YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, YENİ Parti Ankara İl Başkanlığı Ön Seçimi açılışına katıldı.
MURAT KARAYALÇIN’A ROZET TAKTI
YENİ Parti’ye katılan Eski Başbakan Yardımcısı ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı Murat Karayalçın’a rozetini takan Özel, burada yaptığı konuşmada, önemli mesajlar verdi.
‘FATMA BETÜL SAYAN KAYA 2,2 MİLYARLIK VURGUNU YAPARKEN SANA MI GÜVENDİ?’
Konuşmasında, Türkiye’nin gündemindeki fon krizine değinen Özel, Erdoğan’a zor sorular yöneltti.
Özel, şu ifadeleri kullandı:
“Basit birkaç sorumuz var Sayın Erdoğan. Buradan soruyorum. Fon şirketlerinin yönetimine o isimleri dış güçler mi atadı, sen mi atadın? Fatma Betül Sayan Kaya 2,2 milyarlık vurgunu yaparken sana mı güvendi, dış güçlere mi güvendi?
‘Türkiye Yüzyılı’ sloganını bulanlar yüzyılın soygununu tasarlarken yanlarında dış güçler mi vardı? Parti Sözcüsü Ömer Çelik’i Bodrum’da fon vurguncusuyla baş başa tatile dış güçler mi yolladı? Hayati Bey’in oğlunun mal varlığından tedbiri dış güçler mi kaldırdı? O yüzden şunu çok net ortaya koyalım. Hani yine kendi söylediğim bir sözle sana bir hatırlatma yapalım. Milletin parası çalınırken hepiniz oradaydınız be, hepiniz oradaydınız.”
“SAYIN KARAYALÇIN’IN KATILIMI HEPİMİZE GÜÇ OLDU”
Özel, Ön Seçim konuşmasında şunları söyledi:
“Değerli arkadaşlar bazı anlar vardır; yaşanacak bazı anlar, geride bırakılacak bazı anlar. O an göreviniz ne olursa olsun öyle çok heyecanlı, kolayca yerine getirilemeyecek, gırtlağınızın düğümlendiği, yıllarca geriye gittiğiniz bir andır.
Aklımın erdiğinden beri siyasete, sosyal demokrasiye gönül verdiğimden beri, gözümü açtığımdan beri siyasette en dikkatle takip ettiğim, hep örnek aldığım kişiliğiyle, tertemiz siyaset anlayışıyla, hem siyasette hem sosyal hayattaki katıksız centilmenliği ile Sayın Murat Karayalçın’a bir gün bir yerde rozet takacağım aklımın ucundan geçmezdi.
Sayın Karayalçın, öyle bir sorumluluğun, öyle bir nezaketin insanidir ki bugün Ankara’da Ankara il kongresinde aramıza katılacak, gücümüze güç verecek nezaketi gösterip, hafta içinde de bunu kamuoyuyla paylaştı. Çok zor günlerden geçiyoruz. Umudumuz bu zorlukları geride bırakmak ve hep birlikte menzile ulaşmak. Bunu yaparken her birimizin, en gencimizin dinamizmine, en kıdemlimizin tecrübesine her şeyden çok ihtiyaç duyduğumuz günlerdeyiz. Sayın Karayalçın’ın partimize katılımı güç vermiştir, hepimiz için ilaç olmuştur, doping olmuştur, kuvvet olmuştur. Kendisini yürekten saygıyla selamlıyorum. Hoş geldi, şeref verdi.”
“YOZGAT’TA PARTİMİZE BÜYÜK BİR İNANÇ VAR”
“Sayın Genel Başkanım, önceki dönem Genel Sekreterim, Değerli milletvekillerimiz, parti yöneticilerimiz, Ankara’nın Kurucu İl Başkanı ve il yönetimi, İlçe Başkanları ve ilçe yöneticileri, belediye başkanları, belediye yöneticilerimiz ve hiç eskisi olmayan, her biri birbirinden yeni, her biri pırıl pırıl YENİ Parti’nin yepyeni üyeleri, değerli yol arkadaşlarım hepiniz hoş geldiniz, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Eskiyi geride bırakanları, yeniyi kurup sahiplenenleri Ankara’nın yiğit evlatlarını bir kez daha selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Biraz önce Sayın Divan Başkanımız da ifade etti. Dün üç gün süren Ekrem Başkanımızın savunması ki bugün sabah saatlerinde de öğleye kadar devam etti. O savunmayı dinledik. Bugün için savunma planlanmamıştı.
O yüzden il kongremizi, bugüne ve yarına planlamıştık. İlçe kongrelerinde büyüdüğüm, yetiştiğim İzmir Gaziemir’den, Bornova’dan başlayıp; sonrasında kendi ilçem Manisa Yunusemre’de oy kullanıp, ertesi gün Balıkesir’de ve İstanbul’da beş ayrı ilçe kongresinde kongremizi, kongremizdeki, partimizdeki yeni yaklaşımımızı görünür kılmaya çalışmıştım. Dün akşam gece saatlerinde Ankara’ya vardık. Sabahın erken saatlerinde Yozgat’a hareket ettik.
