Selahaddin’in saygı duyduğu tek rakip: Kudüs’ün son efsanesi IV.Baldwin

page

IV. Baldwin, 1161 yılında Kudüs’te dünyaya geldiğinde, babası Kral I. Amalrik ve annesi Agnes de Courtenay’ın evliliği siyasi baskılar nedeniyle iptal edilmek üzereydi. Bu durum, Baldwin’in meşruiyeti üzerinde bir gölge gibi kalsa da o, her zaman krallığın tek gerçek varisi olarak görüldü.

Baldwin’i diğer krallardan ayıran temel fark, tahta çıktığı andan itibaren sadece dış düşmanlarla değil, kendi vücudunun içinde onu yavaş yavaş tüketen bir canavarla savaşmak zorunda kalmasıydı. Döneminde cüzzam, tanrısal bir lanet veya büyük bir günahın bedeli olarak görülürken, Baldwin bu algıyı kırarak bir “kutsal savaşçı” imajı yaratmayı başardı. O, sadece bir hükümdar değil; etleri dökülürken bile tacını düşürmeyen, Orta Çağ’ın en trajik kahramanıydı.

SURLU WILLIAM VE İĞNELERİN SIRRI

Küçük prensin eğitimi, dönemin en büyük tarihçisi ve bilgini Surlu William’a emanet edilmişti. William, anılarında Baldwin’in diğer çocuklardan çok daha zeki, hafızasının çok güçlü ve binicilikte son derece yetenekli olduğunu yazar. Ancak trajik keşif bir oyun sırasında geldi. Akranları kılıç talimi yaparken kollarına aldıkları darbelerle acı içinde bağırırken, Baldwin’in yüzünde en ufak bir kıpırtı bile olmuyordu. William, bu durumu başlangıçta prensin bir metaneti olarak yorumlasa da bir gün Baldwin’in koluna iğneler batırdığında çocuğun hiçbir şey hissetmediğini gördü. Bu, cüzzamın (lepra) ilk ve en kesin belirtisiydi. O günden itibaren Baldwin’in çocukluğu bitti; artık o, yaklaşan karanlık bir ölümle yarışan bir veliahttı.

1174 yılında babası öldüğünde Baldwin henüz 13 yaşındaydı. Cüzzam hastalığı artık yüzünde ve ellerinde belirginleşmeye başlamıştı. Kanunlara göre bir cüzzamlının kral olması imkansız gibi görünse de, Kudüs Baronalrı onun zekasına ve hanedan kanına olan sadakatleri nedeniyle onu kral ilan ettiler. Baldwin, halkın karşısına çıktığında yüzündeki yaraları gizlemek için ipek peçeler veya bazı kaynaklara göre gümüş bir maske kullanıyordu. Bu gizemli ve ürpertici görüntü, ona “Maskeli Kral” lakabını kazandırdı. O, sarayın serin odalarında saklanmak yerine, hastalığın getirdiği ağır halsizliğe rağmen devlet işlerini bizzat yürüttü ve ordusunun önünde at sürmekten asla vazgeçmedi.

CÜZZAMIN ACIMASIZ İLERLEYİŞİ: ERİYEN BİR BEDENİN DİRENİŞİ

Hastalık Baldwin’i adım adım kuşattı. İlk yıllarda sadece sağ kolunda olan hissizlik, zamanla tüm vücuduna yayıldı. Elleri pençe gibi bükülmeye başladı, parmak uçları düştü ve burnunun kıkırdak yapısı çöktü. En sonunda hastalık gözlerine vurdu ve genç kral tamamen kör oldu. Bu süreçte Orta Çağ’ın en ağır diyetlerini ve acı verici tedavilerini (yakma ve sülük tedavileri gibi) büyük bir sükunetle kabul etti. Ancak Baldwin için en büyük acı fiziksel değil, krallığının geleceğiydi. Hiçbir zaman evlenemeyeceğini ve bir varis bırakamayacağını biliyordu; bu yüzden hayatını, kız kardeşi Sibylla’nın evliliği üzerinden krallığın geleceğini garanti altına almaya adadı.

