Özgür Özel canlı yayında konuştu: ‘Suçumuz CHP’yi birinci parti yapmak’

Özgür Özel canlı yayında konuştu 'Suçumuz CHP’yi birinci parti yapmak'

Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel, mahkemenin ‘mutlak butlan’ kararıyla CHP yönetimine Kemal Kılıçdaroğlu’nun atanmasının ardından ilk kez Halk TV’nin canlı yayınına konuk oldu.

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Halk TV canlı yayınında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, butlan yönetiminin adımlarının sorulması üzerine, “Belki şöyle bir çerçeveye ihtiyaç var. Bu noktaya neden geldik, nasıl geldik? Televizyonunu şimdi açan birisi için ‘Ne oluyor?’ diye. Ben 2011’de milletvekili oldum, cezaevlerini ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi olarak ziyaret ediyoruz Veli Ağbaba ve Nurettin Demir’le. Daha sonra da Mehmet Haberal’ı ziyaret ettim. Mehmet Haberal beş dilde bir kitap yazmıştı, ‘Suçum Ne?’ diye. Almanca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca soruyordu; ‘Suçum Ne?’ Biz bu noktadayız” dedi.

Özel, şöyle devam etti:

“SEÇMENLE ARAMIZDA BÜYÜK DUYGUSAL KOPUŞ VARDI”

“Devlet bütün gücüyle üzerimize saldırıyor ve partimizin içinden de birileriyle birlikte bir süreç götürüyorlar. Peki buraya gelmekte bizim suçumuz ne, ne yaptık biz? Mesela geçmişte Cumhuriyet Halk Partisi kurultayları yapılıyor, kesinleşiyor ve bu son, bizim yaptığımız ve bu tartışmayı yürüttükleri, karar çıkarttıkları kurultay geçmişte yapılmış hiçbir kurultaydan daha tartışmalı değil. Hatta en tartışmasızı ve müthiş bir demokratik sonuç doğurmuş. Bütün Türkiye’nin gözü önünde olmuş ne olduysa. Ama ne oldu da bizim başımıza bunlar geliyor? Bizim suçumuz, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni 24 yıl sonra yenmiş olmak. Birinci suçumuz bu. Kendi kendimize işlediğimiz suç da partiyi 47 yıl sonra birinci parti yapmış olmak. Ben bunu kurultayda söylemiştim. Kurultayda dedim ki ‘Eğer Bülent Ecevit gibi ikisi yerel, ikisi genel…’ 70’li yıllarda girdiği dört seçimde de bu partiyi birinci çıkarttı. ‘…Yerel olsun, genel olsun eğer partiyi birinci yapmazsam ertesi gün kongreye götüreceğim ve aday olmayacağım’ demiştim. Biliyorsunuz partimiz 13 kez seçim kaybetmemize rağmen hiçbir seçimden sonra bir kurultayla güven tazelememiş, özeleştiri yapmamış ve bu konuda sert eleştirilere muhatap olan bir parti iken ben bu sözleri söylediğimde… Büyük bir duygusal kopuş vardı seçmenle aramızda. Çünkü Cumhuriyet’in 100’üncü yıl seçimini kaybetmiştik. Kesin kazanmamız gereken bir seçimi kaybetmiştik ve kendi hatalarımız yüzünden kaybetmiştik. Seçmen diyordu ki ‘Daha da sandığa gitmeyeceğim.’ Onu bırakın, emekli öğretmenler öğretmenevine çıkmıyordu yani. Gençler partiye gelmiyordu. Yolda birbirini görmeden geçiyordu yan yana Cumhuriyet Halk Partililer. Başlar o kadar öne eğikti.”

“MUHARREM İNCE ‘BEN YAPAMADIM, SEN YAPTIN’ DEDİ”

“O süreçte biz dedik ki ‘Bir değişim yapacağız. CHP değişirse Türkiye değişecek.’ Değişim Kurultayı’na gittik ve sıraladık neler yapacağımızı. Çok uzatmayacağım. Ne dediysek de yaptık. Sizin yayınlarınıza ne anlattıysak. ‘Gençler’ dedik, ‘Kadınlar’ dedik, ‘Bilime güvenme, ölçme – değerlendirme’ dedik. ‘Dijital demokratik katılım’ dedik, ‘Ön seçim’ dedik. ‘Yeni tüzük’ dedik, ‘Yeni program’ dedik. ‘Kadınlara alan’ dedik ve üç adım atlamalı tüzüğümüzle birlikte ‘Kadın kotası, eşit temsil de üçüncü kurultayda gelecek’ dedik. Ne dediysek yaptık ve kurultayda destek aldık, seçildik. Diyorlar ya ‘Kurultayda ne oldu?’ Kurultayda şu oldu… Kurultaydan önce sevgili Muharrem İnce’nin bir lafı vardı. Kulağı tırmalıyor ama etkisi de fena bir laf. Buna da birçok kişi ‘Doğru, doğru’ diyordu. Diyor ki ‘Atatürk kalkacak, gelecek. Bu delege ile bu seçimi kazanamaz.’ Yani bu seçimi kazanamayacağımı, kendisinin de bunu iki sefer deneyip yapamadığını söyledi. Sonra kutlama için aradığında ‘Genel Başkanım kutluyorum. Ben yapamadım, sen yaptın’ dedi bana yani. Ama Muharrem İnce‘nin lafı, ‘Atatürk kalksa gelse bu delegeyle bu seçimi kazanamaz’dı. Öyle bir delege desteği vardı. Ne oldu? Ben hep şunu savundum sizin yayınlarınıza çıktığımda da bütün bütün yayınlarda da. ‘Göreceksiniz delege ikna olacak.’ O delege nasıl ikna oldu? Dedim ki ‘Komşusu ikna edecek. Berberi ikna edecek. Torunu ikna edecek. Evden uğurlarken kızı ikna edecek.’ Kurultay salonunu hatırlıyorsunuz, yayındasınız o sırada. Bazı sloganlar zoraki atılır, büyümez salonlarda, meydanlarda. Uğraşırsın, uğraşırsın ama büyümez. Bazısı da böyle birden saman alevinin yayılması gibi yayılır. Ben o sırada ki daha konuşmama da vakit var. Ama yavaş yavaş yaklaşıyor. Şöyle solda yukarıda bir yerden ‘Delege sokağın sesini dinle’ diye bir slogan duydum. Pır diye bütün salonu sardı ve gün boyu susmadı o slogan. Siz oradaydınız. Hep birlikte orada salonda işte 8 bin kişi, 10 bin kişi delegeye ‘Delege sokağın sesini dinle’ diye diye kendi sesini duyurdu. O delege Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir siyasi partinin Genel Başkanı’nı seçimle değiştirebildi. O değişimin sonucunda biz göreve geldik.”

“EN PROFESYONEL ŞEKİLDE YAPTIK”

“O değişimde ne vaat ettiysek yaparak ve doğru bir yöntemle… Hep anlattım, 255 bin anketle aday belirleyip 355 bin anketle adayları sahada takip ederek… O zamanlar dalga geçenler olmuştu, yapay zekadan yararlanarak belli yöntemlerde. Millet işte ‘Yapay zekanın adayları mı var?’ Yok. Anketi dinliyor yapay zeka. Eğer orada bir yalan, hile – hurda varsa durduruyor anketi. Onu söylemiştik o zaman. Bütün olanaklarla… Partinin seçim müziği, rastgele birine verilerek yaptırılmadı. Tarif edildi nasıl bir müzik istediğimiz. 18 firma geldi, konkur verdi. Onlara önce brief verildi, geldi konkur verdi. Seçici heyet altıya, dörde indirdi. MYK’nın da katıldığı bir şekilde karar verildi. Aklınıza gelebilecek; partinin reklam filmleri… Tamamı en profesyonel şekilde hazırlandı, hep izlediniz ve hep odak gruplar tarafından kararlaştırıldı. Yapılıp da yayınlanmayan filmimiz var. Bütün filmlere ‘Eğer yayınlarsak tam parasını, yayınlamazsak maliyetini veririz’ dedik. Ben bir kurumun en iyi nasıl yönetileceğini bilirim. Bunu çok iyi bilen genç bir ekiple birlikte, arkadaşlarımızla birlikte bu işleri yaptık. Adaylar doğru belirlendi, doğru izlendi ve müthiş bir şey oldu. Biraz önce yukarıda söylüyordum. İzmir’de Cumhuriyet tarihi boyunca altı kadın seçilmiş, biz bu seçimde sekiz kadın belediye başkanı seçtirdik. Hiç genç yoktu. İzmir bize kızıyordu, ‘Hep bildiğinizi dayatıyorsunuz’ diye. 14 genç aday şu anda belediye başkanlığı yapıyor İzmir’de. ‘O başarılar nasıl geldi?’ diye bakarsak… Bunların sonucunda biz beklenmedik bir şey yaptık, AK Parti’nin hiç beklemediği bir şeyi yaptık. Nüfusun yüzde 65’ine, ekonominin yüzde 85’ine hizmet edecek şekilde seçimleri kazandık. Budur bizim esas işlediğimiz suç. Bu geceki seçim sonucunu kabul edemeyenlerle, yani ‘Tek adam rejimi değişmesin’ diyen mutlak sultancılarla partide yaptığımız değişimi hazmedemeyen mutlak butlancıların bir araya gelmesi sonucunda; aylarca, yıllarca da devam eden bir sürecin sonucunda, dünya kadar iftirayla, dünya kadar yalancı tanıkla… Bir mahkeme kararı yok, yani şöyle bir şey yok kurultay davasında; bu kişi, bu kişiye bir menfaat temin etmiş… Bunları söyleyenlerin, biz davaları takip ediyoruz, ‘Böyle demişsin’, ‘Dedim’, ‘Nerede gördün?’, ‘Görmedim’, ‘Kimden duydun?’, ‘Birinden duydum’, ‘Kimden duydun’, ‘Kimden duyduğumu unuttum’ diyen adamların ifadeleriyle yürüyor orada davalar. O davaları beklemeden… Normalde ceza, hukuk davasını beklemez. Ama hukukun ceza davasını beklemesi lazım. Beklemeden, nasıl olduğunu bildiğimiz, Adalet Bakanlığı yönetiminde, oradaki hakimlere, üç hakime nelerin söylendiğini ve bizzat Adalet Bakanı tarafından neyin söylendiğini de biliyorum.”

“BÜYÜK HUKUKSUZLUK VE AKIL TUTULMASI”

“Yapılan bir işle Türkiye siyasetine görülmemiş yani askeri darbe dönemlerinde herkese birden yapılıyor ama seçici bir darbe ile geleceğin iktidarına, nasıl geçen sene 19 Mart günü geleceğin Cumhurbaşkanı’na darbe yapıldıysa, geleceğin iktidar partisine darbe yapıldı. Dört kurultayın mazbata almış Genel Başkanı’nın mazbatalarına hiçbir şey olmadığı halde bir mahkeme kararıyla bundan beş önceki kurultayda, 2020’de yapılan; maskelerle yaptığımız, seyircisiz kurultayda seçilen Genel Başkan’a ‘Sen Genel Başkan’sın. Bu kurultay ile ilgili bir karar verdik ve diğerlerini yok sayıyoruz’ dediler. Son sözüm şu olsun. Buradan bütün vatandaşlarımıza soruyorum. Ben bu kurultayda Kemal Bey’le yarıştık ve kazandım. Sonra bu kurultayların üçünde de geçerli oyların tamamını verdiler, çünkü parti büyük saldırı altındaydı. Ama velev ki ben bu kurultayı kazandım ya, bu kurultayı ya da bu kurultayı veya son kurultayı kaybetseydim. Yarışsaydık ve yerime Bengü Hanım seçilmiş olsaydı. Şu anda CHP’nin Genel Başkanı Bengü Hanım olsaydı. Mutlak butlan kararıyla Kemal Bey’i göreve getirenler getirdiğinde, bu kurultayda olan ne olduysa Bengü Hanım’ın suçu neydi? O dört sene sonra geldi ve Özgür Özel’i yendi. Nasıl siz Bengü Hanım’ın elinden alırsınız da Genel Başkanlığı Kemal Bey’e verirsiniz? Ne kadar büyük bir hukuksuzluğun, ne kadar büyük bir akıl tutulmasının ve ne kadar büyük bir hukuk tanımazlığın içinde olduğumuzu görmek açısından şunu bir hatırlamak lazım. Benim suçum, ekibimizin suçu seçim kazanmak, AK Parti’ye tehdit oluşturmak. Devamını söyleyeyim mi? Amerika’nın, İsrail’in bölgedeki planladığı düzene ve nizama uyum gösterecek makul bir aktör olmayı reddetmek. Onların tarif ettiği o düzenin içinde yer almayacağımızı söylemek.”