Yozgat hiç şüphe yok ki partimizin aldığı mütevazı oylarla iktidar partisine, Cumhur İttifakı bileşenlerine geçmişte verdiği yüksek destekle 19 Mart darbesinden sonra kimse Yozgat’ta bir eylem, bir hareketlilik beklemezken hiç kimsenin dolduramadığı bir meydanı herkesin uzak doldurduğu kısımları dahi tıka basa doldurduğumuz, meydana varırken traktörün üzerinden kasketimizle Türkiye’deki tüm çiftçileri selamladığımız ve Türkiye gündeminde uzun süre yer alan o mitingden sonra, Yozgat’ta büyük bir değişim, büyük bir hareketlilik, YENİ Parti’nin yeni yolculuğuna büyük bir inanç vardı.
Oradan aldığım daveti, oradaki beklentiyi değerlendirerek sabah saat 10.00’da il kongrelerimizden ilkinin açılış konuşmasını Yozgat’ımızda yapıp, oraya sonrasında Kırıkkale’ye ve buraya dün İstanbul’dan başta Ekrem Başkan bütün arkadaşlarımızın selamlarını getirip, buraya da Yozgat’ın çok yürekten selamlarıyla ve Kırıkkale’nin coşkusuyla gelmiş bulunuyorum. Hepiniz yol arkadaşlarımızın selamlarını kabul buyurunuz.”
“İNANAMAYARAK, ÜZÜLEREK, KAHROLARAK GÖRDÜK…”
“Bugün şüphesiz Yozgat’ta başlayıp, Ankara’da tamamladığımız bu ilk kongrelerimizle birlikte çok önemli bir ilk adım atıyoruz. Belki bugün YENİ Parti için ilk ve ayrıcalıklı bir adım. Ama yürekten inanıyorum ki ilerleyen dönemlerde Türkiye siyaseti için de büyük bir kazanım ve geri adım atılamayacak bir aşamayı kaydediyoruz.
Çünkü YENİ Parti’yi kurarken hiç şüphe yok ki bir zorluktan, bir zaruretten, kurulduğu günden beri hiç seçim kaybetmemiş Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim kaybetmeyi hazmedememesinden, ‘Eğer İstanbul’u kaybedersem Türkiye’yi kaybederim’ diyen Erdoğan’ın bu konuda kanaatinin pekişmesinden,
Cumhuriyet’in en büyük kazanımı sandıkla gelip sandıkla gitmek istemeyen birilerinin karşısındaki yegane güç olan Türkiye’nin kurucu partisini adaysızlaştırmaya, lidersizleştirmeye, kurumsuzlaştırmaya çalışmasından, giriştikleri yargı darbesinden, bu darbeyi maalesef içimizden, geride bıraktığımız o içerden bir takım işbirlikçileri bulmalarından, kaybedilmiş bir seçimi yargı, usulüne göre onayladıktan, itirazlar varsa değerlendirildikten sonra bitmiş ve bu konu anayasal güvence altındayken Adalet ve Kalkınma Partisi’nin talimatlandırdığı birilerinin talimatlandırdığı bir mahkemeyle yapılan yargı darbesinden sonra çok zorluğu, çok güç günleri birlikte yaşadık.
Önce butlan kararını duyduk, bu karara karşı bu kararı kabul edip görev almayı kabul edenleri inanamayarak, üzülerek, kahrolarak gördük.”
“OTOBÜSÜMÜZ BİLE YOKTU”
“Ama oradaki çok küçük bir azınlığa karşı birlikte yol yürüdüğümüz, 47 yıl sonra partimizi birlikte birinci parti yaptığımız, Ankara’da 15 ilçe, biri büyükşehir 16 belediyeyi birlikte kazandığımız, Türkiye’nin yüzde 65’ini nüfusun yüzde 65’ini, ekonominin yüzde 86’sını birlikte kazandığımız siz yol arkadaşlarımızın ve Türkiye’nin 81 ilindeki demokratların darbeye direnişini onurla, gururla ve büyük bir heyecanla sahiplendik. O kötü akıl dört yıl sonra bar fedaileriyle, maalesef Türk polisine verilen kanunsuz bir emirle baba ocağının kapısına dayandı. Baba ocağımızı tahrip ettiler, hatırasını rahatsız ettiler.
Oranın seçilmişlerini kaba kuvvetle, gazla, copla ve kaba kuvvetle o binadan uzaklaştırmaya çalıştılar. Biz o gün bütün kötülükleri, bütün işbirliklerini ve bütün o yenilmişlik hissiyatını gerimizde bırakıp, sizinle birlikte öyle biri önde biri arkada değil, yan yana, omuz omuza, kol kola yeniye doğru yürümeye başladık. İki ay ‘Bırakmayın onlara’ dediniz, mücadele ettik. İki ayın sonuna gelindi, ‘Burada bir yol bulunamıyor, yeni bir yol açın’ dediniz. Yeni bir yol açmaya giriştik. Talimatınızla partiyi kurduk. Sizinle birlikte sokakta adını koyduk. Paramız yoktu, para yokken ‘Bulunur’ dediniz.
