Romun arkasındaki trajedi: Korsanlar hakkında doğru bilinen yanlışlar

korsan

Korsanlar denilince zihnimizde canlanan o kirli sakallı, elinde rom şişesiyle şarkı söyleyen figür aslında tarihin en büyük hayatta kalma stratejistlerinden biriydi. Popüler kültürün bir eğlence aracı olarak sunduğu rom, o dönemdeki okyanus yolculuklarında keyiften ziyade bir “yaşam iksiri” görevi görüyordu.

KURTARICI ALKOL

On sekizinci yüzyılın devasa ahşap gemileri aylar süren seferlere çıktığında, beraberlerinde götürdükleri en büyük risk ne fırtınalar ne de düşman gemileriydi; asıl tehlike fıçılardaki suydu. Durgun su, sıcak deniz havasıyla birleştiğinde kısa sürede yosun tutar ve içinde ölümcül bakteriler barındıran balçık kıvamında bir sıvıya dönüşürdü. Korsanlar bu kokmuş suyu içilebilir hale getirmek için Karayipler’in en ucuz ve en sert içkisi olan romu kullanmaya başladılar.

Alkolün dezenfektan etkisi suyu mikroplardan arındırırken, içine ekledikleri bir miktar şeker ve kireç suyu (limon) farkında olmadan onları dönemin en büyük katili olan iskorbüt hastalığından da koruyordu. Böylece o meşhur “rom tutkusu”, aslında denizin ortasında susuzluktan ve hastalıktan ölmemek için geliştirilmiş dahi bir yöntemdi.

GÖZ BANDININ SIRRI

Korsanların göz bandı takması genellikle bir çatışmada gözlerini kaybettikleri şeklinde yorumlanır ancak bu teorinin arkasında çok daha teknik bir askeri taktik yatar. İnsan gözünün aydınlık bir güverteden zifiri karanlık bir ambar altına veya geminin iç kısımlarına uyum sağlaması yaklaşık yirmi dakika sürer. Bir baskın anında veya acil bir durumda bu süre, ölümle yaşam arasındaki çizgidir. Korsanlar bir gözlerini sürekli bant altında karanlıkta tutarak, aşağı indiklerinde bandı yukarı kaldırır ve karanlıkta sanki bir gece görüş gözlüğü takmışçasına anında görmeye başlarlardı. Bu yöntem onlara gemi içi çatışmalarda rakiplerine karşı inanılmaz bir hız ve avantaj sağlıyordu.

Korsanların taktığı o gösterişli küpeler de sadece birer süs eşyası değildi. Bu küpeler, her an ölümle burun buruna yaşayan bir denizcinin “cenaze sigortası” niteliğindeydi. Eğer bir korsan denizde ölür ve cesedi tanımadığı bir kıyıya vurursa, kulağındaki altın veya gümüş küpe onun uygun bir Hristiyan töreniyle gömülmesini sağlayacak masrafı karşılamak için oradaydı. Hatta bazı korsanlar, cesetlerinin ailelerine gönderilebilmesi umuduyla küpelerinin iç kısmına ana limanlarının adını kazıtırlardı. Bu altın halkalar, sahipsiz bir ceset olarak bir sahilde çürümek yerine onurlu bir vedanın teminatıydı.

KIRMIZI BAYRAĞIN KORKUTUCU DİLİ

Siyah zemin üzerine beyaz kuru kafa ve kemiklerden oluşan “Jolly Roger” bayrağı, aslında bir vahşet sembolünden ziyade bir psikolojik savaş unsuruydu. Bu bayrak çekildiğinde verilen mesaj netti: “Teslim olun, ganimeti verin, kimsenin canı yanmasın.” Ancak korsanlar asıl kanlı niyetlerini kırmızı bayrakla belli ederlerdi. Eğer bir korsan gemisi direğine “Jolie Rouge” (Güzel Kırmızı) dedikleri kan kırmızısı bayrağı çekmişse, bu “merhamet yok” anlamına gelirdi. Bu durumda gemideki herkesin öldürüleceği mesajı verilmiş olurdu ki bu da düşman mürettebatın direnme gücünü daha savaş başlamadan kırardı.

Exit mobile version