Kriminoloji tarihinin en meşhur “faili meçhul” vakası olan KarınDeşen Jack (Jack the Ripper) dosyası, gelişen genetik teknolojiler ve yapay zeka tabanlı profil analizi yöntemleriyle yeniden gündemde. Scotland Yard’ın tozlu raflarında duran 1888 tarihli kanıtlar, günümüzün adli tıp imkanlarıyla tekrar mercek altına alınıyor.
SOKAKTA BİR CANAVAR VAR: 1888’İN ÇÖZÜLEMEYEN ANATOMİSİ
1888 yılının Ağustos ve Kasım ayları arasında Londra’nın yoksul semti Whitechapel, tarihin en vahşi seri cinayetlerine sahne oldu. Katil, kurbanlarını sadece öldürmekle kalmıyor, onları cerrahi bir soğukkanlılıkla parçalara ayırıyordu. Kurban Profili; Jack, toplumun en savunmasız kesimini, yani Doğu Ucu’nun yoksul ve kimsesiz hayat kadınlarını hedef alıyordu. “Beşli Kanonik” olarak bilinen Mary Ann Nichols, Annie Chapman, Elizabeth Stride, Catherine Eddowes ve Mary Jane Kelly, onun bilinen kurbanlarıydı. Katil, kurbanlarını önce boğarak etkisiz hale getiriyor, ardından boğazlarını soldan sağa kesiyordu. Asıl dehşet verici olan ise, kurbanların karın bölgelerini açarak iç organlarını (rahim, böbrek vb.) tıbbi bir hassasiyetle yerinden çıkarmasıydı.
SCOTLAND YARD NEDEN YAKALAYAMADI?
Dönemin en gelişmiş polis teşkilatı olan Scotland Yard, Jack karşısında tam bir çaresizlik yaşadı.Müfettiş Frederick Abberline gece gündüz çalışsa da, binlerce asılsız ihbar ve katilin polisle alay eden “Cehennemden” (From Hell) imzalı mektupları soruşturmayı felç etti.
Onlarca tanık ifade verdi ama herkes farklı bir “Jack” tarif etti. Kimi onu pelerinli bir aristokrat, kimi ise üstü başı kan içinde bir kasap olarak gördüğünü iddia etti. Elinden sağ kurtulan olduğu iddia edilen birkaç kişi olsa da, verdikleri ifadeler katilin “sıradan” görüntüsü nedeniyle teşhis için yetersiz kaldı.
BİLİMİN VE EFSANENİN SINIRINDA: DOSYA NEDEN HİÇ KAPANMAYACAK?
Bugün, Scotland Yard’ın tozlu raflarında duran kanıtlar, günümüzün adli tıp imkanlarıyla tekrar mercek altına alınıyor. Son yıllarda bir kurbanın şalı üzerinde yapılan mitokondriyal DNA analizleri, okları Polonyalı göçmen Aaron Kosminski üzerine çekmişti. Ancak “Ripperologlar” (Jack araştırmacıları) arasında tartışma bitmiş değil. Uzmanlar, 138 yıllık genetik verilerin “kirlenmiş” olma ihtimali nedeniyle bu kanıtın modern mahkemelerde geçerli sayılamayacağını belirtiyor.
Günümüzün suç profili uzmanları, yapay zeka tabanlı coğrafi profilleme yöntemlerini kullanarak katilin hareket haritasını çıkardı. Veriler, katilin sanıldığı gibi üst sınıftan bir “cerrah” olmadığını, aksine Whitechapel bölgesini avucunun içi gibi bilen, sıradan bir işçi sınıfı mensubu olduğunu gösteriyor.
Katilin narsist bir kişilik bozukluğuna sahip olduğu ve “medya manipülasyonu” konusunda öncü olduğu, gazeteleri kullanarak bir korku imparatorluğu kurduğu değerlendiriliyor. Kurbanlar üzerindeki anatomik bilgi gerektiren kesikler, bugün “profesyonel bir cerrah” yerine “anatomiden anlayan bir kasap veya deri işçisi” teorisini güçlendiriyor. Bilinen 5 kurbanın dışında, benzer yöntemlerle öldürülen 6 kadının daha bu dosyaya eklenmesi gerektiği tartışılıyor.
Whitechapel’ın sisli sokaklarında 1888 sonbaharında esen o kanlı rüzgar, aradan geçen 138 yıla rağmen dinmiş değil. Karın Deşen Jack, sadece çözülememiş bir cinayet serisinin faili değil; aynı zamanda modern kriminolojinin, medyanın suç üzerindeki etkisinin ve toplumsal korkunun evrensel bir simgesi haline geldi.
Bugün ileri genetik testler Aaron Kosminski gibi isimleri işaret etse de, kanıtların zamana yenik düşmüş olması bu karanlık bulmacanın son parçasının asla tam olarak yerine oturmayacağını gösteriyor. Belki de Jack’in “başarısı”, bir isimden ziyade bir “gölge” olarak kalmasında yatıyor.
2026 teknolojisi bize katilin kim olabileceğine dair algoritmalar sunsa da, o dönemin kurbanlarının sessiz çığlıkları Londra’nın parke taşlarında hala yankılanıyor. Adli tıp dünyası için bu dosya hiçbir zaman tam anlamıyla “kapandı” damgasını yemeyecek; çünkü Jack, yakalanamadığı her gün biraz daha efsaneleşerek tarihin tozlu sayfalarından bize bakmaya devam edecek.
“Ben sokaklardayım, her yerdeyim. Beni asla bulamayacaksınız çünkü ben sizin kabuslarınızın bir parçasıyım.” — 1888 tarihli, aslı kanıtlanamayan bir mektuptan.