Bağışlarınızla bütçesini oluşturdunuz. Otobüsümüz yoktu. Ayşe teyze başlattı, sizler altımıza otobüs çektiniz. Bina yoktu ve sizlerin emekleriyle Türkiye’nin dört bir yanında bir zarfın içinden çıkan 900 lira, ‘Bugünkü hayvanlarımın süt parası’ diyeni de, ‘Eşimi kaybettim. Eşimin alyansını sana yolluyorum’ diyeni de ‘Para etmiyor ama bir küçük römork buğdayı sattım, bunu sana veriyorum’ diyeni de 23 bin 500 liralık en düşük emekli maaşından 500 lirasını bir elinde bastonla titreye titreye getiren teyzemi de gördük. Sorumluluğu aldık. Nihayet buralara kadar vardık. Hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum. Ellerinden öpüyorum. Hepsini ayrı ayrı kucaklıyorum.”
“ÜYELERİMİZ KİMİ SEÇERSE YOL YÜRÜYECEĞİMİZ KİŞİ ODUR”
“İşte o günlerde millet adını YENİ Parti koyunca “Nesi yeni?” diye soranlara, her şeyi yeni. Baştan aşağıya yenilemiştik. İşte 15 gün önceki ilçe kongrelerinde de bugün yapılan il kongrelerinde de söz verdiğimiz gibi her ne kadar Siyasi Partiler Kanunu bir delege sistemi emretse de, onları hepimiz adına seçildi, gelecek hafta resmi kongrede resmi görev yapacaklar. Ama kim yönetsin Ankara’yı? Ankara’yı kim yöneteceğine Genel Başkanlar karar verir. Gelenek böyledir. Bir aday söylenir. Aday tariflenir. Onun üzerinden yol yürünür.
Peki Genel Başkan olarak ben bu sorumluluğu nasıl alayım? Bugün karşımızda beş adayımız var. İkisi kadın, dördü hukukçu. En yaşlıları 54, en gençleri 39 yaşında olan, CV’leri birbirinden parlak, partiye ve siyasete emekleri hiçbirinin diğerinden geride olmayan, beşinin de göreve hazır olduğunu onları yeterli imzayla destekleyen sizlerin tescil ettiği ve bir yanda kadınlar, bir yanda gençler; bir yanda tecrübe, bir yanda kuruculuk… Birinden birine karar verip bir yanlış kararı tek başıma vereceğime ki bir kişinin, tek kişinin verdiği kararların memleketi ne hale getirdiği ortadayken.
Bir kişi yanlış yapabilir, yanlış karar verebilir. Ama 54 bin kişi yanlış karar vermez. Bugün adayları dinlediniz, sosyal medyadan dikkatle takip edildiler. Yarın Ankara’nın bütün ilçelerinde, bazı ilçelerde birden çok yerde kurulacak sadıklarla gün boyunca yeni partinin 54 bin üyesi sandık başına gidecek. 54 bin zekâ, 54 bin yürek, 54 bin üye bir karar verecek. Buradan Ankara’ya da Türkiye’ye de açıkça vurguluyorum. Ne Ankara’da ne Türkiye’nin herhangi bir yerinde Genel Başkan’ın desteklediği bir aday, genel merkezin bir adayı vardır. YENİ Parti’nin üyeleri kimi seçerse il başkanımız odur. Bundan sonra yol yürüyeceğimiz kişi odur.”
“DIŞLAYAN LİSTENİN KARŞISINDA BEN VARIM”
“Tabii yarın verilecek oylarla siz arkadaşlarımızdan birini seçip, diğerlerini ‘Kaybettin’ diye kenara çekmeyeceksiniz. YENİ Parti’nin siyasetinde kazananın göreve geleceği ama daha az oy alanların onun yanında duracağı, birlikte mücadele edeceği, hep birlikte siyaset yapacağı yepyeni bir zemini oluşturmak durumundayız. Şu kadarını söylüyorum. Geçen ilçe kongrelerinde söyledim. Dedim ki ‘Ertesi gün adayla birlikte oturup listeyi birlikte konuşan, kenti-ilçeyi kucaklayacak yeni bir yönetim…’ Bunun aksi olduğu durumda şu kadarını söyledim, buradan da söyleyeyim. ‘İlçe kongrelerinde eğer ki bir adayı seçtiniz, o aday çok önemli bir güç elde etti. İl kongresinde de öyle olacak.
Öyle ya adayı AK Parti’nin, MHP’nin teke indirdikleri gibi biz genel merkezde teke indirmemişiz. Gelmiş koca bir ilçe, oy vermiş ve seçmiş. Şimdi de koca bir il verip, seçecek. Aday bu gücü taşıyacak, rakiplerine karşı taşıyacak Ama bu gücü ele alınca ‘Ben listemi kendim yaptım. Bundan sonra karışmam’ diyen olursa Genel Başkan arkasında değil karşısında olacak’ dedim. Şimdi hep beraberiz, nerede Çankaya İlçe Başkanı? Burada. Bu yöntemle seçilmiş. Kendisine rakibi, diğer liste isimler önermiş. Milletvekillerimiz önermiş. 10 isim netleşmiş.