“İŞTE PARTİNİZ BİRİNCİ PARTİ OLMUŞ”

(Dün Müslüm Sarı’nın konuştuğu kürsünün arkasında ‘Türkiye’nin birinci partisi’ yazıyordu…) “Allah’a şükür biz yaptık onu 47 yıl sonra. (Normalde Kemal Bey’in ve ekibinin de CHP’nin bu noktaya gelmesinden mutluluk duyuyor olması gerekmez mi?) Vallahi Kemal Bey’in girdiği son seçimde, ondan önceki seçimlerde de Kemal Bey’den az çalıştıysam namussuzum. Benden daha fazla parti için emek veren, koşturan olduysa biri çıksın ve söylesin. Ben 2019 yerel seçimlerinde 41 ilde 267 aday tanıttım, 267 miting yaptım 41 ilde ve bunu 60 gün içinde yaptım. Ayrıca kendi ilimin bütün ilçelerine gidip çalıştım. Ama biz şunu başaramadık bir türlü. Yıllarca başaramadık. Yüzde 25’lik cam tavanı bir türlü kıramadık. Biz bu seçimde yüzde 38’e gelirken… Şimdi de bir şeyler yaşanıyor, onu da konuşuruz. Türkiye’de toplum bazen çok büyük sıçramalar için çok uzun süre bekliyor ama bazen öyle bir şeyden etkileniyor ki öyle bir samimiyetten, öyle bir iyi niyetten, öyle bir gayretten ya da bir özeleştiriden, bir vitrin değişikliğinden, bir söylem değişikliğinden, bir tarz-ı siyasetten etkileniyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın bugünlere gelmesi noktasında hep kendilerinin anlattığı hikaye. Yani hapse girmesi ve o hapisten çıktıktan sonra partisini kurması ve buralara gelmesi hep anlatılıyor. Büyük bir ekonomik krizin üstüne geldi, o oldu, bu oldu, falan, filan. Biz 2023 yılının kasım ayında milletin gözünün içine bakan bir siyasetle özeleştiri yaparak, ‘Gençler’ diyerek, ‘Kadınlar’ diyerek, ‘Sizi dinleyeceğiz’ diyerek ve yeni nesil bir siyaseti tarif ederek bir rüzgâr yakaladık. Geçmişte yakalanamayan rüzgârlarda bizim de kusurumuz vardı elbette. Biz de o partideydik. Bunun hiçbir zaman aksini söylemedik. Ama biz günü geldiğinde ‘Bu millet değişim istiyor…’ Hatta ben o zaman aday değilken, ‘Kurultaya gidelim, ben de aday değilim’ diye açık açık söylemişken. Kurultaya gitmek önce reddedilip, işte bir değişime direnilip, ‘Efendim biz yerel seçimlerden sonra yapacağız bunları’ deyince. Ama şimdi bugün geldiğimiz noktada yahu partiniz Türkiye’nin birinci partisi olmuş. AK Parti yenilmiş. AK Parti zaten partiye saldırıyor.”

“KAMU HUKUKÇULARI ‘TEDBİR AKSİNE ZORUNLU KILAR’ DEDİ”

“Ama bu saldırı sırasında, artık bu saldırıyla birlikte buradan medet umup, buradan bir parti içi iktidar isteyip, bu parti içi iktidar size teklif edilince bunu kabul edip, bir an önce partinizi sandığa götürmek yerine çeşitli bahaneler üretip… Daha düne kadar ‘Kurultay yapılamaz, tedbir var’ diyorlardı. Hatta bugün bile bazı yerde… Ama şimdi esas yapılamayacak olan olağan kurultay takvimini işletme. Ya olağan kurultay takvimi günü geldiğinde işletilecek. Bu mahkeme kararıyla yapılamayacak bir şey. Yapılması gereken, Türkiye’nin bütün kamu hukukçuları, dünya kadar kamu hukukçusu, 32 çok güçlü isim ‘Derhal kurultay yapılmalıdır. Tedbir kurultaya karşı değildir, aksine zorunlu kılar’ diyor. Ama öyle bir noktada ki gelmişler, ‘Sandık koyarsak Özgür Özel oyların yine tamamını alır ve seçilir. Biz bu ekibi yenemeyiz. Sokaktaki hava yüzde 99,9 partinin uğradığı bu saldırıdan dolayı Özgür Özel ve arkadaşlarına sahip çıkıyor. Sokağa çıkamıyoruz. Delegenin karşısına çıkamayız. Seçmenin karşısına çıkamayız. Ne yapalım? Biz kurultay yapmayarak burada oturalım. Nasılsa unuturlar, nasılsa gevşerler. Yok direnirlerse de partiden atarız, giderler başka yerlere. Biz burada rahat ederiz.’ Böyle bir şey yok. Benim bunu anlamam, kabullenmem, normalleştirmem ve milletin buna rıza göstermesini beklemem olmaz. O zaman milletin gözünde benim de bir güvenilirliğim kalmaz, benim de değerim kalmaz. Ama net olan bir durum var. Parti, bütün bu son anketleri de aldım, arşivledim duruyor. Partiyi aldığımızda yüzde 13’le aldık partiyi. Herkes dönüp bakabilir. Kurultaydan önceki son anket, örneğin Metropol’ün yüzde 13,5 falan. Partiyi bıraktığımız noktada parti birinci parti. Kimi yüzde 36 gösteriyor, kimi yüzde 33 gösteriyor. Ama partiyi birinci parti yapmışız, yüzde 38 sandıkta oy almışız. Bunu AK Parti’nin hazmetmemesini, AK Parti yönetiminin anlıyorum. Kanun tanımaz yollardan saldırmasıyla mücadele etmek lazım. Ama bu mücadelede esas benimle birlikte olması gerekenlerin bir kısmının o tarafla mutabakat halinde yargı oyunlarıyla bu işi engellemeye çalıştığını görüyorum. Bunun kabul edilebilir, affedilebilir herhangi bir tarafı yok.”

“TOPLUMUN TEPKİSİNİ ŞU AN GÖZE ALAMAMIŞLAR”

(Butlan yönetimi PM’deki istifaları kabul etmedi, mahkemeye vermeniz gerektiğini söylüyorlar. Bir de sizin ihracınız sorulduğunda ‘Değerlendirme daha sonra yapılacak’ denildi. Sizce neden ilk ihraçların arasına sizi koymadılar, beklentiniz var mı?) Bir kere şöyle bir şey var, toplumun gösterdiği dayanışmayı ve sahiplenmeyi görüyorlar. Onun toplumsal tepkisini şu anda göze alamamışlar. Bir süre sonra kendilerince toplumun bizi sahiplenme noktasında onların beklediği gibi bir gevşeme olursa o zaman yapacaklar. Şimdi yapsalar hani toplumun bize verdiği desteğin zaten kendilerine de çok ciddi bir rahatsızlık yarattığı ortada ve onu yapıyorlar. Dünkü ihraçlar şundan dolayı, dünkü ihraçların iki yönü var. Bir tanesi bugün yapılacak Parti Meclisi’nden hemen önce Parti Meclisi’ndeki çoğunluğumuzu elimizden almaya çalışmak. Birincisi bu. Ama burada çok ayıplı bir durum var, affedemeyeceğim bir durum var. İhraçları anlatırken oradaki seçilmemiş sözcü, atanmış sözcü şöyle söylüyor; ‘Bu arkadaşlarımız, dokuz kişi yargının karşısına gidecekler, orada yargılanacaklar. Aklanırlarsa gelecekler.’ Ya düşünebiliyor musunuz? Siz ne zamandan beri kendi partinizin milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırılacağını dilinizin altında bakla olarak söylüyorsunuz. Bu arkadaşlarımız milletvekili. AK Parti gelip bu arkadaşların dokunulmazlığını kaldırmayı göze alıp dillendiremiyor. Çünkü partiye yapılanın açık bir siyasi saldırı olduğu ortada. Ben şimdi herhangi bir dosyanın detayından girip size anlatsam. Mesela Muhittin Böcek nasıl ifade vermiş, nasıl zorlanmış, ne yeminler etmiş, hala daha ne mesajlar yolluyor yanına avukatlar çağırıp? Ben ne kadar dikkatli bir üslup takip ediyorum Muhittin Böcek’e karşı. Çünkü o bizim ölmüş Ferdimize iftira atmış durumda. Daha büyüğünü yapamaz. Ama ben onun 21 tane hap içerken, 105 gün boyunca entübe yatmış, çıkmış birisi olarak, kendi kardeşi Şadi Bey’in cenazesini hep anlattığı, Şadi Bey’in eşine kadar benim gösterdiğim sevgiyi, saygıyı, sahiplenmeyi bilen biri olarak ben onun ne zorluklarla o iftiralara zorlandığını ve altının nasıl boş çıktığını ve buradakilerin nasıl çıldırdığını biliyorum. Ama şimdi ya siz nasıl olur da yıllardır dünya kadar itirafçı, ki her bir tanesi şimdi teker teker teker dökülüyorlar, Ekrem Başkan’dan helallik istiyorlar, ‘Savcı beni zorladı’ diyorlar. Daha dün Pınar Türker’in itirafçı olması için ne zulümler gördüğünü ağlaya ağlaya izledi Türkiye.

“MUTLAK BUTLAN KARARI PARTİ TÜZÜĞÜNÜ ORTADAN KALDIRMAMIŞTIR”

Siz böyle böyle ortaya çıkartılmış dosyaları sanki adil bir yargı varmış gibi görüp hem yargılanan arkadaşlarımız için ‘arınma marınma’ deyip onları partiden uzaklaştırmayı, belediye başkanları ile ilgili düşünüyorlar hem de milletvekili ki o milletvekillerinin her birisi bu partinin en popüler, partiyi en sırtında taşıyan arkadaşlarımızın arasındadır. O arkadaşlarımızı hem hukuksuz biçimde yani açıkça yazıyor, ‘Milletvekilleri ancak ve ancak Parti Meclisi tarafından ihraç edilebilir.’ Parti Meclisinde çoğunlukları yok diye MYK’dan ihraç yapıyorlar. Mesela şey gibi bu yani. Öyle bir şey ki mesela Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, mahkemede bolca yapıyorlar ama düşünün yani, örneğin Ağır Ceza’nın hakimini beğenmeyip, ‘Ben bu yargılamayı Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapacağım. Ben beğenmedim burada yapacağım’ demesi gibi bir iş. Bir güvence var milletvekili için, biri siyasi hesapla seni MYK’yı oluşturduğu gücüyle atmasın, atamasın diye. Hiç değilse buna Parti Meclisi yani delegenin seçtiği ‘Parti Meclisi karar versin’ denen, bunu yapmayıp MYK‘dan kendi kendilerine oluşturdukları MYK ile haksız hukuksuz şekilde hem atacaksın, bu kanun tanımazlığı yapacaksın yani olmayacak bir işe kalkışacaksın. Hem de ondan sonra o arkadaşlarının şeyini söylerken ‘Yakında yargılanacaklar’ diyerek hükümete ‘Bu arkadaşların dokunulmazlığını kaldırın, biz de öyle istiyoruz’ mesajını vereceksin. Bu öyle böyle bir iş değil. Bu öyle böyle bir işbirliği değil. Ve orada kim yapacak onu? Kim yapacak? Bu kadar hukuksuzluğu yapan hakimlere, savcılara sen arkadaşlarını ittireceksin, ‘Yargılansınlar’ diyeceksin. Belki onların da benzer zulümler görmesine, hapse atılmasına sebebiyet verecek bir kapıyı açacaksın. Cehennemin kapaklarını kendi arkadaşların için sen açacaksın. Bir de utanmadan, sıkılmadan çıkıp televizyonlara parti sözcüsü diye orada unvan kullanacaksın. Bir partinin sözcüsünün kim olacağına seçilmiş PM’si içinden MYK’sı seçilir, o MYK da Parti Meclisinde oylanır, öyle karar verilir. Bugün mutlak butlan kararı parti tüzüğünü ortadan kaldırmamıştır. Parti tüzüğünde tedbir yoktur. MYK, PM’de güvenoyu almadan göreve başlayamaz. Bunu biz getirdik. Bu demokratik çaba bizim taahhütümüzdü değişimciler olarak. Ve ben bütün MYK’larımı PM’de onaylattıktan sonra göreve getirdim. Kendi taahhüdüm olarak, en son tüzüğe yazdık. Tüzük ayakta, tüzükte tedbir falan yok. Hukuksuz bir MYK oluşturmuş, hukuksuz bir şekilde çıkmış. Bir de utanmadan, sıkılmadan rezalet bir şekilde kendi arkadaşlarını AK Parti yargısının kucağına atmanın teaser’ını veriyor veya toplumsal olarak böyle bir beklentiyi yaratacak ilk adımı atıyor. Yazıklar olsun, yazıklar olsun. Aldığım selama, birlikte içtiğim bir yudum çaya yazıklar olsun, haram zıkkım olsun. Ben böyle bir şey, yani işin o tarafı asla kabul edilebilir bir şey değil.”

