Sitcom’un kökenleri aslında televizyondan bile eskiye, 1920’li yılların radyo tiyatrolarına dayanır. İnsanların evlerinde radyo başında toplandığı o dönemde, her hafta aynı karakterlerin başına gelen komik olaylar silsilesi bir gelenek haline geldi. Televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte 1940’ların sonunda (ilk örneklerden biri Pinwright’s Progress kabul edilir) bu format ekrana taşındı.
itcom’un dünyadaki başarısı aslında psikolojik bir temele dayanır. Bu diziler, karakterlerini zamanla birer kurgu kahramanı olmaktan çıkarıp evimizin içine, soframıza veya yan koltuğumuza yerleştirir. Onların hangi olaya nasıl tepki vereceğini, hangi şakaya nasıl güleceklerini bildiğimiz o “aşinalık” duygusu, izleyiciyle karakter arasında kopması güç bir bağ kurar.
Modern dünyanın kaosu ve belirsizliği içinde, o 20 dakikalık sürede her şeyin bir şekilde tatlıya bağlanacağını, sorunların kahkahalarla çözüleceğini bilmek bize eşsiz bir konfor alanı sunar. Uzun, ağdalı ve zihin yoran dramların aksine sitcomlar; günün yorgunluğunu üzerimizden atmamızı sağlayan, her bölümde taze bir başlangıç sunan en pratik ve samimi “kaçış” biletidir. Bir nevi, her akşam ziyaret ettiğimiz eski bir dost meclisi gibidir. İşte televizyon tarihine damga vuran, karakterleriyle devleşen o unutulmaz diziler;
ALF (1986 – 1990)
Melmac gezegeninden gelen, tüylü, burnu kocaman ve kedilere karşı özel bir iştahı olan uzaylı ALF’in (Alien Life Form), Tanner ailesinin garajına çakılmasıyla olaylar başlar. Sıradan bir orta sınıf Amerikan ailesi olan Tannerlar, ALF’i davetsiz bir misafir olarak kabul eder ve onu meraklı komşulardan, hükümet ajanlarından saklamaya çalışırlar. ALF’in dünyadaki kurallara uymayan asi tavırları, ukalalığı ve ev halkıyla kurduğu absürt diyaloglar dizinin ana mizah kaynağıdır. Uzaylı bir karakterin aile bağlarını ve dünyevi alışkanlıkları sorgulaması, diziyi hem komik hem de düşündürücü kılan temel unsurdur.
Seinfeld (1989 – 1998)
Kendisini “hiçbir şey hakkında bir dizi” (a show about nothing) olarak tanımlayan Seinfeld, günlük hayattaki küçük, sinir bozucu ama aslında çok komik olan detaylara odaklanır. Stand-up komedyeni Jerry Seinfeld, nevrotik arkadaşı George Costanza, eski sevgilisi Elaine ve tuhaf komşusu Kramer’ın başına gelen olaylar, New York sokaklarında geçer. Modern hayatın anlamsız kuralları ve sosyal ilişkilerin saçmalıkları üzerine yapılmış en zeki sitcomdur. Belirli bir ana konusu olmamasına rağmen, karakterlerin bencilce ama dürüst yaklaşımları türün kurallarını yeniden yazmıştır.
Friends (1994 – 2004)
New York, Manhattan’da yaşayan 20’li yaşlarındaki altı arkadaşın (Rachel, Monica, Phoebe, Joey, Chandler ve Ross) hayatını merkezine alır. Dizi, bu grubun kariyer basamaklarını tırmanırken yaşadıkları zorlukları, karmaşık aşk hayatlarını ve en önemlisi “arkadaşlığın aileye dönüştüğü” o sıcak bağı anlatır. Central Perk adlı kafedeki o ikonik turuncu koltukta geçen sohbetler, 10 yıl boyunca bir neslin büyümesine tanıklık etmiştir. Hem duygusal hem de kahkaha dolu olan dizi, final yapmış olmasına rağmen hala dünyanın en çok izlenen yapımları arasındadır.
That ’70s Show (1998 – 2006)
1970’li yılların Wisconsin’inde geçen dizi, bir grup gencin Eric Forman’ın bodrum katında toplanarak geçirdikleri büyüme sancılarını anlatır. Dönemin hippi kültürü, rock müzik patlaması, geniş paçalı pantolonlar ve kuşak çatışmaları mizahi bir dille ele alınır. Özellikle karakterlerin bir yuvarlak etrafında dumanlı bir ortamda (genelde sansür gereği kamera dönerek çekilir) yaptıkları felsefi ve komik sohbetler dizinin imzasıdır. Ergenlikten yetişkinliğe geçişin o tatlı-sert hikayesini 70’lerin retro atmosferiyle harmanlar.
Coupling (2000 – 2004)
İngiliz mizahının en keskin örneklerinden biri olan dizi, üç kadın ve üç erkekten oluşan bir arkadaş grubunun ikili ilişkilerini ve cinsellik üzerine yaptıkları sansürsüz, dahice kurgulanmış sohbetlerini konu alır. İlişkilerin karmaşıklığını “The Giggle Loop” (Gülme Döngüsü) gibi orijinal teorilerle açıklayan yapım, Friends’in daha yetişkin ve İngiliz tarzı bir versiyonu olarak görülür. Senaryosundaki zeka dolu kurgu oyunları, zaman atlamaları ve farklı bakış açılarından anlatılan aynı olaylar diziyi teknik anlamda da eşsiz kılar.