Ertesi sabah başkan o 10 ismi değil, üç ismi listeye koymuş. O liste de öyle seçilmiş. Çankaya burası, Çankaya. Başkanı çağırdım. Sordum ve dinledim. Ondan o üç ismin yerine o verilen 10 ismi aldık. Başkana dedik ki ‘İster kendi 10 ismini yedek yap, yedeklerle bir çalış. Biz yönetimini görevden alıyoruz, yerine bu 10 isimle birlikte atıyoruz.’ Doğru mu Başkan?
Sonra Başkana da çalışma esnekliği sağlayacak şekilde Çankaya’nın ilçe yönetici aday sayısını arkadaşlarımız, Gül Başkanımız, Ensar Başkanımız 10 artırdılar ve karma bir yönetimle buluştular. Salı günü bütün yönetim; seçilenler ve diğer liste mutabakat listesi ile beni ziyarete geliyorlar. Doğru mu? Bu listeyi atadık. Şimdi bütün Türkiye’ye söylüyorum. Nerede rakibini kapsamayan, dışlayan, şehri taşımayan bir liste varsa o listenin karşısında ben varım. Öbür türlü oluşan listeyi düzeltmek genel merkezin boynunun borcudur.”
“SİZE İNANIYOR, SİZE GÜVENİYORUM”
“Değerli arkadaşlar yeni bir yola çıkıyoruz. Yeni yolun nimetinden yararlanıp yeni kuralları külfet gören bir anlayışla yürüyecek bir adım yolumuz yok. Her şey yepyeni olacak. Yeni kurallara herkes uyacak, herkes alışacak. Buradan da beş adaya söylüyorum. Yarın biriniz seçimi kazandı. Diğer dördü ile pazartesi sabah kahvaltıda oturup, önerileri alıp, ilin bütün dengelerini kollayıp, bize parti içinde… Bakın bugün normal bir seçim yapsaydık, seçim kazanacak listeler yapacaklardı.
Bir oy almak için bazen bir kişi yazdığımızı bilirim ben. Bugün seçim kazanacak bir listeye ihtiyaç yok. Kararı 54 bin kişi yarın siz vereceksiniz. Bizim yarından sonra Ankara’da seçim kazanacak bir listeye değil, genel seçimlerde Ankara’da bizi birinci parti yapacak bir yönetim listesine ihtiyacımız var. Bunun için bundan sonra hep birlikte çalışacağız. Ben gece-gündüz çalışmakla övünmüyorum. Ben gece-gündüz, gecemi gündüzüme katarak birlikte çalışacağım Türkiye’nin en kuvvetli seçim ordusunu, en kuvvetli propaganda ordusunu, bu karşımızdaki kötülüğü hep birlikte yeneceğimiz YENİ Parti’nin yeni mücadele gücünü hazırlamaya çalışıyorum.
Bir başıma ben de yetemem, il yönetimleri de yetemez. Türkiye’nin en kalabalık seçim propaganda gücüne, en uzun sürede seçimine ve kapı kapı, ev ev, sokak sokak, kahve kahve, tarla tarla çalışacak, meseleye en az benim kadar inanmış ve adanmış YENİ Parti’nin yeni siyasetinin neferlerine ihtiyacım var. Ben onun için size inanıyorum, size güveniyorum.”
“‘KENDİMİZ DEMOKRATİKLEŞECEĞİZ’ DEDİK”
“Değerli yol arkadaşlarım, Türkiye’de yıllardır siyasetin değişmesi gerektiğinden bahsediliyor. Bazen isimler değişiyor, tabelalar değişiyor, milletvekilleri, bakanlar değişiyor ama siyaset yapma biçimi değişmiyor. Siyaset yapma biçimi değişmeyince de ülkenin kaderi değişmiyor. Sonra dönüp ‘Millet siyasete neden soğuk?’ diye soruluyor. ‘Millet siyaset kurumuna niye güvenmiyor?’ diyor. Oy isterken hatırlanan, karar verilirken kapının dışında bırakılan insanlar neden siyasete güvensinler?
Gençler sözlerinin dinlenmediği, sadece oylarının istendiği bir mekanizmanın içinde niye heyecan duysunlar? Niye var olsunlar? Biz bu yüzden daha ilk günden bir karar verdik. Dedik ki, ‘Önce kendimiz değişeceğiz. Ülkeye demokrasi vaat ediyorsak, kendimiz demokratikleşeceğiz. Demokrasiyi önce kendi evimizde kuracağız.’ Başladık, ilçe başkanlıkları seçimini Türkiye genelinde, ufak tefek istisnalar, eksikler giderilmek kaydıyla büyük bir başarıyla tamamladık. Bugün il kongrelerini yapıyoruz, yarın ilk kongrelerini tamamlayacağız. 81 ilde 820 ilçede örgütlenen partimiz ortaya koyduğu iddiasının arkasında duruyor. Pazartesi günü seçilmiş 820’nin üzerinde ilçe başkanı, ki bir ay içinde örgütlenmede biraz geride kalan birkaç ilin de tamamlanmasıyla 927’ye ulaşacak. Ve 81 il başkanı artık bir işi bitirmiş değil, esas işlerine başlayacak günde olacaklar.