“MUHABİR ARKADAŞLAR CANINA OKUDULAR ONUN”

“Aylarca TGRT’de şunu konuşturdular, A Haber’de. ‘Efendim toplumsal destek sağlanması için Cumhuriyet Halk Partisi gazetecilere sarı zarf veriyormuş.’ Böyle bir yalanı konuşturdular. Gazeteci örgütlerine falan. Bugün tutmuş, bir utanmaz gazetecilere ‘CHP size sarı zarf veriyordu’ diyor. Orada Haber Global’in, Habertürk’ün, NTV’nin, CNN’in, her birini isim isim bilirim zaten. Biliyorsunuz isminizi söylemeden hiçbir gazeteciye söz vermem. Bunların yanında Halk TV’nin, SZC’nün işte bütün muhabir arkadaşlar özellikle kadın muhabir arkadaşlar canına okudular onun. Öyle bir şey olabilir mi? Cumhuriyet Halk Partisi sarı zarfta para dağıtıyormuş. O rezil adam, bütün basın meslek örgütleri onu kınıyor falan filan ama o kişi parti sözcüsünün WhatsApp grubunu kuran kişi, danışmanı. Pabuç pahalı görünce, tutuyorlar hem WhatsApp grubunu kapatıyorlar, hem de o kişiye ‘Bir partilimizin yaptığı bu söz kabul edilemez’ diye açıklama yapıyor, sözde parti sözcüsü. Senin danışmanın, adı belli, sanı belli, hepimiz biliyoruz. Senin WhatsApp grubunu, parti sözcü WhatsApp grubunu açan kişi. Öbürü bir yandan diyor ki ‘Bu kabul edilemez bilmem ne.’ Bu yalanları söyleyenleri o binaya doldurdular, o binaya doldurdular.”

“HALK TV’DEN BU KADAR İYİLİK GÖRMÜŞ BİRİSİNİN HEDEF GÖSTERMESİ KABUL EDİLEMEZ”

(Kemal Bey’in Halk TV’ye yönelik de açıklamaları oldu. O konuda ne söylemek istersiniz?) “Ne söyleyeyim. Siz hep böyle diyordunuz ‘Kemal Bey size şunu söylüyor, bunu söylüyor. Siz niye söylemiyorsunuz?’ Diyordum ki ‘O önceki Genel Başkan, onun hukuku bana emanet.’ Bir kelime kötü söz söylemedim. Yine tutuyorum, söylememeye çalışıyorum kendimi, aslında artık madem ki mevcut genel başkan olmuş, madem ki mevcut genel başkanlara o acımasız sözler söyleniyormuş. Bir ağzımı açsan neler olur ama şu partiye kıyamam.. Hele hele yok efendim arınmaymış. Ya arınma diye geçmişte kimlerin korunup, kimlerin kayırılıp, kimlerin feda edildiğini hepimiz biliyoruz da şu partiye kıyamam, şu partiye kıyamam. Ama öyle bir şey ki, ya bu Halk TV zaten ne çekiyorsa RTÜK’ten çekmiyor mu? Ne çekiyorsa işte Bilgi Teknolojileri Kurumu, odur budur çekmiyor mu? Ama AK Parti atadıkları eliyle bu Halk TV’ye, yani halkın haber alma hakkına, halkın sansürlenmeden gerçekleri söyleyebilme hakkına karşı AK Parti saldırıyor ama hiç olmazsa bir maşa kullanarak saldırıyor. Ya böyle doğrudan Halk TV hedef gösterilir mi ya? Doğrudan Halk TV hedef gösterilir mi? Bu Halk TV yıllarca en zor günlerinde en zor zamanlarında bu partiye ve Sayın Kılıçdaroğlu’na nasıl sahip çıkmış? O kritik dönemlerde Halk TV nasıl tutumlar takınmış, nasıl arkasında durmuş? (Niye özellikle Halk TV?) Şunu kabullenemiyorlar. Onlar şöyle düşünüyor. Efendim işte ‘Halk TV’ye CHP para veriyor, o da Özgür Özel’i savunuyor, destekliyor’ diye. Şimdi bakın Halk TV bizde değil, parti bizde değil. Bizim kimseye ne para verdiğimiz var ne bilmem ne var. Bizde en zor dönemimizde (Halk TV hiçbir zaman sizde olmadı zaten.) Onu söylüyorum, onu söylüyorum. Parti bizde değil. Bundan sonra. En zor dönemimizdeyiz biz. Ama Halk TV yine doğrunun yanında duruyor ya. Buna inanamıyorlar. Bu TGRT’nin, A Haber’in attığı bu yalanlara ki maalesef ya duydum inanamadım. Dedim ‘Ya yapay zekâdır, bu kadarını da yapmaz’ dedim. ‘Süreç siz olmasaydınız başarıya ulaşmazdı, TGRT’ye bütün katkıları için teşekkür ediyorum’ dedi. Şu anda sözde atanmış YDK Başkanı. Ya TGRT ya. O TGRT ne iftiralar, ne hakaretler, ne yalanlar, ne şantajlar, ne haysiyet cellatlıkları… O dün herkesin ağlaya ağlaya dinlediği Pınar Türker’in evlatlarına neler yaptı onlar. Yani ondan. Halk TV tarihin doğru tarafında duruyor. Demokrasinin doğru tarafında duruyor. AK Parti ile birlikte girişilmiş olan bir darbeye sessiz kalmadı. Ama Halk TV’ye bu kadar kötülük, geçmişte Halk TV’den bu kadar iyilik görmüş birisi tarafından böyle hedef gösterilmesi gerçekten kabul edilebilecek bir şey değil.”

“KURULTAY YAPMAMAK PARTİYE İHANETTİR”

(25 Temmuz’a kadar kurultay yapılmazsa seçime girememe riski için Kılıçdaroğlu yönetiminden isimler ‘Bu bir mücbir sebep olduğu için böyle bir şey başımıza gelmez’ diyorlar.) “Ya gelirse, ya gelirse. Şunu söyleyeceğim. Öyle bir noktadayız ki, adamlar bizim kongreyi iptal ettiler ve bundan sonraki kongreleri de yok saydılar. Altı yıl önceki kongreye döndüler. Siyasi partiler kanunu diyor ki, seçime girme yeterliliğini ve girememe durumlarını tarif ederken ‘Bir siyasi parti iki kongresini üst üste yapmazsa seçime giremez’ diyor. ‘Altı yıl geçmiş, böyle bir risk var’ diyor. Buna katılan hukukçular var katılmayan var. Ben katılanların tarafını desteklemek için değil. Ama şöyle bir risk var. Günü geldiğinde yani Meclis seçim kararı aldığında Yüksek Seçim Kurulu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazacak ve seçime girme yeterliliği olan partileri talep edecek. Bana kalırsa, benim düşüncem olursa böyle bir işte yok mücbir sebep falan filan. Böyle bir kumpaslar sonucunda kurultaysız bırakılmış bir partinin seçime sokulmaması hukuki bir iş olmaz ama bugün bize bunu yapanlar yarın seçim kararı alındığında YSK yazdığında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ‘Yedi yıldır seçim yapmamış bir partinin seçimlere girmesi mümkün değildir’ yazarsa ne yapacağız? Böyle bir ihtimali var mı yok mu? Yüzde 1’se bile çok değil mi? Bence yüzde 1 değil, belki de yüzde 51’dir bu. Baktılar, gerçi bu arkadaşların elinde kalırsa partinin bir seçim kazanma iddiası olmayacağını biliyoruz. O iddiayı bırak, sandığa nasıl getireceğiz vatandaşı? Mümkünü yok. Ama tut ki Cumhuriyet Halk Partisi seçimlere girmesini tehlikeli buldu AK Parti kendisi açısından. Ve bugün yaptığının bir benzerini yaptı ve ‘Seçime giremezsiniz’ dedi. Buradaki AK Parti’nin yargı darbesinden kurtardık ve geri aldık. Normal kendi kurultayımızı da yaptık. Diyelim ki Kasım’da bir daha yaptık, olağanüstü bir kurultay yaptık ve partiyi aldık. Tam seçime gireceğiz, tabii ki biz böyle bir şey yaptığımızda yüzde 38’den devam ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi kendi oyuyla 38-40-42, kurduğu ittifaklarla, çıkardığı adayla, iktidara tehlike teşekkül ediyor. Bakın orada kurultay yapmamız bizi kurtarmayacak. Diyecekler ki ‘2020-2026 arası iki kurultayı üst üste yapmadığı için seçime giremez’ dedi mi, ne yapacağız? Yani bunlar sırf kendi ellerinde kalacak, ‘AK Parti bize bunu yapmaz’ diye düşünüyorlar. Biz aldık partiyi geriye ve yaptırmadığınız bu kurultaylar için. O yüzden 25 Temmuz’dan önce bir kurultay yapılması kaçınılmazdır, doğru olandır. Ama bunu yapmamak kötü niyettir, yapmamak partiye ihanettir. Ve ayrıca bu partiye gönül vermiş, umut bağlamış bu kadar insanın umutlarını boşa düşürmektir, bu insanları boşu boşuna tedirgin etmektir. Yarın öbür gün partimizle seçime giremediğimizdeki sorumluluğu tamamen üstlenmektir ve bunların hepsini bir hiç uğruna yapıyorlar. Bir hiç uğruna yapıyorlar. Olacak iş değil.”

“FAİK BEY’LE TEKİRDAĞ’DA SOKAKTA BİR YÜRÜYELİM BAKALIM”

(Faik Öztrak’ın ifadeleri) “Faik Bey, dayanamaz, katlanamaz, onu şöyle bir özelliği var. O ‘Meclis kurulmadan biz buradaydık, biz burada duruyorduk. Üstümüze Meclis kuruldu’ diyor. ‘Ben dededen, babadan buralara kadar geldim’ diyor. Ondan sonra ‘Özgür Özel kim? Bir bahçıvanın torunu. Emekli öğretmen çocuğundan genel müdür mü olur?’ diyor. O Faik Bey’in o kibiri var ya, böyle yukarıdan bakışı. Milletin bana evlat gibi bakması o kibirli bakışın telafisidir. O Faik Bey’e sorarsanız kimse hiçbir şeyi hak etmez kendinden gayrı. Faik Bey o bizi küçük gören, her zaman böyle önce o küçük nefesi salan ondan sonra da hak ettiğimiz kadar değerimizi biçerek bize bir şeyler söyleyen Faik Bey hep o böyle, anlatıp anlatıp anlatıp anlatıp anlatıp anlatıp da ikna edemediklerini sadece samimiyetle birinci parti yaptık ya. Bugün Faik Bey gelsin benimle birlikte de Tekirdağ’da bir sokakta yürüyelim bakalım. Faik Bey’le Tekirdağ’da sokakta yan yana bir yürüyelim bakalım.”