MONTGISARD’DAKİ MUCİZE: 16 YAŞINDAKİ DEHA

1177 yılı, Baldwin efsanesinin zirve yaptığı yıldır. Selahaddin Eyyubi, 30.000 kişilik devasa bir orduyla Kudüs’e ilerliyordu. Baldwin’in yanında ise sadece 375 şövalye ve birkaç bin piyade vardı. Herkes Kudüs’ün düşeceğini sanırken, Baldwin cüzzamlı bedeniyle at sırtında ordusunun önüne geçti. “Gerçek Haç” (True Cross) önünde diz çökerek Tanrı’ya dua etti ve askerlerine hücum emri verdi. Selahaddin’in ordusu, bu kadar az sayıda bir kuvvetin bu denli şiddetli bir saldırı yapacağını beklemiyordu. Baldwin, sağ elini kullanamadığı için dizginleri dişleriyle veya dizleriyle tutarak savaştı ve Selahaddin’i ağır bir bozguna uğrattı. Selahaddin, canını zor kurtararak Mısır’a dönerken, Baldwin artık bir efsaneydi.

Baldwin ve Selahaddin arasındaki ilişki, tarihin en ilginç düşmanlıklarından biridir. Selahaddin, Kudüs’ü almak için her fırsatı kollasa da, Baldwin’in askeri dehası karşısında her zaman temkinli davrandı. Baldwin, hastalığının en ağır evrelerinde bile Selahaddin’in hareketlerini önceden seziyor ve stratejik hamlelerle onu durduruyordu. Bir keresinde, Baldwin o kadar hastaydı ki ata binemiyordu; ancak yine de bir sedye (tahtırevan) üzerinde savaş meydanına getirildi. Selahaddin, bu “ölmekte olan adamın” sönmeyen azmini gördüğünde, onunla açık bir savaşa girmek yerine kuşatmayı kaldırıp çekilmeyi tercih etti. Bu, iki rakip arasında nefretle karışık derin bir saygının göstergesiydi.

İHANETLER VE İÇ SAVAŞIN GÖLGESİNDE BİR KRAL

Baldwin sadece dışarıdaki Selahaddin ile değil, içerideki “akbabalarla” da uğraşmak zorundaydı. Kralın öleceğini bilen soylular, taht kavgasına çoktan başlamıştı. Özellikle Guy de Lusignan gibi hırslı isimler, Baldwin’in zayıflığından faydalanmak istiyordu. Baldwin, kör ve yatalak olduğu son yıllarında bile bu siyasi entrikaları yönetmeyi başardı. Guy de Lusignan’ın yetersizliğini gördüğünde onu görevden aldı ve yeğeni V. Baldwin’i varis ilan ederek krallığın bir felakete sürüklenmesini engellemeye çalıştı. Etrafındaki herkes kendi çıkarını düşünürken, o sadece Kudüs’ün ve halkının güvenliğini düşünüyordu.

BİR DEVİN VEDASI

1185 yılının baharında, IV. Baldwin’in yorgun bedeni artık daha fazla dayanamadı. Henüz 24 yaşındaydı ama binlerce yıllık bir yorgunluk taşıyordu. 16 Mart günü, Kudüs’teki sarayında, cüzzamın vücudunda bıraktığı derin izlerle hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde vücudu neredeyse tanınmaz haldeydi ancak itibarı hiç olmadığı kadar parlaktı. Cenazesi, Hristiyan dünyasının en kutsal mekanı olan Kutsal Kabir Kilisesi’ne (Church of the Holy Sepulchre), babasının yanına defnedildi. Onun ölümü, Kudüs’ün surlarında açılan en büyük gedik oldu.

Baldwin’in ölümünden sadece iki yıl sonra, onun yokluğunda idare edilemeyen Haçlı ordusu, Hıttin Muharebesi’nde Selahaddin karşısında yok oldu ve Kudüs düştü. Tarihçiler, eğer Baldwin yaşasaydı veya sağlıklı bir varis bıraksaydı, Kudüs’ün kaderinin çok farklı olabileceğini savunurlar. IV. Baldwin, tarihe “Cüzzamlı Kral” olarak geçse de, aslında o “İrade Kralı”ydı. Kendi bedeninin yıkılışını izlerken bir krallığı ayakta tutan bu genç adam, imkansızlıklar içinde başarının ve onurun en büyük timsallerinden biri olmaya devam ediyor.

Exit mobile version