Şimdi sıra mümkün olan her mahallede mahalle meclislerini, istisnasız tüm ilçelerde ilçe meclislerini, il meclislerini oluşturmaktır. Eski siyasette kararı verenler yukarıda oturur, bedeli ödeyenler aşağıdadır. Ama yeni siyasette karar; mahallede, ilçede, ilde tartışılacak, alınacak, önerilecek, varılan kararlar hep birlikte sokak sokak uygulanacak. Onun için bugün seçilmiş ilçe başkanı, seçilmiş il başkanı olmak kendilerine rakip partilere karşı arkalarında koyduğumuz büyük bir güçtür.
Bu gücün yetki ve sorumluluğu ile seçilecek tüm başkanlardan, siyaseti mahallelerden başlatarak yükseltmeyi, seçime kadar ivmelenen bir güçle partimizi iktidara taşımalarını bekliyorum. Ve hepinizden bu mücadelenin içinde bir adım bile geride kalmamanızı bekliyorum. YENİ Parti ile birlikte hep beraber öyle bir yol açıyoruz ki bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yeni siyasetle birlikte hiçbir şey geride bıraktıklarımız gibi olmayacak. Hep birlikte ileriye, iktidara yürüyeceğiz.”
“AK PARTİ’NİN TEMSİL ETTİĞİ KİBİRLİ SİYASETTİR”
“Değerli arkadaşlar, bizim ‘eski siyaset’ dediğimiz aslında bir anlayış meselesidir. Eski siyasette kararı tepede oturanlar alır ve denetlenmezler. Liyakatın yerine sadakat almıştır. Kamu imkanları iktidarın malı gibi görülür. Devlet ile parti birbirine girmiştir. Parti devletin, devlet partinin sanılmaktadır. Böyle olunca siyasetçiler kibrin sahibidirler ve esiridirler. İşte bugün AK Parti’nin temsil ettiği siyaset, tam da bu kibirli siyasettir. Bugün yaşadığımız sorunların hiçbirisi gökten inmedi. Hayat pahalılığı gökten inmedi. Devlete olan güvenin çökmesi kendiliğinden olmadı. Gençlerin gelecek kaygısı gökten inmedi. Torpil, kayırmacılık gökten inmedi. Kutuplaşma gökten inmedi. Ve bunların hepsi üst üste konmuş yanlış tuğlaların sonucudur.
Yanlış tuğlayla doğru duvar örülmez. Yanlış örülen duvar, milleti de altına alır, gün gelir seni de altına alır. İşte bir aydır hep birlikte yaşadığımız fon soygunu bundan bağımsız değildir. Ancak fon soygunu, evet mali bir sorundur, bir yönetim sorunudur ve bir devlet sorunudur. Birkaçını hatırlayacak olursak. Aynı anlayış hastaneleri, özel hastaneciliği özendirirken, kamu sağlık hizmetlerini geriletirken, para kazanmak için özel hastanelere belli kriter ve imkanlar verirken; kuvözde küçücük, erken doğmuş, yeni doğmuş bebeklerin canına mal olmuştur. Yenidoğan Çetesi belki bizim evladımızın, torunumuzun canını almamıştır ama alabilirdi. Çünkü bu devletin yönetim anlayışının özel hastaneciliğe yansımasıdır.”
“ASRIN SOYGUNUYLA, ASRIN VURGUYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
“Geçtiğimiz günlerde daha dün, belki bugün süren yağışlarda İstanbul’da sel basan her mahalle bir dereyle anılmaktadır. Dere yataklarını imara açmak AK Parti’nin kara düzenini işidir. Ayamama Deresi’nde 31 kişi öldüğünde ‘Bundan öncesini unutalım, hatalardan ders alalım. Derelere imar yapmayalım’ diyenler şimdi aynı sözleri 16 yıl sonra, 17 yıl sonra bir kez daha ifade etmektedirler. O sele kapılanlardan biri bizim yakınımız değildi, ama olabilirdi. Çünkü aynı kötü yönetim anlayışının bir eseriydi. 301 madenci üretim baskısıyla Soma’da hayatını kaybederken ya da yıllar sonra beş madenci yanındaki madende hayatını kaybederken, belki bizim akrabamız değildi o çocuklar ama her biri evladımız olabilirdi. Çünkü sorun aynı yerde, devletin yönetilememesinde, yönetim krizindeydi.
Bugün de kimimize yakın, kimimize uzak. Ama Türkiye’de yaşanan fon krizinin ekonomiye doğrudan maliyeti ilk günlerde 20 milyar dolardı. Sonra bunun 90 milyar dolara borsadaki ve ekonomideki etkisi ile ulaştığı söylendi. Dün itibari ile yapılan son tarafsız, bağımsız değerlendirmeler bütün yükün 110 milyar dolara çıktığını gösteriyor. Hatırlayalım 6 Şubat depreminde, asrın felaketinde 11 il yıkıldığında toplam maliyet 100 milyar dolardı. Yani bugün 11 ili yerle bir eden, 56 binden fazla vatandaşımızı canından eden, yüreğimizi yakan asrın felaketinden daha büyük maliyetli, asrın soygunuyla, asrın vurguyla karşı karşıyayız.