“ÖFKE SÖNÜMLENDİRİLİRSE ÜMİDİ KESMEYE YOL AÇAR”

(Azalacak bir öfke mi bu?) “Sahadaki duygu öfke. Bizim işimiz, sahanın duygusunu anlamak. Ben sahada bu sefer İzmir’de ilk görmüştüm ve arkadaşlara dedim ki ‘Ben bu kadar büyük bir öfkeyi böyle bir otobüsün üstünden hiç deneyimlememiştim.’ Büyük bir öfke, büyük bir hayal kırıklığı var. Ve meydanlara şunu söylüyorum, ‘Öfke sözleri söylemeyin, bu öfkenizi mücadele azmine çevirmemiz ve bir enerjiye dönüştürmemiz lazım. Bizim buradan partimizi güçlü çıkarmamız lazım’ diye söylüyorum. Bu öfke böyle dedikleri gibi mesele sürece yayılıp sönümlendirilirse, bir duygusal kopuşa, bir apatiye, yani dönüp de artık siyasetle ilgili bir beklentisi kalmamasına ve Cumhuriyet Halk Partisi’nden bütün ümidi kesmeye yol açar, en tehlikesi budur. En tehlikelisi budur. 28 Mayıs sonrası gibi. Ben bu arkadaşlara kurultay zamanında defalarca söyledim. ‘Bakın sokağı okuyamıyorsunuz. Sokakta bir öfke var ve bir duygusal kopuş var. Geçmez.’ ‘Yerel seçimden sonra yapacak Kemal Bey kurultayı’ dedim. Dedik ‘Olmaz, yerel seçimden sonra öyle bir kurultay yapamazsınız. Eğer böyle bir şey yapmaya kalkarsanız bu seçmen sandığa gitmez, bizi cezalandırır. Siz bu yüzde 14’le mi gideceksiniz? Büyük bir felaket geliyor’ dedik. O zaman da böyleydiler. Sonra 4-5 Kasım kurultayını millet özeleştiri saydı da biz de doğru işleri yaptık da seçim buraya geldi. Şimdi tekrar bu fırsat bu fırsat gelmişler yine aynı yanlışların içinde yer alıyorlar. Ben size şunu söyleyeyim. Burada net olarak söylüyorum. Kemal Bey’le Özgür Bey meselesi değildir. Mesele, Tayyip Bey’in rejimi ile Türkiye’nin demokrasi meselesi. Tayyip Bey’i yeniden seçtirmek için oluşturulan bir yol haritasını, patikasını yürüyenlerle; ‘Biz bu oyunu bozacağız’ diyenlerin mücadelesi var.”

“İKTİDAR EZBERİ İLE KONUŞUYORLAR”

“Biz bugüne kadar 250’nin üstünde miting yaptık. Saraçhane’deki ilk yedi geceyi bir kenara koyuyorum. Maltepe’den başlayarak her hafta sonu bir ilde, her çarşamba akşamı bir ilçede 110 miting yaptık. 40 tane tematik miting yaptık, yani 22’si tematik 18’i halk buluşması, 40 tane tematik miting yaptık. Ve seçim mitingleri yaptık. Her mitingin ana konusu; emekliler, emekçiler, gençler, esnafın sorunları, gittiğimiz ildeki çiftçilerin ya da hayvancılıkla uğraşanların sorunları. Bakın Saraçhane’de yüzde 100 tepkisel mitinglerdi. Maltepe’de yüzde 30 ekonomi, yüzde 70 tepki konuştuk. Ama sonra o yüzde 30 tepkisel miting, yüzde 70 ekonomi konuştuğumuz mitinge döndü. Bugün emeklilerde yüzde 55-56’lık bir oranla Cumhuriyet Halk Partisi konuşuluyorsa, emekliyi konuştuğu içindir. Burada bizi yapılmaya çalışılan, Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde kavga ettirmek, mümkünse bölmek ve iktidarda yürüyen bir partiden kendi içinde iktidar kavgasında olan bir partiye dönüştürmektir. Ve meselenin özü 20 bin liralık emekli maaşını, 28 bin liralık asgari ücreti, çiftçi yaşını 57’ye çıkmış olmasını, çiftçinin yıllık ortalama kazancının 19 bin lira olmasını ve bir yanda herkese kaynak bulunurken işte küçük esnafa, KOBİ’ye kaynak bulunamaması… Bunların meselesi bizim Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin bu kalkınma perspektifiyle ortaya koyduğu, şehir şehir özellikle işte Denizli’den başlayarak Gaziantep’ten başlayarak, Bursa’dan başlayarak yepyeni bir kalkınma modelini anlatmamıza mani olmak. AK Parti’nin planı bu. AK Parti’nin sorunu şu: Özgür Özel’le AK Parti’nin iktidarını bir dönem daha devam ettirmesinin pazarlığını yapamamak. Yoksa biz ülkenin yararına her konuda her şeyi yaparız. Bana dün mü, evvelki gün mü geçen gün birisi çıkmış, ‘Efendim CHP dış politika konuşmalı.’ Ya ne diyorsunuz siz arkadaş? Cumhuriyet Halk Partisi 13 yıl boyunca yurt dışında üç kere gidilmiş. Sosyal Enternasyonal’e Genel Başkan’ı gitmemiş, orada görev yapmamış. Ben Sosyalist Enternasyonal’de Başkan Yardımcısı olmuşum. Bütün dünyadaki kardeş partilerimizle sağlıklı ilişkiler kurulmuş. Bir yandan da işte bugün PM toplantısına katılan bir arkadaşa dahi dış politikada görev teklif etmişiz ki ‘Bu parti bir yerlere gelsin. Doğru işler yapsın’ diye. Namık Tan’ıyla, İlhan Uzgel’iyle ama Türkiye dış politikasına çok doğru yerlerden bakan, çok önemli heyetlerle inanılmaz çalışmalar yapılmış. Edirne’den dışarıya gidilmemiş bir anlayış Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış politikasını, osunu – busunu, filan… Ne? İktidar ağzı; milli savunma. Bugüne kadar milli savunma politikalarında Yankı Bağcıoğlu gibi herkesin, milli gemi projesinin, milli fırkateyn, milli muhrip gemisi, bunların içindeki, başındaki insanların partiye kattıklarını hiç görmeyenler ve geçmişte bunları ağzına almayanlar ya da işte Türkiye’nin savunma sanayii konusunda 1973’lerden TUSAŞ’ımızdan, bizim dönemimizden beri gelen ve üstüne konan her şeyin kıymetli olduğu bir meseleyi kıymetlendirmeyip, onlarla kavgalı olup, savunma sanayiindeki başarılara duyarlı gençlerin, seçmenin tepkisini üstüne çekmeyi başarmış olanlar bu süreçteki doğru ve hakkaniyetli pozisyonumuzu görmeyip, iktidar ezberi ile konuşmaya devam ediyorlar. Akıl alır gibi değil yani.”

“BARRACK’IN SÖZLERİYLE UYUMLANMAYI ÜZÜLEREK DİNLEDİM”

(Kılıçdaroğlu’nun son konuşmasındaki neo-Osmanlıcı tonun ABD Büyükelçisi, Erdoğan ve Bahçeli ile çok örtüştüğü konuşuluyor. Daha önce tam aksine açıklamaları vardı. Bu tesadüf mü? Bu söylemler üzerinden operasyonlar CHP’yi bölmeyi mi, Cumhur ittifakına eklemlemeyi mi amaçlıyor?) “Benim gördüğüm şöyle bir şey var. İktidarın diliyle uyumlanıp iktidarın yargısının verdiği desteğin sürmesi. Yarın öbür gün işte iktidarın orada çizilen… Bir kere biz ‘Yurtta barış, cihanda barış’ demiş, komşusunun bir karış toprağında gözü olmayan ama toprağımıza göz koyanın da gözünü oyacak kadar kararlı olan bir Gazi Mustafa Kemal Atatürk anlayışındayız. Misak-ı Milli sınırlarımız var bizim. Biz Rusya ile soğuk savaş sırasında komşu olmuş, Batı İttifakı’nın parçası olmuş ve doğru bir denge politikasıyla Türkiye’yi doğru yerde tutmuş, İkinci Dünya Savaşı’nın dışında tutmuş, soğuk savaş döneminde doğru pozisyonlanmayla sürdürebilmiş, NATO’nun en güçlü ikinci ülkesi, Suriye’nin, İran’ın, Ermenistan’ın aynı anda sınır komşusu olan bir ülkeyiz. Bu ülkenin dış politikasının maceracı olmaması gerektiğini, barışçıl olması gerektiğini, dünyadaki denklemleri doğuran analiz etmesi ama başkasının planının parçası olmaması gerektiğini biliyoruz. O Trump’ın düzdüğü methiyeler ya da Trump’a düzülen methiyeler, Barrack’ın ‘Erdoğan’da olmayanı biz ona vereceğiz. Bizim Trump akıllı adam. Meşruiyet vereceğiz. Türkiye’de meşruiyeti yok. Amerika’da meşruiyet vereceğiz ama her şeyi alacağız’ yaklaşımı. Sonrasında da işte neo-Osmanlıcılık. Onun dediği ‘Merhametli monarşi, burada demokrasi çok…’ Bu cümlelerle uyumlanmayı gerçekten çok üzülerek dinledim. Ama şöyle yorumlamak isterim yine de. Şu anda bize karşı AK Parti yargı kollarının husumeti, saldırısı ki onlar için de bir tehdit olduğumuzu bildikleri için de en acımasız, en haksız şekilde ve en hukuksuz şekilde üstümüze geliyorlar, saldırıyorlar, saldırmaya devam edeceklerine bir şüphem yok. Onları hem cesaretimizle, hem de böyle boyun eğmeyen tutumumuzla kahretmeye de devam edeceğiz. Ama şu kadarını söyleyeyim. Oralardan medet uman ve o dile uyumlanan parti içindeki bu mücadeleyle ilgili iktidar desteğini sağlamaya çalışan bir teşebbüs olarak görmeyi, diğer tarif ettiğiniz gibi görmeye tercih ederim. Varsın olan yine bana olsun ama Cumhuriyet’in kurucu partisi için onu duymamış olalım yani. Daha ne diyeyim bunun üzerine?”

“AK PARTİ İŞİN TAM GÖBEĞİNDE, POZİSYON TUTMAK TENEZZÜL MESELESİ”

(Siz AK Parti’yi de suçluyorsunuz bu süreçte?) “Suçlar mıyım ya? Şöyle suçluyorum; AK Parti bu işin tam göbeğinde. (“Biz yokuz” diyorlar. Ömer Çelik söyledi, Erdoğan söyledi…) Mesela çeşitli siyasi partilerde, mesela MHP’de paldır küldür il başkanlıkları, teşkilatlar kapatılıyor. Ben ‘Biz burada yokuz’ diyor muyum? Veya bir başka partide kavga olduğunda, herhangi bir partide ‘Biz varız, yokuz…’ Bu açıklama ihtiyacı nereden doğmuş? Bal gibi içindeler, göbeğindeler. ‘Bütün AK Parti aynı düşünüyor’ demiyorum. Ama tam ortasındalar. Akın Gürlek Erdoğan’dan aldığı talimatla ya da yapacaklarına Erdoğan’a ‘Peki’ dedirterek yaptıklarından bir sonucudur bu. CHP’de ne yaşanıyorsa AK Parti yargı kolları ve Erdoğan’ın rızası, talimatı ya da onayı ile yapılmaktadır. Tam göbeğindeler. Millet de bunu gördüğü için, bunun Cumhuriyet Halk Partisi‘ne yapılan bir siyasi operasyon olduğunu gördüğü için dün grup toplantısında 23 dakika ‘Biz bu işin içinde yokuz’ diye anlatıyor. Ömer Çelik çıkıyor… Normal şartlarda siz bu işin içinde yoksunuz da bütün Türkiye’deki kamu hukukçuları ya ‘Bu yırtık’ diyor, ‘Hızla dikmezsek kamu düzeni diye bir şey kalmayacak. Böyle bir davada istinaf aşamasında tedbir mi olur? Sonuç doğuran tedbir kararı mı olur arkadaşlar?’ diyorlar. Bizimkiler de o kararın üstünde oturmuş, burada parti yöneticiliği oynuyorlar. Delegenin vermediği yetkiyi, delegenin gidip de ‘Siz değil de bunlar yönetecek’ dediği, verdiği kararı hiçe sayıp, Akın Gürlek’in verdirttiği kararla partide sözcü, Genel Başkan Yardımcısı, hani imkan bulsalar Grup Başkanvekili bilmem ne falan olmaya kalkıp, bunu içine sindirebilecek bir noktada duruyorlar. Tayyip Erdoğan bu işin tam göbeğindedir. Mesele Tayyip Erdoğan ile millet arasındadır. Partide bu AK Parti yargı kollarının açtığı imkanla şu anda pozisyon tutmuş arkadaşlar da bunların verdiği bu alandan yararlanarak ‘Acaba biz kalabilir miyiz, partide kalıcı olabilir miyiz?’in hesabını yapmaktadırlar. Tenezzül meselesidir.”

