Silivri’de duruşma salonu önünde dikkat çeken çağrı: ‘Ne olur bizi adalete inandırın’

Silivri'de duruşma salonu önünde dikkat çeken çağrı ‘Ne olur bizi adalete inandırın’

19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Silivri Duruşma Salonu’nun yan tarafında bulunan otopark alanında bir araya geldi. 33’üncü buluşmaya; CHP Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka, CHP Genel Başkan Yardımcısı Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, milletvekilleri, sanatçılar ve bir grup vatandaş destek verdi. Bir yılı aşkın süredir Silivri’de tutuklu bulunanş İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“YARGILIYORMUŞ GİBİ YAPILARAK SÜRDÜRÜLEN BİR CEZALANDIRILMA SÜRECİ İÇİNDEYİZ”

“Yine bu hafta herkes mahkeme salonunda yerini aldı. İzleyiciler izleyici yerinde, avukatlar onlara ayrılan yerde, sanıklar, sanık kısmında ve mahkeme heyeti kürsüsünde. Bütün roller gereği gibi yerine getirildi. Baştan beri kurgusu belli olan bu davada, haklıyı haksızdan ayırmaya yönelik bir yargılama değil; yargılıyormuş gibi yapılarak sürdürülen bir cezalandırılma süreci içindeyiz. Bu davalar Türkiye’nin dönüm noktasıdır. Türkiye’nin geleceği bu mahkeme salonlarında tahakküm altındadır. Herkes biliyor söz konusu olan sadece Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının özgürlüğü değil, hepimizin özgürlüğüdür. İddianame diye önümüze konulan 4000 sayfanın yüzde 70’ini oluşturan, devletin ve hükümetin ortaklığı da olan Cebeci Davası da haftanın ilk gününden itibaren çökmeye başlamıştır. Hatırlayın: 19 Mart’ta yandaş medya eliyle ‘İBB’de 560 milyarlık yolsuzluk’ denildi. Sonra iddianameye bakıldığında bu rakam 160 milyara indi. Bunun 110 milyarının Cebeci döküm alanıyla ilgili olduğu söylendi. Bu hafta o iddia da mahkeme salonunda çöktü. İşte bu yüzden duruşmaları canlı yayınlamıyorlar. Çünkü üzerine inşa edilen her yalan, bir gün kendi ağırlığıyla çöküyor. Bu hafta da sevdiklerimizin haksız, hukuksuz şekilde iftiralarla, asılsız yalanlarla tutsak olduğuna şahit olduk.

“SERBEST BIRAKILIRKEN DİĞERİ NEDEN İÇERİDE TUTULUYOR?”

Geçtiğimiz hafta nisan ayı değerlendirmesinde 15 kişi hakkında tahliye kararı verildi. Ancak tahliye edilenin neden tahliye edildiği, tutulanların neden tutulduğu anlaşılabilir değil; kimse de bir türlü anlayabilmiş değil. Ortada somut bir delil yok, elle tutulur bir olgu yok. Yalnızca yaratılmaya çalışılan bir algı ve bu algıya zemin oluşturmak için alınan ifadeler var. Hangi ölçütlerle karar veriliyor? Aynı eylemle suçlanan kişilerden biri serbest bırakılırken diğeri neden içeride tutuluyor? Delil söz konusuysa her ikisi hakkında da delil yok; ifade söz konusuysa birine neden inanılıp diğerine inanılmıyor? Ceza alsa bile, ceza süresinden fazla tutuklu olanlar aylardır neden tahliye edilmiyor? Tutukluluk süresi dolmasına rağmen insanlar neden bir ay daha beklemek zorunda kalıyor?