“YÖNETİCİLER, ERDOĞAN TARAFINDAN ATANMIŞ KİŞİLERDİR”
“Bu vurgunu gerek içeride olan fon yöneticileri, gerek dışarıdakiler, gerek bilinenler, gerek bilinmeyenler tamamı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanmış isimlerdir. Kimi büyükelçi, kimi başdanışmanı, kimi istişare kurulu üyesi, kimi Varlık Fonu yöneticisi, ikisinin 200 liralarda birisinin 50 lirada imzası var ve hangisi olursa olsun o fonların yönetiminde yer alan herkesi atayan tek bir kişi var, o da Recep Tayyip Erdoğan’dır. Ve buradan Tayyip Bey’e şunu söyleyeyim.
Geçmişte örneğin Gölcük depreminde üçüncü gün çadır yok diye dönemin Başbakanı Ecevit’e ağzına geleni söyleyen Erdoğan, asrın felaketinde 33 gün sonunda çadır dağıtamamayı yaşamış, kendi yaptığıyla kendi sınanmıştır. O Ecevit’e vaktiyle ayağını sürüyor diye ‘Ölünce mi bırakacaksın be adam, erken seçimi getir’ diyordu. Bugün Erdoğan’ın adımları, ayağı konuşuluyor ama rakibi olarak biz o terbiyede değiliz. Erdoğan kendi hocasına, Necmettin Erbakan’a, o gün Erdoğan benim yaşımdaydı, Necmettin hoca onun yaşındaydı, ‘Yaş 70, iş bitmiş’ diyordu. Bugün o cümleler ile sınanacağı yaşa, sağlığa ve acziyete gelmiştir. Ve geçtiğimiz yıl Cumhuriyet Halk Partisi’nin içindeki birtakım kişilerin Erdoğan yargısından medet umduğu süreçlerde zevkle söylediği bir kalıp vardı.
Şimdi o kalıba bir cevap versin Erdoğan. Kendi partisi açısından. Şimdi bu fon skandalındayız Erdoğan. Ey Erdoğan, bunları atayanlar AK Partili. Atananlar AK Partili. Soyanlar AK Partili, soyulanlar AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Ama bir şeyi düzelteyim. ‘12 milyon üyem var’ dersin ve kaydederken kaydedersin. Sırf mülakata girecek diye üyeyi arttırırsın, sırf sosyal yardım için üye kaydını zorunlu kılarsın. İllere, ilçelere kotalar koyar ve ‘şu kadar oyu kaydet’ dersin.
Kurdu, kuşu üye kaydettirirsin. Ama günü gelince o insanları bir kenarda bırakırsın. Çünkü artık AK Partili olmak değil, yukarıda olmak, sarayda olmak, yukarılarda kuvvetli bağlantıları olmak ve paraya para katmaktır. Bir dava bırakılmış, üyeler bırakılmış, artık başka bir seçkin sınıfla iş tutulmuştur.”
“SİZ BİZİMLE AYNI TARAFTASINIZ”
“Şimdi buradan bütün AK Partililere sesleniyorum. 23 bin 500 lirayla geçinemeyen AK Partili teyzeme, 28 bin lirayla alnının terinin karşılığını alamayan asgari ücretli kardeşime ya da çeşitli güçlüklerden, zorluklardan yılmış, bu fon krizlerinde parasını kaybetmiş, ‘Acaba kredi kartımın borcunu kapatmak için her ay yatırdığım en düşük kısmı buraya koysam ve parayı onlar gibi üçe-beşe katlasam, borçtan kurtulsam’ deyip çaresiz kalmış kardeşlerime sesleniyorum.
Karadeniz’deki fındık, çay üreticisine, Gaziantep’teki fıstık üreticisine, Manisa’nın üzümcüsüne, Çukurova’nın pamuğuna, Trakya’nın buğday, ayçiçeği üreticisine, Bursa’nın karayemiş, meyve üreticilerine sesleniyorum. Artık sen onlarla aynı tarafta değilsin. Şunu gör ki sen bizimle; emeklilerle, emekçilerle, emeği sömürenlerle, hayatı karartılanlarla aynı taraftasın. Gel, beraber olalım ve bunlardan kurtulalım. Seni sarayından karınca gibi gören ve ezenlere karşı AK Parti’nin üyelerine sesleniyorum. Karıncanın kardeşi vardır, o da YENİ Parti’nin ta kendisidir.”
“HESAP VERECEĞİ YERDE MİLLETLE ALAY EDİYOR”
“Erdoğan bir aydır bu sorunu çözmedi, çözmüyor ama 17-25 Aralık‘ta olduğu gibi, her zora düştüğünde olduğu gibi suçu başkasına atmakla uğraşıyor. Ama bu sefer buna karınlar toktur. Diyor ki ‘Dış güçler ekonomimize sabotaj yapıyor.’ Basit birkaç sorumuz var Sayın Erdoğan. Buradan soruyorum. Fon şirketlerinin yönetimine o isimleri dış güçler mi atadı, sen mi atadın? Fatma Betül Sayan Kaya 2,2 milyarlık vurgunu yaparken sana mı güvendi, dış güçlere mi güvendi?