“BU PARTİ ÖYLE KOLAY KOLAY BIRAKILACAK BİR PARTİ DEĞİL”

(Yeni parti veya mevcut bir başka parti olabilir. ‘Belli ki kurultay yapılmayacak’ diye çok mesaj var. Bu konuda B, C planı gibi, daha hızlı davranmak gerektiği düşüncesine katılır mısınız?) “Katılmam. Şöyle ki bahsedilen böyle Tayyip Bey’in bir apartmanın en üst katında, rezidansın tepesinde, avukat bürosunda kurduğu bir partiden bahsetmiyoruz. Bizim bahsettiğimiz parti, birinci kongresi Sivas Kongresi kabul edilen parti. Atatürk tarafından. Bu parti öyle kolay kolay terk edilecek, bırakılacak bir parti değil. Şu anda bize karşı yapılanlar… Yani Türkiye’de bir seçim sistemi var. Bütün dünyadaki gibi itiraz ve kesinleşme üzerine kurulu. Şu anda bundan üç yıl önce yapılmış kurultayı yok sayıp, altı yıl öncesine ışınlayan ve zamanı geldiği için geçen yıl mahallelerden başlayarak teker teker ilçe, il kongreleri yapılıp oluşmuş yeni bir kurultayı da kendince yok saymaya çalışan bir istinaf kararı var. Ama bu kararın ne hukukçuların nezdinde, ne ahlaken, ne vicdanen asla ve asla bir meşruiyeti yok. Sadece ve sadece olmayacak bir iş yapıp kendisine verilen talimatla tedbir kararı da alarak işi böyle bir çözümsüz noktaya getiriyorlar. Buradaki arkadaşlar da buradan buldukları yüzle ‘Kurultay yapmayacağız’ diyerek bizi partiyi bırakıp gitmeye, ömürleri boyunca asla ve asla… Yani düşünsenize, biz geçen sene 2 milyon üyenin davetli olduğu, mahallelerden başlayarak bütün kongreleri hem de hakim denetiminde yapmışız. Çıkıp da ilçede aday olmamışlar, ilde aday olmamışlar, kurultayda Genel Başkan adayı çıkartmamışlar. Aday olduklarında anahtarlar listelerimizi bir kişiyle bile delememiş bu arkadaşlar. Şimdi AK Parti yargısının onlara sağladığı alanda kalıp, bizi biraz önce söylediğiniz gibi… Milletvekilini YDK’ya MYK gönderemez, Parti Meclisi gönderiri. ‘Yok, düz üye muamelesi yapıp gönderelim’ diyorlar. ‘Gitsin, mahkemeden karar alıp gelsin.’ Bunu yapmaya çalıştıkları noktada işte zaman kazanacaklar, bizi yıldıracaklar, biz başka partiye gideceğiz ve bu parti onlara kalacak. Ya siz bu partide vaktiyle yenilmişsiniz. Sonra da hiçbir iddia koymamışsınız. Partinin hiçbir yerinde yoksunuz. Partinin size verdiği görevlerde yoksunuz. Yani parti ne yaptıysa… Ya ‘1 Nisancı’ydı sizin adınız. ‘Seçimde CHP büyük bir mağlubiyet alacak. 1 Nisan’da biz geleceğiz’ diyorlardı. 1 Nisan sabahı büyük bir zafere uyandı Türkiye. Bundan sevinmek yerine erindiler ve kumpasçılarla birlikte çalıştılar. Yahu içlerinde İzmir’den ben kişinin adını biliyorum. Gidip alıyor, getiriyor, burada mahkemeye dinlettiriyor. Diyorum, ‘Yapmayın arkadaş.’ Ya şu kişiyi ismini vererek, ‘Sen getirmişsin.’ Ne yeminler ediyor, kendine ne hakaretler ediyor, ‘Ben böyle bir şey yapar mıyım?’ diye. Şimdi o kişiyle birlikte İzmir’de o milletvekili siyaset yapmaya devam ediyor, ‘Biz başardık’ diyor. ‘Ben yaptım’ diyor, ‘Bundan sonra da İzmir’in listelerini ben yapacağım filan…’ Böyle bir vasıfsızlık, bir seviyesizlik, bir mukadder olmadığı halde kendine AK Parti’nin açtığı yolu kader gören bir anlayış. Olacak iş değil yani.

PARTİYİ BIRAKACAKLAR MI?

O yüzden biz onların planı doğrultusunda güya bu partiyi bırakacağız. Bakın, bırakmayacağımızı gördükleri için dokuz arkadaşımızı partiden atmaya çalışıyorlar usulsüz şekilde. Sonra da yargının önüne atmaya çalışıyorlar. Böyle akıl almaz bir durumla karşı karşıyayız. Sonunda onlar başarırsa parti kaybedecek ama esas Türkiye kaybedecek. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bu seferki seçim planı; yönetime elden bırakmamak için kendisini yenecek partiyi adaysız bırakmak, kurumsuz bırakmak, lidersiz bırakma stratejisi. Adaysız bırakma; 19 Mart‘ta ilk adımını attılar, Ekrem Başkan üzerinden. Partiye şimdi butlan atadılar. Genel Başkanı’nı hedef alıyorlar, lidersiz bırakacaklar. Ki bu lider kendini partiye aday olarak dayatan değil, ‘En doğru adayı seçeceğim’ diyen lider. Benim AK Parti’de yarattığım en büyük rahatsızlık bu. Onlar biliyorlar ki Özgür Özel partinin başındaysa kim kazanacaksa onun adaylaşmasına çalışır. Çünkü Özgür Özel’in kendi ile ilgili hırsı ve hevesi yok. Benim bütün hırsım ve hevesim, partiyi iktidar yapan Genel Başkan olma onuruna ulaşmak ve ondan sonra hiçbir beklentim yok. Yeter, daha fazla nesini isteyeceksin?”

“CUMHURBAŞKANLIĞININ TAPUSUNU VERSELER AL-VER’E GİRMEM”

(‘Özgür Özel’i veya Mansur Yavaş’ı aday gösterebiliriz, de’ dediler Kemal Bey’e yakın isme.) Mansur Bey ilk günden samimi, dürüst ve değerli bir tutum aldı. Dedi ki ‘Ya bu butlan olmaz.’ Aslında Mansur Bey bunu geçmişte de söyledi. Çok haberleşince çok üstüne gitmemişti. Dedi ki ‘Ben böyle butlanla, mutlanla olursa siyaseti bile bırakırım.’ Hep söylüyor, söylemeye de devam ediyor. Mansur Bey diyor ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi bölünmemelidir.’ Bakın bu da çok kıymetli bir yaklaşım. ‘Cumhuriyet Halk Partisi birbirine düşmemelidir. Cumhuriyet Halk Partisi sorununu çözmelidir.’ Bunun için de samimi gayret gösteriyor. Ama Mansur Bey’e mesela işte diyorlar ki ‘Mansur Bey gelsin bizim tarafımızda olsun, biz onu aday yapalım.’ Mansur Bey böyle bir adaylaşmanın hak ettiği gibi bir adaylaşma olmadığını ve toplumun beklediği bir tarz adaylaşma olmadığını bildiği için, buna karşı durduğu için şimdi bunlar ‘Mansur Bey’i de yaparız, Özgür Bey’i de yaparız.’ Bakın ben açık söyleyeyim. Bana değil adaylık, Cumhurbaşkanlığı’nın tapusunu verseler ben böyle bir ilkesizlik üzerinden, kendimle ilgili bir al-ver’e girmem. Beni kendileriyle karıştırıyorlar. Ben zaten bunu yapacak olsaydım bana yıllarca konforlu bir muhalefet liderliği koltuğu teklif ettiler. Ya da onlar gibi gider AK Parti ile anlaşır, koalisyon ortağı olur, bakanlıklar alır, bilmem ne falan yapabilirdik. Ama kardeşim biz bunu yaparsak bize umut bağlayan bu kadar insanın, yollarda bizi bekleyen 80 yaşında teyzesinden görünce heyecandan selfie’sini çektiremeyen, eli titreyen 15 yaşında gencine kadar bu kadar insanın umutlarını ben nasıl perişan ederim ya.”

“BİR CHP’Lİ NASIL SÖYLER BUNLARI?”

(19 Mart’tan sonra Kemal Bey’in Ekrem Bey’e gidip ‘Özgür Özer’i aramızdan çıkaralım, birlikte hareket edelim’ dediği yalanlandı mı?) “Tabii doğrudan Kemal Bey değil ama onun adına gidip gelen bir çok kişi ilk önce bana geldiler. Defalarca, hatta yani ‘Yapmadık’ desinler isimle, cisimle de söyleyelim. Çok da böyle şey yapmak da istemiyorum artık, yani gerçekten o günlerde bir partilim olarak değer verdiğim kişiler karşıma gelmiş. Bugünlerde yaptıklarını görüyorum da. Bana gelip dediler ki ‘Kemal Bey’i destekleyen 500’ün üzerinde delege var. 1 Nisan’dan sonra bir kurultay yapalım. Ekrem Bey’in ekibini tasfiye edelim, biz birlikte iktidar olalım. Sen de güçlü otur.’ ‘Ben’ dedim, ‘Güçlü oturuyorum.’ ‘Yok, Ekrem’in gölgesi…’ ‘Benim üzerime hiçbir şeyin gölgesi düşmez. Çünkü benim bu ülkede seçim kazanacak adayı göstermek dışında bir stratejim yok kardeşim’ dedim. ‘1 Nisan’dan sonra.’ ‘1 Nisan’dan sonra zafer var’ dedim. ‘Hayır, her yer gidiyor. Falan, filan.’ Ne beklentiler… Aynı tekliflerin Ekrem Başkan’a da ‘Gel bir olalım, Özgür‘den kurtulalım’ diye gittiğini… Kendilerine yer arıyor bunlar. Bunların ilkesi milkesi olsa… Kendine yer arıyor bunlar. Ben şimdi ‘Kemal Bey’in kendi şahsından böyle bir şey duydum’ diyemem. Ama ‘Kemal Bey adına geliyoruz’ diye, şimdi de yanında olanlar, önce bana gelip ‘Biz birlikte olalım, Ekrem‘i atalım…’ Sonra Ekrem Bey’e gidip ‘Gel beraber olalım, Özgür’ü atalım.’ Peki burada ilke nerede? Ekrem kirliyse Ekrem’le ne işin var? Özgür kirliyse Özgür’le ne işin var? Ama sen kendine bir yer arıyorsun iki tarafa da aynı teklif yaparak. Bizi birbirimize düşürmek için neler yaptılar. Şu anda dimdik içeride duran belediye başkanlarımıza gidip de şunları söylediler yahu; ‘Kurultay ile ilgili bir ifade ver. Mutlak butlan gelsin, biz seni içeriden çıkaracağız.’ Yahu bir CHP’li nasıl söyler böyle bir şeyi? Kimsenin inkar etmeyeceği, şahitlerinin de hayatta olduğu ve kendilerinin de açıkça bu işin içinde olduğu, sürükledikleri… Bize hapisteki belediye başkanı söylüyor; ‘Önce şu avukat geldi, sonra şu milletvekili geldi. O milletvekili bunu söyledi. Kovdum. Şunu söyledim, bunu söyledim.’ Yani ben bu utanç şeyleri hep duydum duydum, hep sustum.”