“HUKUKUN TEMELİ EŞİTLİKTİR, HUKUK HERKESE EŞİT İŞLEMELİDİR”

İddianamesi bile yazılmamış kişiler var. Neden tutuklu olduklarını, ne kadar yatacaklarını ve neyle suçlandıklarını bile bilmiyorlar. Ne karartılacak delil ne de kaçma şüphesi var. Neden bu insanlar hala tutuklu? Aileler olarak cevapsız kalan bu sorularla birlikte, her gün Silivri’ye gidip geliyoruz. Aynı belirsizlik, aynı bekleyiş, aynı sonuçsuzluk sürüyor; bu tablo artık yalnızca bir dava sürecini değil, toplumun adalet duygusunu doğrudan zedeliyor. Duruşmalarda ortaya çıkan çifte standart artık görmezden gelinemeyecek kadar açık. Bu çifte standart, duruşmayı izlemeye gelenlere karşı da uygulanıyor. Sevdiklerini görebilmek için bin bir güçlükle buraya gelen aileler, bir de bu eşitsizlikle mücadele etmek zorunda kalıyor. Günlük hayatta karşılaştığımız eşitsizliklerin burada da sürdüğüne tanıklık ediyoruz. Oysa hukukun temeli eşitliktir, hukuk herkese eşit işlemelidir”

“YENİ ADALETSİZLİKLER YARATILIYOR”

Bu pazar Anneler Günü olduğunu da anımsatan Dilek Kaya İmamoğlu şöyle devam etti:

“Keşke bugüne yakışır sözler söyleyebilseydik. Ancak yaşananlar ortadayken bu mümkün değil. Uygulanan siyaset anlayışı annelerin acısını hafifletmek bir yana, daha da derinleştiriyor. Şehit anneleri, Cumartesi anneleri; Çorlu tren faciasında, Kartalkaya yangınında, 6 Şubat depreminde, Gezi’de çocuklarını kaybedip hâlâ adalet arayan anneler; çocuklarını en güvende olması gereken yere, okula uğurlayıp geri alamayan anneler; aylarca kızına ulaşmaya, ona ne olduğunu öğrenmeye çalışan anneler, sokaklarda çocukları katledilen anneler… Gözü yaşlı, yüreği yaralı nice anneler. Bu annelerin acısını hafifletecek hiçbir adım atılmıyor; aksine yeni acılar, yeni adaletsizlikler yaratılıyor. Bu ülkenin hafızasında annelerin gözyaşı hiç dinmedi ve ne yazık ki bu gözyaşlarını dindirecek gerçek bir adalet zemini bir türlü kurulamadı. Bugün burada bulunan annelerin yaşadığı acı da bu büyük hikâyenin bir parçası.

“19 MART’TAN BU YANA YAŞANANLARI ANLATMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUM”

Evladından haber alamayan, sesini duyamayan, yalnızca bekleyen anneler var. Sırf evladını görmek için haftanın dört günü mahkeme salonuna gelen, ama yaşananlar nedeniyle onu doya doya göremeyen anneler var. Hasta yatağında olup duruşmaya gelemeyen, aklı ve kalbi burada olan anneler var. Çocuğunun büyümesini dört duvar arasında hasretle izleyen anneler var. Medyada ortaya atılan asılsız iftiralara, itibar suikastlarına ve algı operasyonlarına bağlı sağlık sorunları yaşayan anneler var. Bu süreç bedenen ve ruhen son derece yıpratıcı. Ben de bir anneyim; çocuklarıma 19 Mart’tan bu yana yaşananları anlatmakta güçlük çekiyorum. Ama onların geleceği için verdiğimiz bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğim, vazgeçmeyeceğiz.

“ANNELER EVLATLARINDAN, EVLATLAR ANNELERİNDEN KOPARILDI”

Aile yılı ilan edilen 2025 yılında; yüzlerce aile haksızlık ve hukuksuzluklarla mücadele vermek durumunda bırakıldı. Anneler evlatlarından, evlatlar annelerinden koparıldı. Başta rahmetli annem olmak üzere, bu ülkede gözü yaşlı olan, sevinci kursağında bırakılan, evlatları için mücadele eden tüm annelerimizin; sevgisini koşulsuz şartsız gösteren, anne yüreği taşıyan herkesin Anneler Günü’nü kutluyorum. Annelerin evlatlarına en kısa sürede kavuşmasını tüm kalbimle diliyorum”

