CHP Genel Başkanı Özgür Özel, destek ve dayanışma ziyaretinde bulunan Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş ve beraberindeki heyet ile CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Görüşme sonrasında konuşan Baş, mutlak butlan kararı sonrasında parti olarak yazılı açıklama yaptıklarını ve Parti Meclisi’ni topladıklarını hatırlattı.
Baş, “Bugün o değerlendirmenin üzerimize yüklediği görevlerin, sorumlulukların ilki olarak Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel ve heyetini, parti heyetimizle birlikte ziyaret ettik. Bu ziyarette bir taraftan dayanışma duygularımızı paylaştık, kendileriyle dayanışma içerisinde olacağımızı ifade ettik ama aynı zamanda meselenin asla CHP’nin iç işi, sadece CHP’ye dönük bir yargı kararı olarak değerlendirilemeyeceğini düşündüğümüzü de bir kez daha sizler aracılığıyla Türkiye kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz” dedi.
“TÜRKİYE’NİN ÜZERİNDE BİR VESAYET OLUŞTURMAYA ÇALIŞTIKLARINI GÖRÜYORUZ”
“Dolayısıyla biz bugün burada yargıya ilişkin, hukuka ilişkin bir değerlendirme yapmıyoruz. Bu meselenin bu çerçevede ele alınmasının da mümkün olmadığını düşünüyoruz. Dikkati çekmek istediğimiz husus şudur: Türkiye’de çok uzun zamandır önce tek parti iktidarı olarak başlayan, sonra tek adam iktidarına dönüşen bir iktidar pratiği ile karşı karşıyayız” ifadesini kullanan Baş, şöyle konuştu:
“Bunlar iktidara gelirken ‘Yeter, söz milletin’ sözüne atıf yapıyorlardı. Bunlar iktidara gelirken halkın üzerindeki elitlerin, yargının, ordunun, devletin vesayetine karşı sözler söylüyorlardı. Türkiye’deki antidemokratik uygulamalardan şikayet ediyorlardı. Geride kalan 25 yıl içerisinde de daha önce eleştirdikleri ne varsa adım adım, her gün bunları hayata geçirdikleri ve bugün sadece siyaset kurumunun üzerinde değil, tüm Türkiye’nin üzerinde bir vesayet oluşturmaya çalıştıklarını görüyoruz. 25 yıldır adım adım, her gün bu ülkede demokrasinin, özgürlüklerin, yurttaşlık haklarımızın gasp edildiği bir süreci hep beraber yaşadık. Dün ortaya çıkan sözde mahkeme kararı da bize göre aynı sürecin yeni bir adımıdır. Önce Türkiye’de insanların istedikleri kişiyi belediye başkanı seçmesini engellediler. İstemedikleri kişilerin milletvekili olmasını engellediler. Zaman zaman anayasayı, yasayı, hukuku ayaklar altına alarak bu insanları cezaevinde hapis tuttular. Kayyum atadılar. İstemedikleri kişinin aday olmasını engellemek için ellerinden gelen her şeyi devreye soktular. Şimdi ‘Karşımızdaki adayı da biz belirleyeceğiz, ülkedeki ana muhalefet partisinin liderini de biz belirleyeceğiz, yönetimini de biz belirleyeceğiz’ dedikleri akılalmaz bir noktaya doğru ülkeyi getirdiler.
“AMAÇ HALKI KORKUTMAK”
Amaç, 25 yıldır yapamadıklarını yapmak. Amaç, Türkiye’de emekçi, yoksul halkı korkutmak, sindirmek ve teslim almaktır. O yüzden buradan sesimizin ulaştığı bütün yurttaşlara söylemek istiyorum: 25 yıldır en büyük acıları bu kadar baskıya, şiddete, zora, hukuksuzluğa rağmen bizleri teslim alamamış olmalarıdır. Şimdi yeni bu saldırıyla da lütfen bizleri teslim almasınlar. Eğer içimizde üzülen varsa, eğer içimizde yılgınlığa düşen, yorulan varsa açık çağrı yapıyorum: Akbelen’de vatanına, toprağına sahip çıkan köylülere bakarak içinizdeki yılgınlığı söküp atın. Ankara’nın göbeğinde hakkını almak için direnen maden işçilerine bakarak içinizdeki korkuyu, yılgınlığı, teslimiyeti söküp atın. Aylardır cezaevinde sadece gerçekleri yazdığı için tutuklanan gazeteci İsmail Arı’ya bakın. 10 yıldır Edirne’de direnmeye devam eden Selahattin Demirtaş’a bakın. 3 yıldır Silivri Cezaevi’nde tutulan Hatay Milletvekili Can Atalay’a bakın. Bir buçuk yıldır cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’na bakın. Bütün bu arkadaşlarımız, hukukçular, hepsi hep birlikte.
“HAKSIZLIK KARŞISINDA DİRENEN HERKESİN YANINDAYIZ”
Bu ülkede 301 madenci öldü. O madencilerin katilleri sokakta ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı, maden işçilerinin haklarını savunduğu için cezaevinde tutuluyor. İlk defa bir hukuksuzlukla karşılaşmıyoruz. Onlar hukuksuzluk yapmayı biliyorsa biz de direnmeyi biliyoruz. Herkes birbirine baksın; komşusuna, eşine, dostuna, iş arkadaşına, hemşehrisine baksın. Emin olun bu ülkenin emekçileri, alın teriyle yaşayan onurlu insanları onlardan çok daha güçlüdür. Sonunda mutlaka biz kazanacağız. Hiç kimse yılgınlığa kapılmasın. Haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayan kim olursa olsun; rengine, inancına, kültürüne, ırkına, cinsiyetine bakmadan, haksızlık karşısında direnen herkesin yanında olmayı bir görev olarak görüyoruz.”