“BİZ ATATÜRK’ÜN EMANETİNİ TGRT’CİLERE BIRAKMADIK”

(Hatta o isimlerden bazıları genel merkeze yapılan müdahaleden sonra o binada fotoğraf verdiler.) Belediye başkanımıza gidip bunu söyleyen milletvekilleri de var, ayrıca şunu söyleyelim. Yani gidip de insanlara ‘Bana şu kadar para vereceksin, bir de şu iftirayı atacaksın şu kişiye. Karşılığında serbest kalacaksın’ diyen avukatı ben deşifre ettim. O avukat yurtdışına kaçarken Serik’te yakalandı. Ev hapsine konuldu. Ev hapsinden de salmışlar. O şimdi bizim binada fotoğraf çektiriyor, ‘Burada arınma başlamış’ diye. Tek tek gezip ‘İftira at ve para ver, kurtul’ diyen, yani İBB Borsası’nın işlevsel avukatları bunlar. Bunlar orada. Ferdi yoğun bakımda olduğu sırada dalga geçen çarpılmış adam resmiyle Yeni Akit‘teki karikatürü çizenler çikolata dağıtıyorlar partide. Bunları hakikaten ya böyle gördükçe insan çok çok üzülüyor. Bu partinin pırıl pırıl evlatlarına öldükten sonra iftira attırıp, onun üzerinden medet ummaya çalışanlarla kolkola girilmesine deliriyorum ben. İnsan üzülüyor. Bu yüzden de şunu söyleyeyim. Biz Atatürk’ün emanetini böyle TGRT’cilere bırakamayız. Yani TGRT’nin diliyle konuşanlara, TGRT’den Basın Danışmanı getirenlere, TGRT’nin iftiralarını meşrulaştıranlara… Şöyle bir şey olabilir mi ya? Tarihin en büyük iftirası ile karşı karşıya insanlar ve şimdide yatırıyorlar Silivri’de, orada, burada. Buna karşı ben gittim Ekrem Başkan’ın gözünün içine baktım, arkadaşlarımın gözünün içine baktım ve onların masumiyetlerine sonuna kadar inandım. Kolay da bir iş yapmadık. Dediler ki ‘Yaz gelir tükenir, kış gelir tükenir.’ Doluda, yazda, bayılanla… Her hafta iki miting yaparak bu tepkiyi diri tutarak ve ‘Göreceksiniz iddianamede bunlar çıkmayacak’ diyerek bütün TGRT yalanlarını çökerttik. Hep birlikte konuştuk bunları. Bin 200 cep telefonundan parkenin altındaki paralara, jammer çantalarında taşınanlara… Hepsi yalan çıktı, hiçbiri iddianamede yok. İddianameye giren iddialar; ‘Baz verdim’, ‘Bir gün önce para çekmiş, sana mı verdiler?…’ Tek tek çürüyor. Tek tek itirafçılar diyorlar ki ‘Bana savcı böyle şey yaptırdı. Özür dilerim, hakkını helal et.’ Yani en zor gün, en zor gün, ‘Neler çıkacak, neler. Hepsinin videoları var. Gördük’ dedikleri gün arkadaşlarımızı kimseye bırakmamışız ve sonunda haklı çıkmışız. Şimdi bu bomboş iddianameler, bu itirafçılar ortaya çıkarken, birileri çıkıyor ve bu arkadaşlarımıza ‘Hırsız’ diyor, onların üstünde tepinip, beton dökmeye çalışıyor. Kardeşim ben bu tarihin en büyük saldırısından partimi yüzde 36 oy ile ayakta tutup buraya getirmişim. Şimdi partinin yönetimine AK Parti yargı kolları tarafından atanmış arkadaşlar. Bu partiye ‘Pis’ diyorlar, arkadaşlara ‘Hırsız’ diyorlar, bilmem ne diyorlar, ‘Arınacağız’ diyorlar. Bu kadar büyük kötülük olur mu ya? Yani bunu mu yapmaya geldiniz? Bu parti AK Parti‘ye bir şey söylediğinde AK Partili inanmaz. Ama CHP’ye CHP’li söylediğinde… Yani öyle bir şey ki bu yapılan, dün yapılanlar ve bir süredir söylenenler gerçekten hani bunu bir siyasi partide bir ikbal için yapıyorsanız, parti CHP olmasa ve bıraktığım bu ülkedeki gençlerin umudu olmasa ‘Alın, lanet olsun, sizin olsun’ diyesi geliyor insanın. Ama bırakamayız, biz bırakırsak başka bir yapı yok. Bu arkadaşların bu zihniyeti mi AK Parti’yi yenecek? Kendi evlatlarına, kendi kardeşlerine AK Parti iftiralarını atan… TGRT, ben 14 ayda TGRT‘yi çürütmüşüm. Çivi sökememiş benden. TGRT’ye teslim olanlar mı AK Parti’yi yenecekler? A Haber’le canlı yayın bağlantıları yapanlar, onları övenler mi yenecek? Biz bunu bıraktığımızda birisi alıp AK Parti ile mücadele edecek olsa, yenecek olsa… O yüzden çok, çok tarihi bir noktadayız ve milletin bu sahiplenmesi çok kıymetli. Bu oyunu bir şekilde bozmak durumundayız.”

“TEMEL MOTİVASYONUMUZ PARTİMİZİ GERİ ALMAK”

(Yeni parti için fazla zaman kaybedilmemesi gerektiğini söyleyenler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?) “Şimdi ben şunu söyleyeyim. Temel motivasyonumuz zaten partiden ayrılmak değil. Bir kere bunu söylemem lazım. İkincisi, ben zaman zaman kendimle biraz övünüyorsam, seçmenin duygusunu ve sokağın sesini doğru dinleyen, seçmenin duygusunu doğru okuyan bir siyasetçi olarak kendimi övmeme bir şans verirseniz bunu derim yani. Çünkü bugüne kadar bir çok kez benzer şeyler oldu, ben yıllarca grup başkanvekili olarak girdiğim MYK’larda, Parti Meclislerinde, ağırlıkla MYK’da yaptığım tespitlerin zaman içinde hep beni haklı çıkardığını ve demin bir büyüğümüzün adını andık. Onun da tarih boyunca savunduğu her şeyin yanlış olduğunu gördük. O bizi çok küçümseyen büyüğümüzün. Hep tarihin yanlış tarafında dururlar. Hep yani anlatsam, anlatsam, anlatsam… Dokunulmazlık meseleleri falan filan. Neler neler neler. Ben 15 Temmuz akşamı takındığımız tutum mesela, ‘15 Temmuz’da bizim ne işimiz vardı Meclis’te?’ diyen arkadaşların. Düşünün yani 15 Temmuz’da Meclis’e gitmeyip, sinmiş bir CHP. Ben orada inisiyatif alıp gitmişim, konuşmuşum. Tarihin doğru tarafında yer almak, sokağın sesini duymak, seçmenin duygusunu doğru okumak. O konuda bana güvensinler. Yani ben insanların umudunu kıracak bir yanlışın içinde olmam veya onların umut ettiği bir şeyi yapmam gerektiğinde ondan geri durmam. Ama bu mesele hem bu konuda en son, en son ve en adam partiden atıyor şimdi yani bu dokuz arkadaşı ne yapacağız? İnşallah mahkemeyle dönecekler. Tedbir taleplerine başvuracağız, önce YDK’ya başvuracağız, bilmem ne. Bir şekilde döndürmeye çalışacağız. Atıyor dışarı, hepimiz attı dışarı. Ama biz mücadelemizi partimizde kalmak için verelim, çünkü bu partiyi zor günde arkadaşlarını sırtından vuranlar, arkadaşlarını terk edenler, TGRT söylemiyle partisine leke sürenler değil; iyi günde – kötü günde partisini sahiplenenler bu partinin gerçek evlatları ve sahipleri. Ama böyle çaresiz kaldığımız noktada yapmamız gerekeni yaparız ama temel motivasyonumuz bir parti kurmak falan değil bizim. Temel motivasyonumuz partimizi geri almak. Partimizi geri almak, ülkemizi geri almak. Öyle bakıyorum.”

“DOKUZ ARKADAŞI AK PARTİ’NİN KUCAĞINA ATIYORLAR”

(Kıyamet senaryosunu tam olarak nasıl tarif ediyorsunuz?) “Kıyamet senaryosu şöyle bir şey var. Nasıl söyleyeyim size. Şimdi bu arkadaşlar partiyi almış, bugün dedikleri gibi tarih veremiyoruz, daha mahkeme bitmedi. Mahkeme uzamış uzamış uzamış, bitmiyor bitmiyor bitmiyor. Bunlar yapmıyor, baskın seçim gelmiş. Bu arkadaşların toplumda bir karşılığı yok. İşte gördüğünüz gibi yüzde 1,5 – 2 – 2,5 diyen var. Sokağa çıkmıyorlar. Çıksalar… Falan falan. Orada bir yandan da bir baskın seçim geliyor. Ne yapacağız? Doğru adayı çıkarıp koyacağız, listeleri de verecek bir partiyle listemizi vereceğiz. Bir partiye mi katılacağız, kuracağız mı bilmem ne. Ama bu kıyamet senaryosu. Arkadaşlar bu kıyametin bir an önce kopması için cehennemin kapılarını açıyorlar, o cehennemin ateşi bizi yaksın biz kaçalım diye. Dün yapılan budur yani. Yoksa bu partinin milletvekillerinden, bu partinin evlatlarından dokuz tanesinin ki geri kalan 98 tanesi de onlardan farklı değil. Ama dokuzunu seçip de AK Parti’nin kucağına doğru bunları atmak ve geri kalanına gözdağı vermek nedir ya? Belediye başkanlarını arayıp ‘Özgür Özel’i destekleyenleri koruyamayız, geriye kalanına AK Parti dokunmayacak, garantisini aldık’ gibisinden böyle tuhaf tehdit ve umut cümlelerini aynı anda kurmak nedir ya? (Böyle telefonlar mı açılıyor?) Aynı cümlenin içinde tehdit ve umut veren cümleler. Bu insanlar tertemiz insanlar. Her gün sabah altıda ‘Başıma bir şey gelecek mi?’ diyor. Bunlara ‘Ya AK Parti’ye katıl ya hapse atıl’ diyen arkadaşlara böyle olmadık aynı anda içinde iki duyguyu birden barındıran bazı cümleleri kurmak nedir yani? Olmaz, olmaz yani. Bu siyaset değil.”

“BU MESELE REJİMLE MİLLET ARASINDA”

(Bir orta yol bulmak için görüşmeler sürüyor mu?) “Ya şimdi arkadaş geliyor, diyor ki, ‘Müsaaden varsa ben bir Kemal Bey’e gideceğim konuşacağım. Ne diyeyim?’ Ben de diyorum ki ‘Kurultay yapsın. Kurultay yapacak olduktan sonra ben bana yapılan her şeyi sineye çekerim. Ama bu partiyi seçimsiz yönetmeye kalkmasınlar. Partiyi bölmeye çalışmasınlar’ falan. Bu noktada hem Vahap Bey, Zeydan Bey, hem Mansur Başkan çok iyi niyetli çabalar sarf ettiler. Geçen yıl da butlanı kabul etmemesi için gittiklerinde sarf etmişlerdi. O zamanda da kabul edeceği söylendiğinde şey olmuştu. Onun dışında üç arkadaşımız geldi gitti. Bugün bir-iki köşe arasında birazcık da eksik yazmışlar. Bir tanesi o pazartesi günü grup olacak. Biliyorsunuz ‘Ferdi’nin ölüm yıl dönümüne gideceğim’ dedim diye ‘O zaman grubu biz yapacağız burada’ dediler. ‘Yapmayın etmeyin’ dedik. Şimdi mesele şey değil ki, meşruiyet değil hakimiyet aradığı için arkadaşlar… Meşruiyet aramıyorlar, hakimiyet arıyorlar. ‘Grupta hakimiyeti biz sağlayalım.’ Ya kardeş 12 tane – 17 tane milletvekili ile gelip grup yapılmaz. Grubu açmak için 46 milletvekili lazım. O sende yok. Ayrıca öyle bin kişiyi… Hepimiz görmüyor muyuz, İzmir Buca’dan bir otobüs, bilmem Antalya Muratpaşa’dan bir otobüs, oradan bir buradan bir. Otobüsün içinden 17 kişi iniyor. Bir 500 – bin kişi toplayıp hadi bayramlaşma yaptın. Şimdi onları getireceksin grup yaptıracaksın. Onları götüreceksin bilmem ne yaptıracaksın falan olmaz mı yani? Biz sokakta yürürken 10 bin kişi oluveriyoruz yani. Şuradan şuraya yürüdüğümüz zaman. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Şimdi gelinen bu noktadan sonra biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu arkadaşların bizi zorla bu partiden gitme noktasındaki kendilerinin ve Adalet ve Kalkınma Partisi ile partinin bölünme noktasındaki çakışan stratejilerinin farkındayız. Ben kendime ait, partime ait, arkadaşlarıma ait, hırslarım, heveslerim bunların çok ötesinde; ülkeye ait, partiye ait dolayısıyla sorumluluklarım var. O çerçevede davranmak durumundayım. Yoksa öbür türlü gerçekten hani şey doğru değil. İçinde bulunduğumuz durumu böyle parti içi bir mesele gibi görmüyorum yani. Kesinlikle görmüyorum. Bu meseleyi tam olarak rejimle millet arasında görüyorum. Ve rejime bir monarşi tarif edenler var.”