‘Türkiye Yüzyılı’ sloganını bulanlar yüzyılın soygununu tasarlarken yanlarında dış güçler mi vardı? Parti Sözcüsü Ömer Çelik’i Bodrum’da fon vurguncusuyla baş başa tatile dış güçler mi yolladı? Hayati Bey’in oğlunun mal varlığından tedbiri dış güçler mi kaldırdı? O yüzden şunu çok net ortaya koyalım. Hani yine kendi söylediğim bir sözle sana bir hatırlatma yapalım. Milletin parası çalınırken hepiniz oradaydınız be, hepiniz oradaydınız. Beyefendi çıkmış bu işleri küçümsüyor. ‘Fon piyasasının sadece yüzde 4,6’sında sorun oluştu’ diyor. Milletin 110 milyar doları gitmiş, hesap vereceği yerde milletle alay ediyor.
Buradan açıkça ifade etmek isterim ki bu sorun bu parayı kazananlardan son kuruşuna kadar alınmadan, yurt dışına kaçıranlardan o para uluslararası anlaşmalarla geri tahsil edilmeden, Türkiye borsasında yabancı yatırımcıymış gibi işlem yapan, aslında buradaki FETÖ borsası paralarını, İBB borsası paralarını, soğuk cüzdanlarla Lüksemburg‘a ya da çeşitli ada ülkelerine yollayıp da oralardan offshore hesaplardan gelip burada vurgun yapanlar ortaya çıkmadan, yetimin hakkı ödenmeden bu işin kapanmasına izin vermeyeceğiz. Bunu herkes böyle bilsin.”
“BİZ YENİLGİYİ KABUL ETMEYEN KADROLARIZ”
“Değerli arkadaşlar, yeni siyasetimizin üç önemli ayağı var. Bunlardan bir tanesi siyaseti sahibine, yani millete vermektir. Bugün buradaki sandık bunun için vardır. Gönlümden geçenin değil, sandıktan çıkanın kazanması esastır. Ülkeye, seçmene, milletin kararına güven duymak esastır. Ve kimsenin oturduğu koltuğa kök salmaması esastır. Bunun için tüm makamlar milletten emanettir ve dönem kuralları işleyecektir. Milletvekilliğinde ve Parti Yöneticiliğinde iki dönem ve üç dönem kuralları katı şekilde uygulanacaktır. Dönem kuralından muaf bir tek kişi olacaktır o da Genel Başkanın ta kendisidir.
Genel Başkan da iki dönem, üç dönem kuralı yoktur. Bu dönem kuralı vardır. Seçimlere girilir, seçim kazanılırsa göreve devam edilir, kaybeden Genel Başkan evine gönderilir. Bunu 4 – 5 Kasım Kurultayı’nda söylemiş, rahmetli Ecevit’in 70’lerde değerli yol arkadaşlarıyla yaptığı gibi girdikleri iki yerel, iki genel dört seçimden de partimizi birinci parti çıkardığı gibi ‘Bunu yapmazsam derhal görevi bırakacağım’ demiştim. Bugün de o zaman tüm illerde söylediğimi, tüm il kongrelerinde söylediğimi buradan bir kez daha kayda geçireyim. Biz yenilgiyi kabul etmeyen kadrolarız. Bu salon yenilgiye isyan edenlerle dolu bir salondur. Ya kazanacağız ya kazanacağız. Kaybettiğimiz yerde bir dakika daha durmayacağız. İkinci hedefimiz; devletin kapılarını millete açmaktır. Bugün devletin kapısında bir partinin rozeti asılıdır. Adalet kapısında, gelir kapısında bir partinin ampullü bayrağı asılıdır.
Devletin kapıları bir partiye açık ama milletin kendine kapalıdır. Biz devletin kapılarını ayrımsız şekilde 87 milyona açmaya geliyoruz. Biz adamı olanı, yakını olanı değil; arkada kalanları öne çıkarmaya geliyoruz. Üçüncü ana hedefimiz de hesap verilebilirliktir. Yeni siyasette yetkiyi kullanan herkes hesabı üyeye ve millete verecektir. Siyaset şeffaf olacak, yanlış yapan korunmayacaktır. Yıllardır GRECO Kriterleri’ne göre hazırlanmış, siyasetin finansmanının şeffaf olduğu, siyasetçinin alacağı hediyeye kadar her şeyin kurallara bağlı olduğu, başta milletvekilleri, belediye başkanları, herkesin kendi ve birinci ikinci derece yakınlarının gözetim ve mal varlığı denetiminde olduğu bir yöntemi biz öneriyoruz, onlar reddediyorlar.
