kadar inanmışlardı ki, ofisin kapandığından habersiz haftalarca iş başvurusu yaptılar. Bazı iddialara göre, dönemin tanınmış oyuncuları bile bu “hayalet filmde” rol kapmak için menajerlerini devreye sokmuştu.
O dönem bilim kurgu furyası o kadar büyüktü ki, projenin taslak çizimleri (storyboard) o kadar profesyonelce hazırlanmıştı ki (efsanevi çizgi roman sanatçısı Jack Kirby tarafından), sektördeki profesyoneller bunun bir “kamuflaj” olabileceğine dair en ufak bir şüphe duymadılar.
Bu olay, sinema sanatının sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda hayat kurtaran devasa bir manipülasyon aracı olabileceğini kanıtladı. Eğer CIA bu sahte film için bu kadar “kaliteli” bir reklam kampanyası yürütmeseydi, muhafızlar şüphelenebilirdi. Hollywood’un kibri ve gösterişi, casusluk tarihinin en başarılı perdesini oluşturdu.