“CHP’NİN DURUŞU DÜNYAYA DA UMUT VERİYOR”

(Küresel gelişmelerle de paralel görüyor musunuz?) “Ya şunu söyleyeyim. Dünyada karamsarlığın yerini iyimserliğe çevireceği rüzgârlar da esmiyor değil. Yani Macaristan’da Orban’ın asla kaybetmeyeceği söyleniyordu. Artık aşırı sağ yükselmekte ve belli bir noktaya belirli ülkelerde geldi, yerine demokrasi rüzgârı esiyor. Türkiye gibi bir ülkede 50 yıl sonra sosyal demokrat bir parti bu kadar önemli bir başarı elde etmiş. Trump’ın hiç merak etmeyin işte yapılacak seçimlerde belki iki tarafta birden ama hiç olmazsa topal ördek durumuna düşeceği bir Kasım ayını hep birlikte yaşayacağız, ondan sonra da farklı olacak. Brezilya’da Lula içeriye atıldı, yıllar sonra çıktı. (Yani Kasım’da Amerika’da birlikte Türkiye’de de bir şeyler değişebilir mi?) Vallahi şöyle ‘Amerika’da bir şeyler değişirse Türkiye’de değişir’ derken Trump‘ın Erdoğan üzerine sağlamaya çalıştığı işte meşruiyet ve Barrack’ın burada kurmaya çalıştığı oyun – moyun bugünkü gibi gitmez. Yoksa oradan yani ne olacak yani varıp da demokratlar şeyde çoğunluğa geçince Türkiye’de de geçecek mi? Yani biz Amerikan emperyalizmine karşı durmuş bir yerdeyiz. Son günlerde duyduğumuz laflar tuhafıma gidiyor. Yoksa şey değil yani bizim partimizin ve durduğumuz yerin geleneği çok belli bir yerde. Ama öyle bir yandan tekno oligarklar var, bu tekno oligarklar biliyorsunuz dünyada aşırı sağı ve tek adamları destekliyorlar. Bunların kurduğu bir küresel düzen falan var, ki işin her şeyi o ülkelerin kaynaklarını yağmalama üzerine şekilleniyor. Bu noktada ben CHP’nin duruşunun dünyaya da umut veren, dünyadaki bazı gelişmelerden de umutlanan bir pozisyonumuz olduğunu görüyorum. Öyle o kadar da şey değil yani. Yoksa 70 bin kişinin katili neden Netanyahu’ya ‘Benim kahramanım’ diyen adama buradan methiyeler düzüp oradan methiyeler duymakla bir düzen kurulacak da CHP de bu düzenin içinde yerini alacaksa o partiye CHP diyemezsiniz artık. Biz CHP’yi o halde bırakmayız, kimseye bırakmayız.”

“İNSANİ VE DUYGUSAL YÖNÜ KUVVETLİ BİR GÖRÜŞMEYDİ”

(Mutlak butlan kararından sonra sıcağı sıcağına Silivri’ye de gitmiştiniz. Çok sayıda isimle görüşmüştünüz. O ilk anda İmamoğlu’yla görüşmenizde yaşadıklarınız neler?) “‘Mutlak butlan kararından sonra’ dediğiniz bayramın üçüncü günü. 24 arkadaşla görüşmüştüm. Bütün görüşmeler toplam 3,5 saat sürdü. 24 kişiyle. Ekrem Bey’le de 38-40 dakika görüşebildik. 1,5 saat görüştüğümüz de olmuştu geçmişte. Ama o kadar çok kişiyle görüşeceğim ki. Bizim iznimiz de yarımda çıktı, içeriye bire doğru girdik. 5’e doğru da oradan çıkmak gerekiyor. Hatta biri geçiyordu girdik. Ben 24 arkadaşı yetiştirebilmek için de büyük gayret sarf ettim. Neden söylüyorum? Öyle yazdılar, doğal da yani ben de bazen okuyorum. Toplamı 3,5 saat, Ekrem Başkan ile 40 dakika bir görüşmem var. Sanılanın aksine daha az siyaset konuştuğumuz bir görüşmeydi. Bayramdı. Yani şöyle, siyaset de konuştuk ama bayramdı. İkimiz de çok duygusaldık. Hem çocukları konuşuyorsunuz bayram olunca, biz Ekrem Başkan’la işte ayrıca geçen sene Kurban Bayramı’nda Ferdi’yi kaybettik, onu konuşuyoruz. Bir sene önce ‘İnşallah içerideki son bayram’ diyorsun, üstüne iki bayram daha geçmiş, buraya gelmişsiniz falan. Öyle bir duygusal yönü, insani yönü kuvvetli bir görüşmeydi. Butlan meselesinde daha erkendi tabii. Partiye saldırı olmuştu. Orada hani böyle ‘Çok özel gizli’ veya ‘Yeni partiyi konuştular.’ Biz hiç öyle bir şey yapmadık. Daha o noktada da şey değil yani, o kadar detaya girecek bir durumumuz da yoktu. Ayrıca sanılanın aksine Ekrem Başkan Türkiye meselesi ile ilgili çok şey düşünen, parti meselesini de ‘Siz nasıl yapıyorsanız doğrusunu yapıyorsunuz.’ Hatta birkaç kere de böyle farklı düşündüğümüzde bizim söylediğimiz, benim söylediğim şeyin sonradan doğru oldu deyince, hep mesela parti meselesinde bir şey olursa İstanbul özelinde bile olsa hep dönüp ‘Özgür Başkan’a danışmadan Genel Başkan’a sormadan, son kararı ona bırakmadan kesin bir karar vermesin hiçbir arkadaş’ falan diye hep konuştuğu söylenir. Bu TGRT medyası ‘Yok işte efendim gittiler, şunu konuştular bunu konuştular.’ Biz Türkiye’nin her meselesini konuşuyoruz, parti ile ilgili çok şey de konuşuyoruz. Ama o bayram sanılanın aksine en az siyaset konuştuğumuz bayramdı. Çünkü bayram görüşmesi başka bir şeydir. Bu kalpsizler, ruhsuzlar, vicdansızlar cezaevinde ki bir babanın, bir evladın, bir eşin bayramda yanına gelen bir dostuyla ne konuşacağını hissedemeyecek kadar böyle duygusuz ve bunu provoke edecek kadar arsız oldukları için böyle şey yayıyorlar. Öyle söyleyebileceğim sürpriz bir şey yok. Hatta hangi gün diye bile toparlayamadım. Sonradan hatırladım bayramın üçüncü günüydü. 3,5 saat toplamı 24 kişi.”

“İNSAN OLMAKTAN ÇIKMAMAK LAZIM”

(Mutlak butlan AK Parti’nin bir kesiminde rahatsızlık yarattı mı?) “Arkadaşlarımıza söyleyen çok. (Devlet Bahçeli ile bir davetteki görüşmenize çok eleştiri geldi.) Ya merhabalaştık. Şunu söyleyeyim yani şimdi bir insan kendisi olmaktan vazgeçecekse eleştirilmeyebilir. Ben şey yapmam yani. Şimdi Devlet Bey’le ben Türk Eczacıları Birliği Genel Sekreteriyken o zamanda sağlık bakanlığı onlardaydı. Rahmetli. 2007 yılında ilk kez karşılaştım. 2011’den beri de geldiğinde gördüğümüzde, Grup Başkanvekili olduktan sonra farklı, Genel Başkan olduktan sonra farklı. Ben Devlet Bey’den çok kötü sözler duydum, çok ağır eleştiriler duydum. Ama bayram, seyran siyasilerin birbirini aramasını, hastalığında aramasını… Mesela şimdi Koç Topluluğu’nun şeyindeyiz. İlk önce bir merhabalaştık, uzak kaldık. Devlet Bey’in ben önünden geçerken başını kaldırdı selamladı. Öyle olunca ben yanına oturdum, ‘Nasılsınız, sağlığınız iyi mi?’ ‘Teşekkür ediyorum’ dedi, ‘Hatırını sordum. Siz de iyi misiniz, eyvallah.’ Kalktık gittik. Ne yapacağım ben Devlet Bey’e? Devlet Beyîn eleştirileri oluyor, bazen bize haksızlık yaptığı oluyor falan filan. 80 yaşında, yaşı benden fazla. Meclis’te çok defalar karşılaşmışız. Şimdi orada bir gidip bir kabalık yapıp da ‘aferin’ almanın bir takım toplumsal kesimlerden falan kimse düşünmesin. Özgür Özel öyle birisi değil ki. Biz ben Manisa’da böyle değilim ki burada öyle olayım. Biz Manisa’da AK Partilisi, MHP’lisi ile düğünü de birlikte yapıyoruz cenazeyi ile birlikte kaldırıyoruz. Biz Manisa’yı takip eden arkadaşlar, sizin de muhabir arkadaşlarınız biliyor. Manisa’da nasılsak ben burada da öyle olurum. Bu kadar kötülük görmeseydik, siyaset bu kadar gergin olmasaydı ben Tayyip Bey de orada oturuyor olsa ben gittiğimde ona da bir hatır sorarım. Yaşı benden büyük, tecrübesi benden fazla. Bana düşer. Burada ne olacak ki ben Devlet Bey’e, ‘Nasılsınız iyi misiniz? Yanına oturmuşum. Yerime geçmişim. Topu top 16 saniye falan yani. Vay efendim. Ben o değilim benden onu kimse beklemesin. Bir de insan olmaktan çıkmamak lazım. Hatır, selam bunlar öyle kimseyi küçültmez yani.”

“MİLLET BİZE TAZİYE VERMEKTEN BIKTI ARTIK”

(Farklı muhalefet partilerinden destek de aldınız. ‘Gelmedi’ dediğiniz bir destek oldu mu?) “Mesela butlan meselesine yaklaşımda yani Ali Babacan’dan Sayın Davutoğlu’na zaten yani İYİ Parti’nin sonraki tutumu da çok değerli, ‘Seçilmemişleri muhatap kabul etmem’ diyor falan. İYİ Parti’nin Zafer Partisi’nin tutumları hani bambaşka bir yerde ama bu butlan meselesine ‘İyi oldu, doğru oldu’ diyen bir tane muhalefet partisi yok. Bence bu muhalefet için çok çok kıymetli. Teker teker aradılar, sağ olsunlar. Hatta ben bazen diyorum, bize çok da ziyarete geliyorlar, çok da arıyorlar. ‘Arkadaşlar millet bize taziye vermekten bıktı artık’ yani. Öyle ki 19 Mart olmuş geldiler. Ferdi’mizi kaybettik geldiler. Gülşah’ımızı kaybettik geldiler. İstanbul il binasına saldırıldı işte kınadılar, gelenler oldu şey yapanlar oldu. Devamında yine bir sürü işte bu mutlak butlan kararı, bina saldırısı. Devamlı insanlar bize ‘Ya geçmiş olsun geçmiş olsun.’ Rejim o kadar sık saldırıyor ki dayanışma gösterenler artık taziye vermekten veya gelip şey yapmaktan bıktı insanlar bize diye acı acı gülümsüyoruz. Kimseye haksızlık yapmak istemem. Herkes kendi şeyinde yani farklı farklı hani. Şu da beni hayal kırıklığına uğrattı diyeceğim bir parti yok. Ama şöyle bir şey var mesela. MHP doğru ve kıymetli bir tutum almıştı. Hatta bir tweet atmıştı Fethi Bey seçim ve hukuk işlerinden sorumlu. Sonra o tweet’i sildiler, sonra da aldıkları tutumun çok dışında başka bir şey oldu. Orada anladım ki ben orada başka bir kurgu oldu Cumhur İttifakı’nın bu meseleyle pozisyonlanmasında MHP’nin yaptığı tutumda hani insani-vicdani-hukuki ve demokratik bir tutumdan Cumhur İttifakı’nın pozisyonu icabı bir tutuma geçildi. Hani onu şahıs olarak değil kurumsal olarak da. O bana hani bana nasıl söyleyeyim öbür türlüsü önemli. Cumhur İttifakı’ndalar, her şeyi yapıyorlar ama AK Parti yargı kolları bir iş yaptı, MHP yanlışa yanlış demeyi bilmişken o pozisyonun geri alınması demokratik açıdan üzüntü verici oldu. Ama yapacak bir şey yok yani. Oyunu sert oynayanlarla, oyunu çok doğru, dürüst ve ilkesel bir yerden oynayanların mücadelesi bu.”