Two and a Half Men (2003 – 2015)
Çapkın ve zengin reklam müziği yazarı Charlie Harper’ın Malibu’daki lüks hayatı, boşanmış olan kardeşi Alan ve onun küçük oğlu Jake’in eve yerleşmesiyle altüst olur. Charlie’nin hedonist yaşam tarzı ile Alan’ın şanssız ve pısırık karakterinin çatışması üzerine kurulu olan dizi, uzun yıllar boyunca ekranların en yüksek reytingli yapımlarından biri olmuştur. Kadın-erkek ilişkilerine dair kaba ama dürüst mizahı ve Charlie Sheen’in kendi hayatından esintiler taşıyan performansıyla sitcom tarihinin en popüler “erkek dünyası” hikayelerinden biridir.
The Office (US) (2005 – 2013)
Bir kağıt şirketi olan Dunder Mifflin’in Scranton şubesinde geçen olayları, “mockumentary” (sahte belgesel) tarzında anlatan bir başyapıttır. Dünyanın en kötü ama en sempatik patronu olmaya çalışan Michael Scott, ofisteki absürt karakterler, Jim ve Pam’in bitmek bilmeyen romantizmi ve Dwight Schrute’un çılgınlıkları dizinin temelidir. İzleyiciye “utançtan yerin dibine girme” (cringe) duygusunu yaşatırken aynı zamanda karakterlerin derinliğiyle hüzünlendirir. Ofis hayatının sıradanlığını, hayatın en komik trajedisine dönüştürmeyi başarır.
How I Met Your Mother (2005 – 2014)
2030 yılında Ted Mosby’nin çocuklarını karşısına alıp “Annenizle nasıl tanıştım?” sorusuna yanıt vermesiyle başlayan dizi, aslında devasa bir flashback hikayesidir. Ted ve dört yakın arkadaşı (Barney, Robin, Marshall, Lily), Manhattan’daki MacLaren’s Pub’da hayatın sillesini yerken, Ted’in “doğru kadını” bulma arayışı izleyiciyi sürükler. Barney Stinson’ın efsanevi “Challenge Accepted” mottosu ve Marshall-Lily çiftinin kusursuz aşkı, diziyi bir romantik komedi klasiği haline getirmiştir. Gizem unsuruyla izleyiciyi yıllarca ekrana bağlamayı başarmıştır.
The Big Bang Theory (2007 – 2019)
Üstün zekalı ama sosyal becerileri neredeyse sıfır olan iki fizikçi Leonard ve Sheldon’ın hayatı, karşı dairelerine taşınan güzel ve dışa dönük garson Penny ile tamamen değişir. Leonard, Penny’ye anında aşık olurken, Sheldon’ın takıntıları ve kuralları hayatı herkes için zorlaştırır. Onlara eşlik eden mühendis Howard ve astrofizikçi Raj ile birlikte “geek” kültürünün zirve yaptığı dizi; bilimsel espriler, çizgi roman tutkusu ve dahi insanların sıradan dünyayla olan komik çatışmasını işler. “Zeki olmanın yeni havalı” (Smart is the new sexy) olduğu bir dönemi başlatmıştır.
Chuck (2007 – 2012)
Bir teknoloji marketinde çalışan “ezik” ama altın kalpli bilgisayar dehası Chuck Bartowski, eski bir arkadaşından gelen gizemli bir e-postayı açınca, devletin en gizli sırları (Intersect) beynine yüklenir. Artık o, yürüyen bir veri bankasıdır. CIA ajanı Sarah Walker ve NSA ajanı John Casey onu korumakla görevlendirilirken, Chuck bir yandan casusluk dünyasına alışmaya çalışır, bir yandan da Sarah’ya aşık olur. Aksiyon ve sitcom türünü başarıyla harmanlayan yapım, her bölümünde hem heyecan hem de samimi bir kahkaha vaat eder.
Modern Family (2009 – 2020)
Birbirine bağlı üç farklı aile modelini (geleneksel, eşcinsel ve çok kültürlü/yaş farkı olan) sahte belgesel formatında takip ederiz. Jay Pritchett, genç ve güzel eşi Gloria ile yaşarken; çocukları Claire ve Mitchell da kendi aileleriyle uğraşmaktadır. Dizi, aile içindeki kuşak çatışmalarını, yanlış anlaşılmaları ve modern dünyanın getirdiği yeni aile dinamiklerini inanılmaz bir samimiyet ve espri kalitesiyle sunar. Karakterlerin doğrudan kameraya konuşarak itiraflarda bulunması, izleyiciyle kurulan samimiyeti en üst seviyeye çıkarır.
Community (2009 – 2015)
Diploması sahte olduğu için avukatlık lisansı iptal edilen Jeff Winger, mecburen Greendale Devlet Koleji’ne yazılır. Orada, güzel bir kızı etkilemek için kurduğu sahte İspanyolca çalışma grubuna birbirinden uyumsuz yedi kişi katılır. Dizi, sıradan bir okul komedisi gibi başlasa da kısa sürede “popüler kültür göndermeleri”, “konsept bölümler” (paintball savaşları gibi) ve meta-mizahın zirvesine çıkar. Dizi ve film klişeleriyle dalga geçen, her bölümünde bambaşka bir janra bürünen televizyonun en yaratıcı işlerinden biridir.
Brooklyn Nine-Nine (2013 – 2021)
New York’un 99. bölgesindeki bir polis karakolunda geçen bu dizi, bir polisiye olmaktan ziyade harika bir ofis komedisidir. Yetenekli ama çocuk ruhlu dedektif Jake Peralta ile disiplin delisi, duygusuz görünen Kaptan Raymond Holt arasındaki çatışma dizinin kalbidir. Karakoldaki her bir dedektifin (Amy, Terry, Rosa, Charles, Hitchcock ve Scully) kendine has tuhaflıkları vardır. Dizi, toplumsal konulara hassas yaklaşımı ile komedi dozunu hiç düşürmeden harmanlamayı başaran nadir yapımlardan biridir.