“PARTİMİZE VE ÜLKEYE YAKIŞMAYANI SIRTIMIZDA TAŞIMAYACAĞIZ”
“‘Siyasi Ahlak Yasası çıkarsa ilçe başkanı, il başkanı bulamayız’ diyorlar. Sonra da kendi belediye başkanları normal usullere göre denetlenirken savcılarla, ihbarlarla, gizli tanık, yalan beyanlarla, siyasi operasyonlarla bizi kirletmeye çalışıyorlar. Buradan açıkça milletimize ifade ediyoruz. Biz, siyasetin denetimini, hesap verilebilirliği, şeffaflığı istiyoruz. Verilemeyecek hesabı olmayanlar dimdik duruyorlar, gerekirse cezaevine gidip aslanlar gibi yatıyorlar.
Ama ‘Ya bize katıl, ya içeriye atıl’ korkusuyla teslim olanlar, açık verenler, gerçek yolsuzluğa bulaşmış olanlar bizlerin safından AK Parti tarafına katılıyorlar. İşte bu katılımlara kimse moralini bozmasın. Elbette ki biz bu kötülüklerden, bu çirkinliklerden, bu kahpeliklerden ve bu satışlardan gerekli dersi alacağız. Ama partimize ve Türkiye’ye yakışmayan kimseyi de sırtımızda taşımayacağız.”
“GEÇMİŞİN KAVGASINI BÜYÜTMEYE GELMİYORUZ”
“Şimdi önümüzde iki Türkiye var. Birincisi eski siyasetin sürdüğü Türkiye. Orada yolsuzluk var, krizler var, kayırmacılık var. İkincisi ise yeni siyasetine hakim olduğu Türkiye. Burada devletin bir avuç insana değil millete ait olduğuna inanan kadrolar var. Biz, geçmişin kavgasını büyütmeye gelmiyoruz, ortak geleceğin yolunu açmaya geliyoruz. Biz, birilerinden intikam almaya değil devleti adaletle ve hakkaniyetle buluşturmaya geliyoruz.
Biz, yargıyı ele geçirmeye değil bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir yargı sistemi kurmaya, biz basını ele geçirmeye değil bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği özgür bir Basın Kanunu yapmaya geliyoruz. Biz, insanları birbirinden ayırmaya gelmiyoruz. Biz, bu memleketin evlatlarını aynı sofrada oturtmaya, o sofranın ekmeğini büyütmeye, hakça bölüşmeyi, öğretmeye, öğrenmeye, yaşatmaya geliyoruz. Değerli yol arkadaşlarım, bugün burada yan yana duruyorsak, bir şey sakın unutmayın. Biz buraya düz bir yoldan gelmedik. Önümüze kırmızı halılar sermediler. Kapılar ardına kadar açılmadı.
Tam tersine yolumuz tümseklerle, çukurlarla, bize kurulmuş tuzaklarla, kumpaslarla doluydu. Tüm kapıları birileri tutmuş, arkasına sürgüleri çekmişti. Yanımızda Cumhuriyet’in ilkelerine inanan, altı oka gönül vermiş bizler varken karşıdan düşman oklarına muhatap olduk. Kimimiz bu oklara vuruldu, düştü, düştüğü yerden onları kaldırdık. Kimimiz bu oklardan korktu, kaçtı, cepheyi terk etti.”
“GÜL BAHÇESİ İÇİNDEN GEÇMEYİ VAAT ETMEDİM, ETMİYORUM”
“Bugün elimizde sınırsız imkanlar yok. Hemen hemen hiçbir imkan yok. Devlet gücü yok. Sermaye yok. Kapılar kapalı. Yarın da bugünden kolay olmayacak. Yeni bedeller ödemek zorunda kalabiliriz, hazırız. Yeni ihanetler görebiliriz, yüzleşmek zorundayız. Ama unutmayın ki bizim gücümüz; kötülüğe teslim olmamaktır, bir santim eğilmemek, bir adım geriye atmamaktır, arkada hiçbir masumu bırakmamaktır. Bu yüzden ben daha önce de söyledim.
Size gül bahçeleri içinden geçip bolluk ve refah içinde bir iktidar yolculuğu değil, dikenlerin üstüne basa basa yürünen acı, zorlukla dolu ama sonu umut olan bir iktidar yolculuğu vaat ediyorum. Ben size kolay yoldan kazanmayı değil, kötülüğe teslim olmamayı, haysiyet mücadelesini bırakmamayı ve onlardan korkmamayı, İsmet Paşa’nın dediği gibi ‘namussuzlardan daha cesur namuslular olarak’ omuz omuza yürümeyi teklif ediyorum.
Ben size inanıyorum, ben size güveniyorum. Kalkın ayağa ve bu partiyi taşıyın iktidara. YENİ Parti, AK Parti’nin kara düzenini yıkmaya, işçinin, memurun, esnafın, emeklinin, gençlerin ve kadınların yeni düzenini, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün istediği çağdaş Türkiye’yi kurmaya geliyor. Yolumuz açık olsun, yolunuz açık olsun. Ben size inanıyorum. Biz kazanacağız, Türkiye kazanacak. Hepinizi saygıyla selamlıyor, arkadaşlarımın her birisine başarılar diliyorum. Sağ olun, var olun.”