“İFTİRANIN EN BÜYÜĞÜNÜ DUYDUK AMA ÖDÜLÜN EN BÜYÜĞÜNÜ ALDIK”

(Bir FETÖ suçlaması da yapıldı size, partideki başka isimlere…) Nasıl püskürdü geri? Yahu her şey yapışır, bu yapışmaz. Şundan dolayı yapışmaz. 2011 yılında geldik, gözümüzü açtık, ‘Merhaba’ dedik. 2009’da Ergenekon başlamış. Ben Ergenekon’da olanlara bakıyorum. Veli Ağbaba’yla sohbet ediyoruz, yeni de tanıştık. ‘Gidip bir görelim’ dedik, ‘Şu Ergenekon’u.’ Davaya ilk biz gittik. Bir numaralı FETÖ operasyonudur. Sonra Balyoz geldi, ‘Balyoz Kumpası’ diye kitap yazdık. Elimizden gelen ne varsa, ne varsa… İşte o zamanlar FETÖ’nün hedefinde olup, şimdi AK Parti’nin güdümünde olan bir – iki arkadaş var. O günlerde neler söylediler. Onun biri söyledim diye bana düşmanlık yapıyor. Biz bu FETÖ’ye karşı ne yapmamız gerekiyorsa onu yaptık. Darbe gecesi darbeye kalkıştılar, Meclis’e koşan biziz. Ondan sonra Genel Başkan’a ulaşmaya çalışan, ‘Aman hızlı tweet atın, çabuk atın, sert atın, net atın’ diyen biziz. (O zaman Kemal Bey’e yani?) Tabii, Genel Başkan’dı o zaman. Kemal Bey’in şimdiki ekibinden ‘Ya ne işin vardı orada’ veya ‘Bizim ne işimiz vardı orada’ diyenler ayrı. Biz kapalı Meclis’i açtırmışız. 12 yıl önce bir FETÖ’cü… Manisa’da bir konserve, turşuluk konserve FETÖ’nün. Oraya kayyım atıyorlar. Atadıkları adamın FETÖ geçmişi var. Biz de onu eleştirdik. O da avukat. Bir ifadede biri ‘Özgür Özel’i de sok’ demiş. O taraf da hazırlıksız, bu taraf da hazırlıksız. ‘Özgür Özel’in de adını buraya sok.’ Adam şöyle bir ifade vermiş. ‘Özgür Özel Salihli‘de eczacıdır.’ Benim eczanem Manisa’da. Arada 80 kilometre mesafe var. ‘2010 yılında biz onu parlattık.’ Ben 2007’de ayrılmışım, Türk Eczacıları Birliği Genel Sekreterliği‘ne gelmişim. ‘Salihli Eczacı Odası Başkanı’ diyor, Manisa Eczacı Odası Başkanıyım. Salihli‘de eczacı odası yok. 2007’de o görevim bitmiş, Türk Eczacıları Birliği’ne gelmişim. O diyor ki ‘Biz onu 2010’da patlattık’ filan. İfade, alındığı zaman da hiçbir değeri olmayan yalan bir ifadeydi. Bu ifadeyi bir ara birileri böyle bir Kemal Bey’e ulaştırmıştı, biliyorum ben. Parti içi bir şeyle ilgili. Bir Kemal Bey’in elinde görmüştüm böyle. Hatta dedi ki ‘Senin hakkında böyle bir ifade varmış, bana bunu biri getirdi.’ Ben de bu beş tutarsızlığı söyledim. Dedim ki ‘Ben 2007’de falan…’ ‘Yok ya’ dedi Bir de işte TGRT’cilerden duymaya başladık, ifadeyi dolaşma filan. Biz o konuda teflonuz ama en kıymetlisi ne? Yani Kumpas-Der var, Balyoz mağdurlarının aileleri. Rahmetli Ali Tatar’ın kardeşi Ahmet Tatar’ın Başkanı olduğu. Onların yaptığı açıklama bana bu anlamda hakaretlerin, iftiranın en büyüğünü duyduk ama ödülün en büyüğünü de aldık. Bir de İlker Başbuğ. Yahu düşünün, iki kere ağırlaştırılmış müebbet cezası verdiler bu ülkenin Genelkurmay Başkanı’na FETÖ’cüler. Dimdik durdu, ‘Karargahım Silivri’ dedi. Biz de devamlı ziyaretine gitmiştik. Üsküp doğumlu benim dedem gibi. Delikanlı. Yanlış anlaşılmasın, ‘Dedem gibi’ dediğim. Hemşehrim. Lütfi Türkkan’ın kızının nişanında şahitlik yaptık en son birlikte. O çıktı açıkladı, ‘Özgür Özel öyle bir şey denir mi?’ diye. Onun yanında daha birçok önemli açıklama oldu, hepsi çok kıymetliydi. O yüzden o işler bize yapışmaz ama buna bile tenezzül ettiler. Buna haydi AK Parti yargı kolları tenezzül ediyor. Ama parti içine bu alet edilince çok büyük bir stratejik hata. Onu nasıl geriye püskürttü toplum gördünüz.”

“BU OYUNU SEÇMEN BU SEFER BOZACAK”

(1977’de bir başarısı oldu sosyal demokratların, CHP’nin. Arkasından Maraş ve Çorum. 1991, arkasından faili meçhullar, Uğur Mumcu. 2024’e geldik İBB, arkasından mutlak butlan… Ne zaman seçmen sosyal demokratlara sığınsa bu depremlerin yaşanması tesadüf mü?) Bu oyunu seçmen bu sefer bozacak. Ben seçmenin sandık sabrına çok güveniyorum. Gerçi artık böyle hani bir ezber, ‘O milleti sokağa mı çağırıyorsun?’ Bir gün tepem attı, ‘Evet sokağa çağırıyorum ama kimsenin burnu kanamayacak’ dedim. Risk de aldık ama o sokak fobisini kırdık. Şimdi eleştiriliyor ya. ‘Sokakları mı karıştırmak istiyor?’ Ne karıştıracağım sokakları. Sokağı kalabalıklaştırmak, meydanları doldurmak, toplumsal tepkiyi görünür kılmak ve meydanlardan güç almak, meydanlara umut vermek istiyoruz yani. Bizim mevzumuz bu. Ondan sonra o kadar; 250, 254 tane miting yapmışım ve bir kişinin burnu kanamış. ‘Burnu kanamamış’ derken, kavga olmamış. Bayılanlar falan oluyor maalesef sıcaktan, soğuktan. Bir kişinin cüzdanı çalınmamış. Bir kişi ‘Tacize uğradım burada’ dememiş. Olabilecek en ahlaklı, en inançlı, en değerli kalabalıklar toplanıp toplanıp 254 kere dağılmışlar yani. Özellikle 19 Mart’tan sonra 116 kere bunu yapmışız. O yüzden bu önemli. Ama bizim milletin geneli öyle meydana çıkıp tepki göstermek yerine bir sandık sabrı gösterir. Günü gelince haklıyı, haksız orada ayırır. Hatta böyle işte ‘Şuna oy vereceksin’ dediğinde inadına vermez. Devlette millet karşı karşıya gelmek istemez. Bizim millet devletini sever. Askere çağırır, gider. Vergi ister, verir. Oğlunu yollar, şehit olur. ‘Vatan sağ olsun’ der. Ama sandığına eli uzatılınca o eli kırar. Generaller ‘Buraya vereceksin’ dediler, Özal’a verdiğinde de öyle oldu. Son seçimlerde 31 Mart‘ta, uzman çavuşları bindirip bindirip götürdüler. Hiç gitmedikleri ve hiç gitmeyecekleri şehirlerde oy kullandırttılar. Ya da TRT‘yi, Anadolu Ajansı’nı, bütün billboardları karşımıza diktiler. Ne zaman valiler il başkanı, kaymakamlar ilçe başkanı oldu, ne zaman 100 billboard’un 99’u AK Parti’nin, 100 TRT yayının 98’i AK Parti’nin oldu, millet ‘Dur’ dedi. Millet devleti yendi. O yüzden bizim milletin karşısına dikme devleti, devleti yener ve sonra millete saygılı bir devlet yeniden oluşur. O noktada 1960 darbesi de yanlıştı. Erdoğan’ı millet seçmişti, üç ay hapiste tutulması da yanlıştı. Ekrem İmamoğlu’nu millet üç kere seçti, onu içeri atılması da yanlıştır. Özgür Özel‘in bugün gördüğü bu toplumsal destek varsa kendi şahsına değil; uğradığı haksızlığa, partisinin, kurumunun uğradığı haksızlığa bir reaksiyondur. O yüzden ben bu milletin sandık sabrına güveniyorum, inanıyorum. Ona kimi ‘dip dalga’ diyor, kimi başka bir şey diyor. Ama sandığa kavuştuğunda çok ağır bedel ödetecek. Onu da görüyorum yani.”

“HER ŞEYİ YAPABİLİRLER, GÖRDÜK”

(İktidarın, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili CHP’ye yönelik girişimleri olacak mı?) “Her şeyi yapabilirler, gördük. Ben bunların ‘Bunu bunu bunu yapabilir mi?’ diye sorduklarında her seferinde söyledim. ‘Denemesi bedava’ diye. Bakın denediler, ne oldu? Mutlak butlan kararını verdiler. Toplumsal kabul mü gördü? Görevlendirdikleri bir meşruiyet mi buldu? Parti ortadan ikiye mi bölündü? Ne oldu? Parti yüzde 99,9 ve yüzde 0,1 olarak, anket diye sorduğunuzda CHP adını duyunca, logosunu görünce 1,5 – 2 – 2,5 diye söyleniyor ama bir başka. Benim istemediğim soruya bile verilen cevap yüzde 35. ‘Başka parti kurulursa bilmem ne falan.’ O yüzden millete güveniyorum, halka güveniyorum, partinin üyelerine güveniyorum, gönül verenlerine güveniyorum. Gençlerin dinamizmine güveniyorum. O yüzden her şeyi deneyebilirler. Biz de buna karşı var gücümüzle mücadele etmek durumundayız. Önemli olan teslim olmamak. Önemli olan eldeki bayrağı bırakmamak. Millet eline bir bayrak vermiş zoru görünce atıp kaçarsan bir daha vermiyor o bayrağı. Tutacaksın, o bayrağı tutmanın sonu bazen Ulubatlı Hasan. Bayrağı tutmanın onuru Ulubatlı Hasan’ın torunlarına, hemşehrilerine kaldı. Kendi bayrağı tuttu sadece. Bir şey olmadı, hayatını kaybetti. Ama önemli bir şey. O yüzden şeyi görmek lazım, ben her genç veya her çocuk bu ülkenin kuruluş mücadelesini gördüğünde kendi içinde onu hisseder ve böyle bir gün geldiğinde vazifeye atılmak için bir an bile tereddüt etmemek üzere motivedir. Atatürkçü gençler böyledir. Ben o motivasyonu çocukluktan beri içimde hissediyorum. Nasip oldu; üzülsek de, acı da çeksek, bedeller de ödesek, saldırılara da uğrasak vazifeye atılmak için bir an bile tereddüt etmemem gerektiğini bilerek yetişmişim. Gülseren Hasyamanlar benim ilkokul öğretmenim, 94 yaşında. İzmir’de şimdi beni belki yattığı yerden yine izliyor. Bize böyle öğretti. Ben iki emekli öğretmenin evladıyım. 10 yaşında gittim devlet parasız yatılı bursuyla. Ona bulaştırmayım, buna bulaştırmayım, yakınlarıma saldırıyorlar. Sağdıcımı aldılar içeri attılar. Sağdıcımın şoförünü, benim eski danışmanımı… Hesaplarına bakmışlar, bilmem ne bakmışlar. Kör kuruş benimle ilgili bir tane bulamaz, bulamayacağını da biliyor. Zaman zaman böyle bir şey derlerdi. Bizim arkadaşların hep söylediği bir şey var. ‘Herkese bulaşır sana bulaşmaz.’ Ama bununla da muhatap olduk, bu rezaletlerle de muhatap olduk. Duracağız, mücadele edeceğiz. Sandığı kaçırmaya çalışırlarsa milletin elinden onları kimse kurtaramaz. Açık söylüyorum. Demin de söyledim. Tabut geliyor oğlunun tabutu ‘Vatan sağ olsun’ diyor. Ama ‘Ver bakalım şu sandığı, biz senden bunu kaçırıyoruz’ deyince, ‘Vatan sağ olsun, doğrusunu siz bilirsiniz’ demiyor. Şehit oğlunun başında gidiyorlar diyorlar ki ‘Şöyle olacak böyle olacak.’ ‘Vatan sağ olsun, nasıl derseniz öyle. Doğrusunu siz bilirsiniz komutanım, doğrusunu sen bilirsiniz milletvekili, Sayın Cumhurbaşkanım vatan sağ olsun.’ Ama bir de bakalım, ‘Sen seçmeyeceksin, benim dediğim olacak zorla’ de. Bu millet dünya üzerinde sandığı duyarlılığı, inancı, bağlılığı en yüksek dördüncü ülke diye araştırmalarda okudum. Geçtiği sınamalardan bakarsan en yüksek ülke. Kimse enseyi karartmasın, morali bozmasın. Bu parti ne badirelerden çıktı, bundan da çıkacak. Bu partinin evlatları bu partiyi iktidar yapacak.”

Exit mobile version