FATOŞ PINAR TÜRKER: “KIZIMIN ARKASINDAYIM; ONUNLA GERÇEKTEN GURUR DUYUYORUM”

Ardından tutuklu bulunan Medya A.Ş Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in annesi Kadriye Türker söz aldı. Türker, “Bu süreç; sadece tutuklu olanların hürriyetlerinden mahrum kaldıkları bir durum değil, aynı zamanda tüm aile fertlerinin de cezalandırılmasıdır” dedi. Türker şunları söyledi:

“Kızımdan ayrı geçireceğim bu ikinci Anneler Günü olacak. Çok üzgünüm ve o günün gelmesini gerçekten hiç istemiyorum. Biliyorum ki kızım içeride benden çok daha zor ve hassas duygular içinde. Pınar orada hem bir evlat olarak hem de uzun süredir çocuklarından ayrı yaşayan bir anne olarak neler hissediyor, bilemiyorum. Böyle özel günlerde insan haliyle çok daha hassas oluyor. Haksız yere çocuklarından ayrı geçirdiği bu günler, hem Pınar için hem de torunlarım için gerçekten çok üzücü. Biz elimizden geldiği kadar hem kızımıza hem de çocuklara destek olmaya çalışıyoruz; ancak anneleriyle çocukların arasındaki duygusal eksikliği gidermemiz mümkün olmuyor. Ayrıca ben de bir anne olarak evladımın eksikliğini en derinden hissediyorum ve tutuklu olmasını bir türlü içime sindirip kabul edemiyorum. Ama her zaman olduğu gibi kızımın arkasındayım; onunla gerçekten gurur duyuyorum. Çektiği tüm sıkıntılara ve haksızlıklara rağmen dimdik ayakta durmayı başarıyor” 

“NE OLUR BİZİ ADALETE İNANDIRIN!”

Medya A.Ş Reklam Alanları Müdür Elif Güven’in annesi Zeynep Güven söz aldı. Güven de, “Artık yeter! Yeter! Dört yüz on bir gündür gözyaşım durmadı. Üç bayramım ayrı geçti. Anneler Günü yine ayrı geçecek. Doğum günü ayrı geçti. Dayanamıyorum artık! Lütfen, lütfen elinizi kalbinize, merhametinize koyun ve empati yapın. Yurt dışından kendi rızasıyla gelen kızımın iddianamesi yayınlanmışken, hâlâ ‘kaçma ve delil karartma şüphesiyle’ tutuklu yargılanıyor. Ne olur bizi adalete inandırın! Artık size bir anne olarak yalvarıyorum: Bu bayram kızım lütfen ailesiyle olsun. Herkes sevdiğine kavuşsun” ifadelerini kullandı. Güven bu sözleri dile getirirken gözyaşını tutamadı aylardır tutuklu kızının fotoğrafını gösterdi.

CHP İngiltere Birliği Başkanı Kemal Aslan’dan Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarına yazılmış mektubu teslim etti

Aile yakınlarının ardından CHP İngiltere Birliği Başkanı Kemal Aslan, Avrupa’nın dört bir yanından Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarına yazılan yüzlerce mektubu Dilek Kaya İmamoğlu’na teslim etti. Dilek Kaya İmamoğlu içlerinden birini seçerek kameralar karşısında okudu. O mektup da şöyle:

“NE YAPARLARSA YAPSINLAR; NE SİZİ NE DE İRADEMİZİ ESİR ALAMAYACAKLAR”

“Merhaba sevgili başkanım ve Cumhurbaşkanı adayım; Nasılsınız demeye dilim varmıyor. Demir kapılar arkasında suçsuz yere tutulmanın ne demek olduğunu biliyorum. ‘O demir kapılar arkasında tutulan sizin bedeniniz olsa da, biliyoruz ki o bedenle birlikte milyonlarca insanın iradesidir. Ne yaparlarsa yapsınlar; ne sizi ne de irademizi esir alamayacaklar. İnancımızı ve mücadelemizi kıramayacaklar. Gelecek güzel günler umuduyla, sevgi ve saygıyla Londra’dan selamlıyorum.’

Exit mobile version